07 Ocak 2025

​Suriye Meselesinin Güncel Durumu: Riskler, Fırsatlar ve Gelecek Perspektifleri

 

Suriye meselesi yalnızca bölgesel bir sorun olmaktan ziyade uluslararası dengeleri doğrudan etkileyen çok boyutlu bir krizdir. Suriye'deki rejimin çöküş sürecini, bölgedeki aktörlerin stratejik hesaplarını, Müslümanlar için riskler ve fırsatlar ile İsrail’in kazanç ve kayıplarını detaylı bir şekilde ele alalım.

 

1. Suriye Rejiminin Tarihsel Arka Planı ve Çöküş Süreci

1.1. Rejimin Kanlı Mirası

Suriye rejimi altmış bir yıl boyunca halkına baskı ve zulüm uygulayarak bir zulüm imparatorluğu inşa etmiştir. Bu süreçte rejim halkın iradesine karşı koyarak zorla iktidarını sürdürmüş ve toplumun tüm kesimlerini sindirme politikası izlemiştir. Rejimin uyguladığı politikalar bölgedeki istikrarı derinden sarsmış ve milyonlarca insanın hayatını olumsuz yönde etkilemiştir. İç savaşın temel nedeni olan bu baskıcı yönetim halkın özgürlük taleplerine şiddetle karşılık vererek bölgedeki kaosun büyümesine zemin hazırlamıştır. Dökülen tüm kanın asli sorumlusu olan bu yapı toplumsal birliği yok ederek mezhepsel ve etnik ayrışmayı derinleştirmiştir. Suriye halkı onlarca yıl boyunca rejimin baskıcı politikaları altında acı çekerken bu süreç aynı zamanda ülkenin ekonomik ve sosyal yapısını da tamamen çökertmiştir. Bu nedenlerle rejim yalnızca kendi halkı için değil aynı zamanda bölge için de bir istikrarsızlık kaynağı olarak varlığını sürdürmüştür.

 

1.2. Hızlı ve Kansız Geçişin Önemi

Rejimin hemen hemen kansız ve çok hızlı bir şekilde çökmesi Müslümanlar için tarihi bir fırsat olarak değerlendirilmelidir. Bu süreçte ortaya konulacak güçlü bir irade ve düzenli bir yönetim mekanizması yalnızca Suriye'nin iç dinamiklerini değil aynı zamanda bölgedeki güç dengelerini de derinden etkileyecektir. Suriye'de istikrarlı ve adalet temelli bir yönetimin inşa edilmesi İsrail'in bölgedeki etkisini zayıflatacak ve Müslümanlar için daha güçlü bir stratejik denge oluşturacaktır. Bu geçiş sürecinde yaşanacak kaosun önlenmesi ve bölge halkının desteklenmesi Suriye'nin yeniden inşasında temel bir rol oynayacak ve Müslümanlar arasında dayanışma ruhunu güçlendirecektir. Kansız bir geçiş hem bölgenin insani trajedilerden korunmasını hem de adil bir yönetim modelinin örnek alınmasını sağlayacak bir adım olarak görülmelidir.

 

1.3. Demografik Mühendislik ve Mezhepsel Ayrışma

Esed rejimi uzun yıllar boyunca yürüttüğü demografik mühendislik politikaları ile toplumun yapısını kendi lehine şekillendirmeye çalışmıştır. Bu politikalar belirli bölgelerde mezhepsel dengeleri değiştirmeyi hedeflemiş ve bu doğrultuda planlı bir şekilde nüfus hareketliliklerini teşvik etmiştir. Rejimin uyguladığı bu stratejiler toplumda derin ayrışmalara neden olmuş ve bir arada yaşam kültürünü ciddi şekilde zedelemiştir. İnsanların kimlikleri üzerinden ayrıştırıldığı bu süreçte toplumsal güven ve dayanışma büyük ölçüde zarar görmüş ve nesiller boyunca etkisi sürecek sosyal çatlaklar oluşmuştur. Rejimin mezhepsel ayrışmayı bir araç olarak kullanması yalnızca iç barışı değil aynı zamanda Suriye'nin bölgesel ilişkilerini de olumsuz etkilemiştir. Bu politikaların bir sonucu olarak toplumun farklı kesimleri arasında hoşgörü ve birlikte yaşama anlayışı büyük ölçüde zayıflamış ve ülkenin geleceği açısından derin bir kırılma noktası oluşmuştur.

