Türkiye'de Müslümanların Sinema Serüveni ve "Hep Otuz Üç Yaşında"nın İlham Veren Hikâyesi
Türkiye’de Müslülmanların sinema ile olan
ilişkisi, derin bir tutku ve büyük bir mesafeyi aynı anda barındırıyor. Sinema,
dünyanın en etkili anlatı ve ifade biçimlerinden biri olmasına rağmen uzun bir
süre boyunca Müslümanlar tarafından ya göz ardı edildi ya da yeterince ciddiye
alınmadı. Halbuki sinema sadece hikâyeler anlatmakla kalmaz; toplumların
hafızasını kaydetmek, bir düşüncenin izini geleceğe taşımak ve kitlelere
ulaşmak için çok yönlü bir aracıdır. Ancak ne yazık ki, sinemanın bu
potansiyeli ülkemizde genellikle ya hafife alındı ya da yetersiz becerilerle
kullanıldı. Her şeye rağmen son yıllarda mücadeleci bir ruhla ortaya konulan
örnekler, umut verici bir çabanın işaretlerini de taşıyor. Bunlardan biri de
“Hep Otuz Üç Yaşında” belgeseli.
Filmle Gelen Cesaret
“Hep Otuz Üç Yaşında” bir belgeselden fazlası: her
ne kadar kendisinin böyle bir iddiası tabi ki olmasa da Müslümanca bir bakışın
sinema diline dönüşmesi yolunda atılan önemli bir adım. Murat Pay
yönetmenliğinde çekilen bu film Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’nin
(DİA) 33 yıla yayılan çalışma hikâyesini, kurmaca ve belgesel arasında bir
doku-drama formunda anlatıyor. Film sadece DİA’nın ansiklopedi çalışmasının
tarihini kayda geçmekle kalmıyor, aynı zamanda kolektif bir emeğin ilham verici
hikâyesini de gün yüzüne çıkarıyor.
Filmde, Niyaz ve Ekmel adında iki karakterin
öyküsü üzerinden ansiklopedi çalışmasının ruhuna tanıklık ediyoruz. Niyaz, genç
bir akademisyen; Ekmel ise ömrünü ilme adamış bir hoca. Bu iki karakterin
yolculuğu sadece bireysel bir dönüşümü anlatmakla kalmıyor aynı zamanda
ülkemizin ilim yolundaki kolektif hafızasını da şekillendiriyor.
Eksiklikler ve Güzellikler
Elbette, film bazı eksiklikler taşıyor. Kurmaca
ile belgesel arasındaki denge yer yer sallantıya giriyor; dramatik gerilim
yeterince kuvvetli tutulamıyor. Ancak bu eksiklikler filmin cesur ve özgün
anlatı diliyle telafi ediliyor. Filmin çabası övgüyü hak ediyor. Şöyle
düşünelim: Sinema dilini Müslümanca bir ruhla şekillendirmek bu kadar büyük bir
tarihsel projeyi perdeye taşımak kolay bir iş değil. Harika bir iş çıkmış. Dolayısıyla
bu çabanın her parçası saygıyı hak ediyor.
Ayrıca film tertemiz bir İslami bakış açısıyla
kaleme alınmış. Hiçbir sahnesinde kirletici veya gereksiz unsurlar bulunmuyor.
Ailecek izlenebilecek nitelikte, eziklik ya da absürt sahnelere yer verilmemiş.
Gönül rahatıyla izlenebilir; ancak çocukların filmi anlamakta zorlanabileceğini
düşünerek dikkatleri dağıldığında zorlamamak önemli bir detay olabilir.
Hikâyemizi Anlatmak
Bir toplum kendi hikâyesini anlatmazsa, onun
yerine başkaları anlatır. “Hep Otuz Üç Yaşında,” bu anlamda önemli bir misyon
üstleniyor. Yıllarca bu toprakların üretkenliğini ve çaba dolu hikâyelerini
görmezden gelen bir sinema anlayışına karşı ilim ve emeği merkeze alan bir
anlatı sunuyor. Film, Ortadoğu’ya atfedilen “yarım kalan projeler mezarlığı”
algısına da şu ifadeyle meydan okuyor: “Bu ansiklopedi tamamlanmış bir
hayalin gerçeğe dönüşmüş hâlidir.”
Sinema İçin Teşvik Şart
“Hep Otuz Üç Yaşında,” izlenmeyi her anlamda hak
eden bir film. Ancak burada bitmemesi gerekiyor. Benzer projelerin
desteklenmesi, sinemanın sadece bir eğlence aracı değil, aynı zamanda bir
medeniyetin ruhunu ve hafızasını taşıyan önemli bir mecra olduğunu anlamamız
gerekiyor. Bunun için daha fazla çaba, daha fazla destek ve daha fazla cesaret
gerekli.
Teşekkürler ve Çağrı
Bu filmi hayata geçiren tüm ekibe, Türkiye
Diyanet Vakfı’na ve bu cesur adımı atan yönetmen Murat Pay’a teşekkür etmek
gerekiyor. “Hep Otuz Üç Yaşında” eksikleriyle bile kocaman bir teşekkürü hak
ediyor. Sinema diliyle hikâyemizi anlatma çabası şu ana kadar görülmemiş bir
cesaretin ifadesidir. Bu filmi izlemek sadece bir sanat eserine tanıklık etmek
değil; aynı zamanda kendi hikâyemize sahip çıkmak anlamına geliyor. Unutmayalım,
hikâyemiz bize ait. Ve bunu anlatma sorumluluğu bizden başka kimseye ait değil.