Suriye'de yeni dönem ve olası senaryolar
Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) liderliğinde gerçekleşen ve Suriye’de 61 yıllık
Baas rejiminin yıkılmasıyla neticelenen bu gelişme ülkenin geleceğine dair yeni
senaryoları gündeme getirmiştir. HTŞ lideri Ebu Muhammed Colani’nin Suriye’yi
birleştirme vaadi umut verici olmakla birlikte bu hedefin gerçekleşme ihtimali
ve yöntemi konusunda belirsizlikler devam etmektedir. Bunun yanı sıra İsrail’in
Suriye’deki otorite boşluğunu fırsat bilerek gerçekleştirdiği askeri
operasyonlar yalnızca Suriye’nin değil, tüm Ortadoğu’nun dengelerini etkileme
potansiyeline sahiptir.
Suriye’nin Geleceği İçin Olası Senaryolar
Suriye’deki mevcut durumun geleceğe dair şekillenmesinde üç ana senaryo öne
çıkmaktadır:
Ulusal Birlik ve Uzlaşma Senaryosu
Ulusal birlik ve mezhepler arası uzlaşma üzerine inşa edilecek bir yönetim
Suriye’nin uzun yıllardır süren kaos ve çatışma ortamından çıkışını
sağlayabilecek en olumlu senaryo olarak değerlendirilmektedir. Ancak bu
senaryonun gerçekleşmesi için bir dizi temel gereklilik bulunmaktadır:
Geçiş Hükümeti ve Güç Paylaşımı: Farklı ideolojik ve etnik grupları
temsil eden bir geçiş hükümeti oluşturulması ve yönetim yetkilerinin adil bir
şekilde paylaşılması.
Merkeziyetçilikten Uzaklaşma: Yerel yönetimlerin güçlendirilerek
merkezi otoriteye bağlı ancak daha özgürlükçü bir yapının oluşturulması. Bu,
özellikle farklı bölgelerdeki grupların güvenini kazanmak açısından kritik
önemdedir.
Adalet ve Güvenlik Reformu: Eski rejimin baskıcı yapısının izlerini
silmek adına adalet mekanizmalarının yeniden yapılandırılması ve güvenlik
birimlerinin tarafsız hale getirilmesi.
Bu senaryonun önündeki en büyük engel, Suriye’deki gruplar arasındaki uzun
süreli güvensizlik ve çıkar çatışmalarıdır. Bu nedenle ulusal birlik senaryosu
ideal bir çözüm olmakla birlikte uygulanabilirliği oldukça zordur.
HTŞ’nin Tek Taraflı Yönetimi
HTŞ, İdlib merkezli otoritesini genişleterek ülkenin tamamını yönetmeyi
hedefleyebilir. Bu senaryo HTŞ’nin mevcut gücünü ve liderlik iddiasını
sürdürebilmesi açısından doğal bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Ancak şu
sorunlar ön plana çıkmaktadır:
Otoriter Yöntemler: HTŞ’nin, İdlib’de uyguladığı gibi kontrol
sağlamaya çalışması özellikle azınlık gruplar ve muhalifler arasında ciddi bir
rahatsızlık yaratabilir. Suriye’yi İdlib gibi yönetmek imkansızdır.
Kaynak ve Yönetim Yetersizliği: Suriye’nin geniş coğrafyasında kamu
hizmetlerini etkili bir şekilde sağlayabilecek altyapıya sahip olmaması HTŞ’nin
bu hedefini sürdürülebilir kılmasını zorlaştırabilir.
Uluslararası Tanınırlık Eksikliği: HTŞ’nin uluslararası alanda terör
örgütü olarak sınıflandırılması yeni bir yönetim modeli oluştursa bile
diplomatik ve ekonomik izolasyona neden olabilir.
Kaos ve İç Çatışma Senaryosu
En kötü senaryo Suriye’nin tamamen kaosa sürüklenmesi ve farklı silahlı
gruplar arasındaki çatışmaların derinleşmesidir. Bu senaryoda:
İktidar boşluğunu yağma ve intikam saldırıları doldurabilir.
Azınlıklar, mezhepsel gruplar ve etnik topluluklar arasında yeni çatışmalar
patlak verebilir.
Bölgedeki istikrarsızlık, komşu ülkelerde güvenlik sorunlarına yol açabilir
ve uluslararası müdahalelere zemin hazırlayabilir.
Bu senaryo, yalnızca Suriye’yi değil, tüm Ortadoğu’yu uzun yıllar
sürebilecek bir kaosa sürükleyebilir.
İsrail’in Suriye Operasyonları ve Stratejik Hedefleri
İsrail, Suriye’de oluşan otorite boşluğunu bir güvenlik fırsatı olarak
değerlendirerek, kapsamlı bir askeri strateji yürütmektedir. İsrail’in bu
operasyonlarının arkasındaki temel motivasyonlar şu şekilde özetlenebilir:
Askeri Kapasitenin Zayıflatılması
Suriye’nin savaş uçakları, hava savunma sistemleri ve donanma gemileri gibi
stratejik askeri altyapısı, İsrail tarafından sistematik bir şekilde hedef
alınmaktadır. Bu operasyonlar, İran ve Hizbullah gibi İsrail için tehdit
oluşturan unsurların hareket kabiliyetini kısıtlamayı amaçlamaktadır.
Stratejik Derinlik Kazanma
İsrail’in Şam’a 20 kilometre kadar yaklaşması, Suriye’nin güney sınırında
jeopolitik bir üstünlük elde etme çabasıdır. Bu durum, İsrail’in İran’la
mücadele politikasının önemli bir parçası olarak değerlendirilebilir. Ancak bu
yaklaşım, uzun vadede bölgesel aktörler arasında tepki çekme riski taşımaktadır.