 

1.4. Ekonomik Yıkım ve Yolsuzluk Düzeni

Esed rejimi yıllar boyunca ekonomik kaynakları adil olmayan bir şekilde yalnızca kendi destekçileri arasında paylaştırarak halkın büyük bir kesimini yoksulluğa mahkûm etmiştir. Bu durum ülkenin ekonomik yapısının temel taşlarını sarsmış ve toplumun geniş kesimlerinde derin bir ekonomik çöküşe neden olmuştur. Rejimin kurduğu yolsuzluk düzeni halkın en temel ihtiyaçlarını karşılamasını engellemiş ve sağlık eğitim gibi hayati alanlarda bile ciddi aksaklıklar yaşanmasına yol açmıştır. Toplumun büyük bir bölümü işsizlik ve yoksullukla mücadele ederken rejime yakın gruplar lüks içinde yaşamlarını sürdürmüş ve bu durum toplumsal adalet duygusunu tamamen ortadan kaldırmıştır. Ekonomik çöküş yalnızca halkın yaşam koşullarını kötüleştirmekle kalmamış aynı zamanda ülkenin kalkınma potansiyelini de tamamen yok ederek Suriye'yi dışa bağımlı bir hale getirmiştir. Bu süreçte ekonomik kaynakların verimli kullanılmaması ve yolsuzluğun sistematik bir şekilde sürdürülmesi halkın rejime olan öfkesini daha da artırmış ve ülkeyi uzun vadeli bir ekonomik kaos ortamına sürüklemiştir.

 

1.5. Uluslararası Hukuk İhlalleri

Esed rejimi kimyasal silah kullanımı sivil yerleşim yerlerinin bombalanması ve sistematik insan hakları ihlalleri gibi eylemlerle uluslararası hukuk normlarını açıkça ihlal etmiştir. Bu eylemler hem bölge halkı için telafisi mümkün olmayan insani trajedilere neden olmuş hem de rejimin uluslararası alandaki meşruiyetini tamamen kaybetmesine yol açmıştır. Rejimin sivilleri hedef alan saldırıları savaş suçları kapsamında değerlendirilebilecek nitelikte olup bu durum uluslararası toplumun tepkisini çekmiştir. Ancak bu ihlallere rağmen rejim üzerindeki yaptırımların yetersiz kalması ve sorumluların hesap vermemesi adalet duygusunun zedelenmesine ve bölgedeki kaosun derinleşmesine neden olmuştur. Uluslararası hukukun açıkça çiğnendiği bu süreçte rejimin cezasız kalması hem bölge ülkelerindeki otoriter yönetimlere cesaret vermiş hem de uluslararası sistemin güvenilirliğini sorgulanır hale getirmiştir. Bu ihlaller yalnızca Suriye için değil tüm dünya için büyük bir hukuk ve insanlık sorunu olarak karşımızda durmaktadır.

 

1.6. Eğitim ve Kültürel Değişimin Sabotajı

Esed rejimi kontrol altında tuttuğu bölgelerde eğitimi ideolojik bir araç olarak kullanarak nesilleri kendi siyasi çıkarları doğrultusunda şekillendirmeye çalışmıştır. Eğitim sistemi rejimin propaganda mekanizmasının bir parçası haline getirilmiş ve öğrencilere rejim yanlısı bir bakış açısı dayatılmıştır. Tarih kültür ve kimlik değerleri üzerinde yapılan sistematik manipülasyonlar sayesinde rejim kendi otoritesini pekiştirmeyi hedeflemiş ancak bu süreç Suriye’nin entelektüel birikimini ciddi şekilde zayıflatmıştır. Eğitim kurumları yalnızca bilgi aktarımını değil aynı zamanda eleştirel düşünceyi ve yaratıcılığı da baskı altına alarak genç nesillerin potansiyelini köreltmiştir. Kültürel değerlerin ve tarihsel mirasın çarpıtılması toplumsal hafızanın zarar görmesine neden olmuş ve Suriye halkının kendi kimliğini özgürce yaşaması engellenmiştir. Bu durum hem bireysel hem de toplumsal düzeyde büyük bir gerilemeye yol açmış ve Suriye’nin gelecek nesillerinin yetkin bireyler olarak yetişmesini engelleyerek ülkenin uzun vadeli kalkınma şansını azaltmıştır.

