28 Ocak 2025

​Tarih Tersyüz Edilemez

Tarih, insanlık adına yaşanmış acıların ve direnişlerin hafızasıdır. Ancak bazı güçler bu hafızayı değiştirmek ve kendi çıkarlarına uygun bir anlatı inşa etmek için çabalar. Filistin topraklarında bugün yaşananlar da tam olarak budur. Yüzyıllardır bu topraklarda yaşayan yerli halkın sesleri bastırılmaya, tarihi gerçekler manipüle edilmeye çalışılıyor. Ancak tarih hiçbir zaman unutmaz. İsrail’in varlığı Filistin halkının üzerine dayatılmış bir işgalin sonucudur ve bu işgalin kökenleri tarihsel belgelerle sabittir.

Bir Vaadin Gölgesinde İşgal

İsrail’in işgale yönelik meşruiyet iddiası, "Binlerce yıl önce tanrımız bu toprakları bize vaat etti" anlayışına dayanıyor. Bu söylem üzerinden şekillenen politika modern dünyanın en büyük adaletsizliklerinden birine zemin hazırladı. İsrail’in kuruluş sürecinde Filistin’in kadim halkları zorla yerlerinden edildi. Tarihi şehirler ve köyler yıkıldı. Kültürel miras yok edildi. Bu süreç dini bir vaat bahanesiyle uluslararası toplumun gözleri önünde gerçekleşti. Peki bu vaat, halkların yaşam hakkını ortadan kaldırmayı nasıl haklı çıkarabilir? İşte bu sorunun cevabı, işgalin meşrulaştırılmaya çalışıldığı temel noktalardan birini oluşturuyor.

100 Yıllık Zulmün Acı Bilançosu

Filistin topraklarında yaşanan işgal ve zulüm bir asrı geride bıraktı. Bu süre boyunca binlerce aile evlerinden edildi. İnsanlar sadece topraklarını değil hayatlarını da kaybetti. Filistin halkı zorunlu göçlerle parçalandı. İnsanların sadece yaşam alanları değil umutları da ellerinden alındı. İsrail devletinin kuruluşundan itibaren yüz binlerce insan katledildi. Bugün dahi bu şiddet hız kesmeden devam ediyor. Son savaşta en az elli bin insan hayatını kaybetti. Bu savaş, işgalin ne kadar sistematik ve acımasız olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Ancak medya ve propaganda araçları, bu gerçeği gizlemek için yoğun bir çaba gösteriyor.

Direnişi Anlamak ve Anlamlandırmak

Filistin halkının direnişi bir tercih değil bir zorunluluktur. Hamas savaşçılarının yüzde doksan beşinin ebeveynleri İsrail tarafından öldürülmüştür. Bu durum direnişi anlamak için bir ipucu sunuyor. Çocuklarını kaybeden annelerin, evlerinden koparılan ailelerin ve yaşamları mahvedilen insanların başka bir seçeneği kalmamıştır. Şiddetin ve işgalin kök saldığı bu topraklarda insanlar sadece var olabilmek için direniyor. Yaklaşık kırk bin çocuğun anne ve babası İsrail saldırılarında öldürüldü. Bu çocuklar büyüdüğünde yaşadıkları acının hesabını sormayacak mı? İşgalin gölgesinde büyüyen bir nesil direnişin ruhunu miras alıyor.

Terörizm Kimin Eliyle Şekilleniyor

Direnişi terörizm olarak tanımlamak bir algı operasyonundan ibarettir. Asıl terörizm, kadınları ve çocukları hedef alan saldırılarla kendini gösteriyor. Evlerini kaybeden ailelerin, ibadethaneleri yerle bir edilen insanların yaşadığı zulüm modern çağın en büyük adaletsizliklerinden biridir. İsrail’in Filistin halkına yönelik saldırıları insan haklarını ve uluslararası hukuku açıkça ihlal ediyor. Bugün Filistinli direnişçilere terörist diyenler, asıl terörün İsrail eliyle şekillendiğini görmezden geliyor. Kadınlara, çocuklara ve masum insanlara yönelik bu şiddet, insanlığın ortak vicdanında derin yaralar açıyor.

Doğru Tarafı Seçmek Zorundayız

Her toplum tarihte bir duruş sergiler. Bugün Filistin halkının yaşadığı zulme sessiz kalmak bu işgalin bir parçası olmak anlamına gelir. Adaletin sesine sırt çevirenler, gelecekte bu suskunluklarıyla hatırlanacak. Filistin halkının özgürlük mücadelesine destek vermek, sadece bir halkın haklarını savunmak değil aynı zamanda insanlığın ortak vicdanını korumaktır. İşgalin ve zulmün gölgesinde Filistin halkı yalnız bırakıldığında adaletin ruhu yara alır.

Hakikat, er ya da geç galip gelir. Bugün Filistin halkının mücadelesine karşı çıkanlar, tarih önünde mahkûm olacaktır. Bu mücadelenin terörizmle ilişkilendirilmesi gerçekleri gizleme çabasından başka bir şey değildir. Filistin için verilen özgürlük mücadelesi, insanlık için adaletin yeniden inşası anlamına gelir. Filistin’in direnişi tüm mazlum halkların direnişinin sembolüdür. Unutulmamalıdır ki adalet gecikse de asla kaybolmaz. İnsanlığın ortak hafızasında Filistin halkının mücadelesi hak ettiği yeri alacaktır.