Türkiye-İsrail İlişkilerinde Olası Gelişmeler
Suriye’deki gelişmeler, Türkiye ile İsrail arasında yeni bir dönemi
tetikleyebilir. İki ülkenin ilişkilerinde şu olası senaryolar öne çıkmaktadır:
Dolaylı Rekabet
Türkiye ve İsrail, Suriye’nin farklı bölgelerinde nüfuz mücadelesine
girişebilir. Bu mücadele doğrudan bir çatışmaya dönüşmese de iki ülkenin
çıkarlarının çeliştiği bir zeminde dolaylı gerilimler yaşanabilir.
Doğrudan Çatışma Riski
İsrail’in Suriye’deki operasyonlarını artırması ve Türkiye’nin Suriye’nin
kuzeyindeki varlığını güçlendirme çabaları iki ülkeyi doğrudan bir karşılaşmaya
sürükleyebilir. Özellikle sınır bölgelerindeki askeri hareketlilik, bu riski
artırmaktadır.
Diplomatik İş Birliği Olasılığı
Her iki ülke, Suriye’deki durumdan doğrudan etkilenmelerine rağmen, bölgesel
çıkarlar doğrultusunda iş birliği yapmayı tercih edebilir. Ancak bu senaryo,
iki ülke arasındaki mevcut siyasi farklılıklar göz önüne alındığında düşük bir
ihtimal olarak değerlendirilmektedir.
İsrail’in Karşılaşabileceği Zorluklar
İsrail’in Suriye’deki operasyonları kısa vadede stratejik kazanımlar sağlasa
da şu zorluklarla karşılaşma riski taşımaktadır:
Bölgesel Direnç
İran destekli grupların ve yerel direniş hareketlerinin artması, İsrail’in
operasyonlarını daha maliyetli ve riskli hale getirebilir.
Uluslararası Baskı ve İzolasyon
İsrail’in saldırıları, uluslararası toplum tarafından eleştirilme riski
taşımaktadır. Özellikle Türkiye gibi bölgesel aktörlerin bu saldırılara karşı
tutumu, İsrail’i diplomatik açıdan zorlayabilir.
Ekonomik ve Askeri Yıpranma
Sürekli operasyonlar, İsrail’in ekonomik kaynaklarını ve askeri kapasitesini
uzun vadede zorlayabilir. Bu durum, İsrail’in bölgesel hedeflerine ulaşmasını
güçleştirebilir.
Sonuç
Suriye’deki iktidar boşluğu ve İsrail’in müdahaleleri Ortadoğu’da yeni bir
dönemin habercisidir. HTŞ’nin liderliğinde şekillenebilecek bir ulusal birlik
senaryosu Suriye için en olumlu sonuç olarak değerlendirilebilir. Ancak, kaos
ve iç çatışma ihtimali göz önüne alındığında ülkenin geleceği halen
belirsizdir. İsrail’in Suriye’deki operasyonları kısa vadeli kazanımlar sağlasa
da uzun vadede ciddi direnç ve zorluklarla karşılaşabilir. Türkiye-İsrail
ilişkileri ise Suriye’deki gelişmelerin seyrine bağlı olarak şekillenecektir.
Bu süreç hakikaten kelimenin tam anlamıyla Ortadoğu’nun geleceği için kritik
öneme sahiptir.
***
Suriye’nin Askeri Kapasitesinin Yeniden İnşası:
Zorlayıcı Gerçekler
Suriye’de
İsrail tarafından hedef alınan hava kuvvetleri, deniz kuvvetleri ve hava
savunma sistemlerinin neredeyse tamamen devre dışı kalması ülkenin askeri
kapasitesini ciddi anlamda zayıflatmıştır. Bu durum yeni yönetimin önünde
çözülmesi gereken devasa bir sorun olarak durmaktadır. Askeri altyapının
yeniden inşası yalnızca teknik bir mesele değil, aynı zamanda ekonomik,
lojistik ve siyasi bir meydan okumadır.
Yeni yönetimin
bu kayıpları telafi edebilmesi, büyük ölçüde dış kaynaklara ve uluslararası
yardımlara bağlıdır. Ancak Suriye’nin mevcut ekonomik durumu ve uluslararası
arenadaki izolasyonu bu süreci oldukça zorlu bir hale getirmektedir. Modern bir
hava kuvvetleri filosunun kurulması, etkili bir deniz kuvveti oluşturulması ve
işlevsel hava savunma sistemlerinin yeniden tesis edilmesi için milyarlarca
dolarlık kaynak gerekmektedir. Bu kaynakların sağlanması ve askeri unsurların
modernize edilmesi en iyi ihtimalle on yılı aşan bir zaman dilimini
kapsayabilir.
Ayrıca yeni
yönetimin bu süreçte karşılaşacağı en büyük zorluklardan biri bu altyapının
kontrolünü sağlayacak insan kaynağıdır. Eğitimli personel eksikliği, savaş
sırasında Suriye’den kaçan uzmanların geri dönme ihtimalinin düşüklüğü ve
mevcut kadroların dağılmış olması bu toparlanma sürecini daha da karmaşık hale
getirmektedir. Tüm bu unsurlar değerlendirildiğinde Suriye’nin askeri
kapasitesinin yeniden inşası hem zaman alıcı hem de maliyetli bir süreç
olacaktır. Bu durum, ülkenin egemenlik haklarını ve bölgesel güvenliğini
yeniden tesis etmesini uzun bir süre boyunca engelleyebilir. Yeni yönetimin bu
zorlayıcı gerçeklerin farkında olarak uluslararası destek arayışına girmesi
kaçınılmaz görünmektedir.