 

2. Bölgesel ve Uluslararası Aktörlerin Pozisyonları

 

2.1. Amerika ve İsrail’in Beklentileri

Amerika ve İsrail Suriye’de uzun yıllar sürecek bir iç savaşın bölgeyi istikrarsızlaştırmasını ve Suriye’nin parçalanmasını stratejik çıkarları açısından avantajlı görmektedir. Bu durum hem Suriye’nin bölgesel etkisini zayıflatacak hem de bölgedeki diğer aktörlerin birbirleriyle çatışmasını teşvik ederek İsrail’in güvenlik kaygılarını azaltacaktır. Ancak Esed rejiminin hızlı bir şekilde çökmesi bu hesapları boşa çıkarmış ve Amerika ile İsrail’i huzursuz etmiştir. Hızlı bir geçiş süreci Suriye’de istikrarlı bir yönetimin oluşmasına zemin hazırlayarak İsrail’in bölgedeki nüfuzunu zayıflatabilecek ve Amerika’nın bölgeye yönelik müdahaleci politikalarını sorgulanır hale getirebilecektir. Bu nedenle Amerika ve İsrail Suriye’de istikrarsızlığın devamını kendi çıkarları açısından bir gereklilik olarak görmektedir. Ancak bölgedeki diğer aktörlerin bilinçli ve hızlı adımları bu beklentileri boşa çıkarabilir ve bölge için daha adil bir düzenin kapısını aralayabilir.

 

2.2. Türkiye’nin Rolü ve Müslümanların Birlik İhtimali

Türkiye'nin Suriye konusunda sergilediği insani ve stratejik yaklaşım Müslümanlar için ortak bir hareket modeli sunmaktadır. Türkiye'nin insani krizlere karşı duyarlılığı ve güvenli bölgeler oluşturma çabaları bölgedeki Müslüman toplumlar için önemli bir örnek teşkil etmektedir. Bu yaklaşım Suriye'de adalet temelli bir düzenin inşasına katkı sağlayarak Müslümanlar arasında dayanışma ruhunu güçlendirebilir. Ancak Türkiye’nin bu hedeflere ulaşabilmesi için Amerika’nın güdümünde hareket etmemesi ve Büyük Ortadoğu Projesi planlarına uygun şekilde pozisyon almaması şarttır. Eğer Türkiye bu planlara uygun hareket ederse bölgedeki gelişmelerde yalnızca bir “at yarışı spikerliği” yapmaktan öteye geçemez. Oysa bağımsız bir stratejik duruş sergileyerek Müslümanların birliğini ve dayanışmasını teşvik eden bir liderlik ortaya koyabilir ve İsrail’in bölgedeki stratejik kazanımlarını sınırlayarak bölgeye adil bir düzenin temelini atabilir. Bu nedenle Türkiye’nin dış politika tercihlerinde bağımsız ve ilkesel bir çizgide hareket etmesi hem bölgenin geleceği hem de İslam dünyasının ortak çıkarları için hayati bir öneme sahiptir. Ayrıca Müslüman ülkelerin ortak hareket etmesi İsrail’in bölgede elde ettiği kazanımları sınırlandırma ve bölgedeki güç dengesini değiştirme potansiyelini taşımaktadır. Bu durumun İsrail’in stratejik hesaplarının bozulabileceğini ve bölgenin daha adil bir yapıya kavuşabileceğini göstermektedir.

