24 Ocak 2025

Türkiye'de Müslümanların Sinema Serüveni ve "Hep Otuz Üç Yaşında"nın İlham Veren Hikâyesi

Türkiye’de Müslülmanların sinema ile olan ilişkisi, derin bir tutku ve büyük bir mesafeyi aynı anda barındırıyor. Sinema, dünyanın en etkili anlatı ve ifade biçimlerinden biri olmasına rağmen uzun bir süre boyunca Müslümanlar tarafından ya göz ardı edildi ya da yeterince ciddiye alınmadı. Halbuki sinema sadece hikâyeler anlatmakla kalmaz; toplumların hafızasını kaydetmek, bir düşüncenin izini geleceğe taşımak ve kitlelere ulaşmak için çok yönlü bir aracıdır. Ancak ne yazık ki, sinemanın bu potansiyeli ülkemizde genellikle ya hafife alındı ya da yetersiz becerilerle kullanıldı. Her şeye rağmen son yıllarda mücadeleci bir ruhla ortaya konulan örnekler, umut verici bir çabanın işaretlerini de taşıyor. Bunlardan biri de “Hep Otuz Üç Yaşında” belgeseli.

Filmle Gelen Cesaret

“Hep Otuz Üç Yaşında” bir belgeselden fazlası: her ne kadar kendisinin böyle bir iddiası tabi ki olmasa da Müslümanca bir bakışın sinema diline dönüşmesi yolunda atılan önemli bir adım. Murat Pay yönetmenliğinde çekilen bu film Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’nin (DİA) 33 yıla yayılan çalışma hikâyesini, kurmaca ve belgesel arasında bir doku-drama formunda anlatıyor. Film sadece DİA’nın ansiklopedi çalışmasının tarihini kayda geçmekle kalmıyor, aynı zamanda kolektif bir emeğin ilham verici hikâyesini de gün yüzüne çıkarıyor.

Filmde, Niyaz ve Ekmel adında iki karakterin öyküsü üzerinden ansiklopedi çalışmasının ruhuna tanıklık ediyoruz. Niyaz, genç bir akademisyen; Ekmel ise ömrünü ilme adamış bir hoca. Bu iki karakterin yolculuğu sadece bireysel bir dönüşümü anlatmakla kalmıyor aynı zamanda ülkemizin ilim yolundaki kolektif hafızasını da şekillendiriyor.

Eksiklikler ve Güzellikler

Elbette, film bazı eksiklikler taşıyor. Kurmaca ile belgesel arasındaki denge yer yer sallantıya giriyor; dramatik gerilim yeterince kuvvetli tutulamıyor. Ancak bu eksiklikler filmin cesur ve özgün anlatı diliyle telafi ediliyor. Filmin çabası övgüyü hak ediyor. Şöyle düşünelim: Sinema dilini Müslümanca bir ruhla şekillendirmek bu kadar büyük bir tarihsel projeyi perdeye taşımak kolay bir iş değil. Harika bir iş çıkmış. Dolayısıyla bu çabanın her parçası saygıyı hak ediyor.

Ayrıca film tertemiz bir İslami bakış açısıyla kaleme alınmış. Hiçbir sahnesinde kirletici veya gereksiz unsurlar bulunmuyor. Ailecek izlenebilecek nitelikte, eziklik ya da absürt sahnelere yer verilmemiş. Gönül rahatıyla izlenebilir; ancak çocukların filmi anlamakta zorlanabileceğini düşünerek dikkatleri dağıldığında zorlamamak önemli bir detay olabilir.

Hikâyemizi Anlatmak

Bir toplum kendi hikâyesini anlatmazsa, onun yerine başkaları anlatır. “Hep Otuz Üç Yaşında,” bu anlamda önemli bir misyon üstleniyor. Yıllarca bu toprakların üretkenliğini ve çaba dolu hikâyelerini görmezden gelen bir sinema anlayışına karşı ilim ve emeği merkeze alan bir anlatı sunuyor. Film, Ortadoğu’ya atfedilen “yarım kalan projeler mezarlığı” algısına da şu ifadeyle meydan okuyor: “Bu ansiklopedi tamamlanmış bir hayalin gerçeğe dönüşmüş hâlidir.”

Sinema İçin Teşvik Şart

“Hep Otuz Üç Yaşında,” izlenmeyi her anlamda hak eden bir film. Ancak burada bitmemesi gerekiyor. Benzer projelerin desteklenmesi, sinemanın sadece bir eğlence aracı değil, aynı zamanda bir medeniyetin ruhunu ve hafızasını taşıyan önemli bir mecra olduğunu anlamamız gerekiyor. Bunun için daha fazla çaba, daha fazla destek ve daha fazla cesaret gerekli.

Teşekkürler ve Çağrı

Bu filmi hayata geçiren tüm ekibe, Türkiye Diyanet Vakfı’na ve bu cesur adımı atan yönetmen Murat Pay’a teşekkür etmek gerekiyor. “Hep Otuz Üç Yaşında” eksikleriyle bile kocaman bir teşekkürü hak ediyor. Sinema diliyle hikâyemizi anlatma çabası şu ana kadar görülmemiş bir cesaretin ifadesidir. Bu filmi izlemek sadece bir sanat eserine tanıklık etmek değil; aynı zamanda kendi hikâyemize sahip çıkmak anlamına geliyor. Unutmayalım, hikâyemiz bize ait. Ve bunu anlatma sorumluluğu bizden başka kimseye ait değil.