17 Aralık 2024

Suriye'de yeni dönem ve olası senaryolar

Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) liderliğinde gerçekleşen ve Suriye’de 61 yıllık Baas rejiminin yıkılmasıyla neticelenen bu gelişme ülkenin geleceğine dair yeni senaryoları gündeme getirmiştir. HTŞ lideri Ebu Muhammed Colani’nin Suriye’yi birleştirme vaadi umut verici olmakla birlikte bu hedefin gerçekleşme ihtimali ve yöntemi konusunda belirsizlikler devam etmektedir. Bunun yanı sıra İsrail’in Suriye’deki otorite boşluğunu fırsat bilerek gerçekleştirdiği askeri operasyonlar yalnızca Suriye’nin değil, tüm Ortadoğu’nun dengelerini etkileme potansiyeline sahiptir.

Suriye’nin Geleceği İçin Olası Senaryolar

Suriye’deki mevcut durumun geleceğe dair şekillenmesinde üç ana senaryo öne çıkmaktadır:

Ulusal Birlik ve Uzlaşma Senaryosu

Ulusal birlik ve mezhepler arası uzlaşma üzerine inşa edilecek bir yönetim Suriye’nin uzun yıllardır süren kaos ve çatışma ortamından çıkışını sağlayabilecek en olumlu senaryo olarak değerlendirilmektedir. Ancak bu senaryonun gerçekleşmesi için bir dizi temel gereklilik bulunmaktadır:

Geçiş Hükümeti ve Güç Paylaşımı: Farklı ideolojik ve etnik grupları temsil eden bir geçiş hükümeti oluşturulması ve yönetim yetkilerinin adil bir şekilde paylaşılması.

Merkeziyetçilikten Uzaklaşma: Yerel yönetimlerin güçlendirilerek merkezi otoriteye bağlı ancak daha özgürlükçü bir yapının oluşturulması. Bu, özellikle farklı bölgelerdeki grupların güvenini kazanmak açısından kritik önemdedir.

Adalet ve Güvenlik Reformu: Eski rejimin baskıcı yapısının izlerini silmek adına adalet mekanizmalarının yeniden yapılandırılması ve güvenlik birimlerinin tarafsız hale getirilmesi.

Bu senaryonun önündeki en büyük engel, Suriye’deki gruplar arasındaki uzun süreli güvensizlik ve çıkar çatışmalarıdır. Bu nedenle ulusal birlik senaryosu ideal bir çözüm olmakla birlikte uygulanabilirliği oldukça zordur.

HTŞ’nin Tek Taraflı Yönetimi

HTŞ, İdlib merkezli otoritesini genişleterek ülkenin tamamını yönetmeyi hedefleyebilir. Bu senaryo HTŞ’nin mevcut gücünü ve liderlik iddiasını sürdürebilmesi açısından doğal bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Ancak şu sorunlar ön plana çıkmaktadır:

Otoriter Yöntemler: HTŞ’nin, İdlib’de uyguladığı gibi kontrol sağlamaya çalışması özellikle azınlık gruplar ve muhalifler arasında ciddi bir rahatsızlık yaratabilir. Suriye’yi İdlib gibi yönetmek imkansızdır.

Kaynak ve Yönetim Yetersizliği: Suriye’nin geniş coğrafyasında kamu hizmetlerini etkili bir şekilde sağlayabilecek altyapıya sahip olmaması HTŞ’nin bu hedefini sürdürülebilir kılmasını zorlaştırabilir.

Uluslararası Tanınırlık Eksikliği: HTŞ’nin uluslararası alanda terör örgütü olarak sınıflandırılması yeni bir yönetim modeli oluştursa bile diplomatik ve ekonomik izolasyona neden olabilir.

Kaos ve İç Çatışma Senaryosu

En kötü senaryo Suriye’nin tamamen kaosa sürüklenmesi ve farklı silahlı gruplar arasındaki çatışmaların derinleşmesidir. Bu senaryoda:

İktidar boşluğunu yağma ve intikam saldırıları doldurabilir.

Azınlıklar, mezhepsel gruplar ve etnik topluluklar arasında yeni çatışmalar patlak verebilir.

Bölgedeki istikrarsızlık, komşu ülkelerde güvenlik sorunlarına yol açabilir ve uluslararası müdahalelere zemin hazırlayabilir.

Bu senaryo, yalnızca Suriye’yi değil, tüm Ortadoğu’yu uzun yıllar sürebilecek bir kaosa sürükleyebilir.

İsrail’in Suriye Operasyonları ve Stratejik Hedefleri

İsrail, Suriye’de oluşan otorite boşluğunu bir güvenlik fırsatı olarak değerlendirerek, kapsamlı bir askeri strateji yürütmektedir. İsrail’in bu operasyonlarının arkasındaki temel motivasyonlar şu şekilde özetlenebilir:

Askeri Kapasitenin Zayıflatılması

Suriye’nin savaş uçakları, hava savunma sistemleri ve donanma gemileri gibi stratejik askeri altyapısı, İsrail tarafından sistematik bir şekilde hedef alınmaktadır. Bu operasyonlar, İran ve Hizbullah gibi İsrail için tehdit oluşturan unsurların hareket kabiliyetini kısıtlamayı amaçlamaktadır.

Stratejik Derinlik Kazanma

İsrail’in Şam’a 20 kilometre kadar yaklaşması, Suriye’nin güney sınırında jeopolitik bir üstünlük elde etme çabasıdır. Bu durum, İsrail’in İran’la mücadele politikasının önemli bir parçası olarak değerlendirilebilir. Ancak bu yaklaşım, uzun vadede bölgesel aktörler arasında tepki çekme riski taşımaktadır.