 

3. Suriye’nin Coğrafi ve Stratejik Önemi

 

3.1. İsrail İçin Risk ve Kazanımlar

Suriye’nin bölgesel haritadaki stratejik konumu İsrail’in güvenlik kaygılarını doğrudan etkilemektedir. İsrail parçalanmış ve istikrarsız bir Suriye’nin kendi stratejik üstünlüğünü artıracağına inanmaktadır çünkü bu durum Suriye’nin bölgedeki etkisini zayıflatarak İsrail’in hareket alanını genişletmektedir. Ancak Suriye’de düzenli ve istikrarlı bir yönetimin kurulması İsrail’in çıkarlarına ciddi bir darbe vurabilecek bir gelişme olarak görülmektedir. İstikrarlı bir Suriye İsrail’in bölgedeki askeri üstünlüğüne karşı bir denge unsuru oluşturabilir ve Filistin meselesinde İsrail’e karşı daha güçlü bir muhalefet ortaya koyabilir. Bu nedenle İsrail Suriye’deki kaosun devam etmesini kendi güvenlik ve stratejik çıkarları açısından daha avantajlı bulmaktadır. Ancak bölgenin diğer aktörlerinin bilinçli ve ortak hareket etmesi durumunda İsrail’in bu hesapları boşa çıkarılabilir ve bölgedeki güç dengesi Müslümanların lehine değişebilir.

 

3.2. İran’ın Suriye’yi Kaybetmesinin Etkileri

İran’ın Suriye üzerindeki etkisinin azalması İsrail’in bölgedeki nüfuzunu önemli ölçüde artırabilecek bir gelişme olarak değerlendirilmektedir. Suriye’nin İran’ın stratejik hattından kopması İsrail’in güvenlik kaygılarını azaltacak ve bölgede daha geniş bir hareket alanı kazanmasını sağlayacaktır. Ancak Suriye’de oluşabilecek düzenli ve adil bir yönetim İsrail’e karşı mücadelede daha sağlam bir zemin oluşmasına katkı sağlayabilir. İstikrarlı bir Suriye İran’ın da dahil olabileceği İsrail’e karşı direniş hattını güçlendirilmesine ve bölgedeki stratejik çıkarlarını yeniden şekillendirmesine olanak tanıyabilir. Bu nedenle Suriye meselesi yalnızca İran ve İsrail arasındaki güç mücadelesini değil aynı zamanda bölgenin genel dengelerini de doğrudan etkileyen bir boyut taşımaktadır. İran’ın Suriye’deki etkinliğinin azalması bölgedeki Şii-Sünni dengesine de olumsuz etkiler yapabilir ve İsrail’in bölgedeki politikalarını daha agresif bir şekilde uygulamasına zemin hazırlayabilir. Bu durumda Suriye’nin geleceği hem İran hem İsrail için stratejik açıdan hayati bir önem taşımaktadır.

 

4. PKK ve Amerika Ortaklığının Tehditleri

Amerika destekli PKK unsurlarının bölgede oluşturduğu tehdit yalnızca Suriye’nin iç dengelerini değil aynı zamanda Türkiye’nin ulusal güvenliğini de doğrudan etkilemektedir. Bu ortaklık Suriye’nin kuzeyinde bir terör devleti kurma çabalarını içermekte ve bu durum hem bölgesel hem de uluslararası düzeyde ciddi bir istikrarsızlık kaynağı oluşturmaktadır. Türkiye açısından bu yapı Suriye sınırında uzun vadeli bir güvenlik tehdidi anlamına gelmekte ve bölgede PKK’ya bağlı unsurların güç kazanması Türkiye’nin ulusal çıkarlarına büyük zarar vermektedir. Ayrıca böyle bir yapının oluşması Türkiye’nin İsrail ile doğrudan sınır komşusu olma riskini artırmakta ve bölgedeki güç dengelerini tamamen değiştirebilecek sonuçlar doğurabilecek bir senaryo yaratmaktadır. Bu nedenle PKK ve Amerika arasındaki ortaklık yalnızca Suriye’nin değil tüm bölgenin istikrarı açısından büyük bir tehlike olarak değerlendirilmelidir. Bu tehdidin önlenmesi hem Türkiye’nin sınır güvenliğini sağlamak hem de bölgedeki barış ve istikrarı korumak açısından hayati bir önem taşımaktadır.