Türkiye-İsrail İlişkilerinde Olası Gelişmeler

Suriye’deki gelişmeler, Türkiye ile İsrail arasında yeni bir dönemi tetikleyebilir. İki ülkenin ilişkilerinde şu olası senaryolar öne çıkmaktadır:

Dolaylı Rekabet

Türkiye ve İsrail, Suriye’nin farklı bölgelerinde nüfuz mücadelesine girişebilir. Bu mücadele doğrudan bir çatışmaya dönüşmese de iki ülkenin çıkarlarının çeliştiği bir zeminde dolaylı gerilimler yaşanabilir.

Doğrudan Çatışma Riski

İsrail’in Suriye’deki operasyonlarını artırması ve Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki varlığını güçlendirme çabaları iki ülkeyi doğrudan bir karşılaşmaya sürükleyebilir. Özellikle sınır bölgelerindeki askeri hareketlilik, bu riski artırmaktadır.

Diplomatik İş Birliği Olasılığı

Her iki ülke, Suriye’deki durumdan doğrudan etkilenmelerine rağmen, bölgesel çıkarlar doğrultusunda iş birliği yapmayı tercih edebilir. Ancak bu senaryo, iki ülke arasındaki mevcut siyasi farklılıklar göz önüne alındığında düşük bir ihtimal olarak değerlendirilmektedir.

İsrail’in Karşılaşabileceği Zorluklar

İsrail’in Suriye’deki operasyonları kısa vadede stratejik kazanımlar sağlasa da şu zorluklarla karşılaşma riski taşımaktadır:

Bölgesel Direnç

İran destekli grupların ve yerel direniş hareketlerinin artması, İsrail’in operasyonlarını daha maliyetli ve riskli hale getirebilir.

Uluslararası Baskı ve İzolasyon

İsrail’in saldırıları, uluslararası toplum tarafından eleştirilme riski taşımaktadır. Özellikle Türkiye gibi bölgesel aktörlerin bu saldırılara karşı tutumu, İsrail’i diplomatik açıdan zorlayabilir.

Ekonomik ve Askeri Yıpranma

Sürekli operasyonlar, İsrail’in ekonomik kaynaklarını ve askeri kapasitesini uzun vadede zorlayabilir. Bu durum, İsrail’in bölgesel hedeflerine ulaşmasını güçleştirebilir.

Sonuç

Suriye’deki iktidar boşluğu ve İsrail’in müdahaleleri Ortadoğu’da yeni bir dönemin habercisidir. HTŞ’nin liderliğinde şekillenebilecek bir ulusal birlik senaryosu Suriye için en olumlu sonuç olarak değerlendirilebilir. Ancak, kaos ve iç çatışma ihtimali göz önüne alındığında ülkenin geleceği halen belirsizdir. İsrail’in Suriye’deki operasyonları kısa vadeli kazanımlar sağlasa da uzun vadede ciddi direnç ve zorluklarla karşılaşabilir. Türkiye-İsrail ilişkileri ise Suriye’deki gelişmelerin seyrine bağlı olarak şekillenecektir. Bu süreç hakikaten kelimenin tam anlamıyla Ortadoğu’nun geleceği için kritik öneme sahiptir.

 

***

Suriye’nin Askeri Kapasitesinin Yeniden İnşası: Zorlayıcı Gerçekler

Suriye’de İsrail tarafından hedef alınan hava kuvvetleri, deniz kuvvetleri ve hava savunma sistemlerinin neredeyse tamamen devre dışı kalması ülkenin askeri kapasitesini ciddi anlamda zayıflatmıştır. Bu durum yeni yönetimin önünde çözülmesi gereken devasa bir sorun olarak durmaktadır. Askeri altyapının yeniden inşası yalnızca teknik bir mesele değil, aynı zamanda ekonomik, lojistik ve siyasi bir meydan okumadır.

Yeni yönetimin bu kayıpları telafi edebilmesi, büyük ölçüde dış kaynaklara ve uluslararası yardımlara bağlıdır. Ancak Suriye’nin mevcut ekonomik durumu ve uluslararası arenadaki izolasyonu bu süreci oldukça zorlu bir hale getirmektedir. Modern bir hava kuvvetleri filosunun kurulması, etkili bir deniz kuvveti oluşturulması ve işlevsel hava savunma sistemlerinin yeniden tesis edilmesi için milyarlarca dolarlık kaynak gerekmektedir. Bu kaynakların sağlanması ve askeri unsurların modernize edilmesi en iyi ihtimalle on yılı aşan bir zaman dilimini kapsayabilir.

Ayrıca yeni yönetimin bu süreçte karşılaşacağı en büyük zorluklardan biri bu altyapının kontrolünü sağlayacak insan kaynağıdır. Eğitimli personel eksikliği, savaş sırasında Suriye’den kaçan uzmanların geri dönme ihtimalinin düşüklüğü ve mevcut kadroların dağılmış olması bu toparlanma sürecini daha da karmaşık hale getirmektedir. Tüm bu unsurlar değerlendirildiğinde Suriye’nin askeri kapasitesinin yeniden inşası hem zaman alıcı hem de maliyetli bir süreç olacaktır. Bu durum, ülkenin egemenlik haklarını ve bölgesel güvenliğini yeniden tesis etmesini uzun bir süre boyunca engelleyebilir. Yeni yönetimin bu zorlayıcı gerçeklerin farkında olarak uluslararası destek arayışına girmesi kaçınılmaz görünmektedir.