 

5. Türkiye ve Suriyeli Mülteciler

Suriyeli mültecilerin ülkelerine dönüşü Türkiye için hem sosyal hem de ekonomik anlamda önemli kazanımlar sağlayabilir. Ayrıca Suriye’de Türkçe konuşan ve Türkiye’yi seven bir kitlenin varlığı ilerleyen süreçte Türkiye için stratejik avantajlar sunacaktır. Bu nüfus Türkiye ile Suriye arasında kültürel ve ekonomik bağların güçlenmesine katkı sağlayarak iki ülke arasında uzun vadeli iş birliği potansiyelini artırabilir. Geri dönen mültecilerin Suriye’nin yeniden inşasında Türkiye ile ortak projelerde yer alması ise sadece Suriye’nin kalkınmasına değil aynı zamanda iki ülke arasındaki siyasi ve toplumsal bağların güçlenmesine de hizmet edecektir. Bu süreç hem mülteci krizinin çözümüne yönelik önemli bir adım olacak hem de Suriye’nin geleceği için Türkiye’nin daha etkili bir rol üstlenmesine zemin hazırlayacaktır. Toplumsal entegrasyonun sağlanması ve iki ülke arasında güçlü bağların kurulması bölgedeki istikrar ve barış için önemli bir temel oluşturacaktır.

 

6. Büyük Ortadoğu Projesi ve Olası Riskler

Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında Suriye’nin parçalanması ve Amerikan kontrolünde bir yapının kurulması bölgedeki güç dengelerini İsrail lehine ciddi şekilde değiştirebilir. Bu senaryo yalnızca Suriye’nin değil tüm bölgenin geleceğini etkileyebilecek derin bir istikrarsızlık yaratma potansiyeline sahiptir. Böyle bir gelişme Türkiye için uzun vadeli güvenlik tehditlerini artırarak sınır güvenliğini tehlikeye sokabilir ve bölgedeki dengeleri Türkiye aleyhine çevirebilir. Ayrıca Suriye’nin parçalanması Müslümanlar arasında birliği zora sokacak ve bölgedeki dayanışma ruhunu ciddi şekilde zayıflatacaktır. Bu süreçte ortaya çıkabilecek Amerikan kontrolündeki bir yapı İsrail’in bölgedeki stratejik üstünlüğünü artırarak Filistin meselesinde daha agresif politikalar izlemesine zemin hazırlayabilir. Bölgedeki Müslüman ülkelerin bu tehdit karşısında ortak bir duruş sergileyememesi ise İsrail’in çıkarlarına hizmet edecek bir ortam yaratabilir. Bu nedenle Suriye’nin bütünlüğünün korunması ve bölge dışı aktörlerin müdahalelerinin sınırlandırılması bölgenin istikrarı ve Müslümanların ortak çıkarları için hayati bir öneme sahiptir.

 

7. Sonuç ve Değerlendirme

Suriye rejiminin yıkılması bölgedeki Müslümanlar için önemli bir fırsat kapısı ve ciddi bir risk olarak değerlendirilmelidir. Hızlı ve kansız bir geçiş süreci yalnızca İsrail’in bölgedeki nüfuzunu zayıflatmakla kalmayacak aynı zamanda Müslümanlar arasında birlik ve dayanışma ruhunun güçlenmesine de katkı sağlayacaktır. Müslüman ülkelerin ortak hareket ederek Suriye’nin yeniden inşasında aktif rol alması hem bölgesel istikrarın sağlanmasına hem de İsrail’e karşı stratejik bir üstünlük elde edilmesine imkan tanıyacaktır. Bu bağlamda Suriye meselesinin doğru bir şekilde analiz edilmesi ve Müslümanlar arasında ortak bir vizyon oluşturulması yalnızca bölgenin geleceği için değil aynı zamanda İslam dünyasının ortak çıkarları açısından da büyük bir önem taşımaktadır. Müslümanların bu fırsatı değerlendirmesi hem Suriye’nin yeniden inşası için bir umut olacaktır hem de bölgedeki güç dengelerinin daha adil bir şekilde şekillenmesine hizmet edecektir.