Suriye Meselesinin Güncel Durumu: Riskler, Fırsatlar ve Gelecek Perspektifleri
Suriye meselesi yalnızca bölgesel
bir sorun olmaktan ziyade uluslararası dengeleri doğrudan etkileyen çok boyutlu
bir krizdir. Suriye'deki rejimin çöküş sürecini, bölgedeki aktörlerin stratejik
hesaplarını, Müslümanlar için riskler ve fırsatlar ile İsrail’in kazanç ve
kayıplarını detaylı bir şekilde ele alalım.
1. Suriye Rejiminin Tarihsel Arka
Planı ve Çöküş Süreci
1.1. Rejimin Kanlı Mirası
Suriye rejimi altmış bir yıl boyunca
halkına baskı ve zulüm uygulayarak bir zulüm imparatorluğu inşa etmiştir. Bu
süreçte rejim halkın iradesine karşı koyarak zorla iktidarını sürdürmüş ve
toplumun tüm kesimlerini sindirme politikası izlemiştir. Rejimin uyguladığı
politikalar bölgedeki istikrarı derinden sarsmış ve milyonlarca insanın
hayatını olumsuz yönde etkilemiştir. İç savaşın temel nedeni olan bu baskıcı
yönetim halkın özgürlük taleplerine şiddetle karşılık vererek bölgedeki kaosun
büyümesine zemin hazırlamıştır. Dökülen tüm kanın asli sorumlusu olan bu yapı
toplumsal birliği yok ederek mezhepsel ve etnik ayrışmayı derinleştirmiştir.
Suriye halkı onlarca yıl boyunca rejimin baskıcı politikaları altında acı
çekerken bu süreç aynı zamanda ülkenin ekonomik ve sosyal yapısını da tamamen çökertmiştir.
Bu nedenlerle rejim yalnızca kendi halkı için değil aynı zamanda bölge için de
bir istikrarsızlık kaynağı olarak varlığını sürdürmüştür.
1.2. Hızlı ve Kansız Geçişin Önemi
Rejimin hemen hemen kansız ve çok
hızlı bir şekilde çökmesi Müslümanlar için tarihi bir fırsat olarak
değerlendirilmelidir. Bu süreçte ortaya konulacak güçlü bir irade ve düzenli
bir yönetim mekanizması yalnızca Suriye'nin iç dinamiklerini değil aynı zamanda
bölgedeki güç dengelerini de derinden etkileyecektir. Suriye'de istikrarlı ve
adalet temelli bir yönetimin inşa edilmesi İsrail'in bölgedeki etkisini
zayıflatacak ve Müslümanlar için daha güçlü bir stratejik denge oluşturacaktır.
Bu geçiş sürecinde yaşanacak kaosun önlenmesi ve bölge halkının desteklenmesi
Suriye'nin yeniden inşasında temel bir rol oynayacak ve Müslümanlar arasında
dayanışma ruhunu güçlendirecektir. Kansız bir geçiş hem bölgenin insani
trajedilerden korunmasını hem de adil bir yönetim modelinin örnek alınmasını
sağlayacak bir adım olarak görülmelidir.
1.3. Demografik Mühendislik ve
Mezhepsel Ayrışma
Esed rejimi uzun yıllar boyunca
yürüttüğü demografik mühendislik politikaları ile toplumun yapısını kendi
lehine şekillendirmeye çalışmıştır. Bu politikalar belirli bölgelerde mezhepsel
dengeleri değiştirmeyi hedeflemiş ve bu doğrultuda planlı bir şekilde nüfus
hareketliliklerini teşvik etmiştir. Rejimin uyguladığı bu stratejiler toplumda
derin ayrışmalara neden olmuş ve bir arada yaşam kültürünü ciddi şekilde
zedelemiştir. İnsanların kimlikleri üzerinden ayrıştırıldığı bu süreçte
toplumsal güven ve dayanışma büyük ölçüde zarar görmüş ve nesiller boyunca
etkisi sürecek sosyal çatlaklar oluşmuştur. Rejimin mezhepsel ayrışmayı bir
araç olarak kullanması yalnızca iç barışı değil aynı zamanda Suriye'nin
bölgesel ilişkilerini de olumsuz etkilemiştir. Bu politikaların bir sonucu
olarak toplumun farklı kesimleri arasında hoşgörü ve birlikte yaşama anlayışı
büyük ölçüde zayıflamış ve ülkenin geleceği açısından derin bir kırılma noktası
oluşmuştur.
1.4. Ekonomik Yıkım ve Yolsuzluk
Düzeni
Esed rejimi yıllar boyunca ekonomik
kaynakları adil olmayan bir şekilde yalnızca kendi destekçileri arasında
paylaştırarak halkın büyük bir kesimini yoksulluğa mahkûm etmiştir. Bu durum
ülkenin ekonomik yapısının temel taşlarını sarsmış ve toplumun geniş
kesimlerinde derin bir ekonomik çöküşe neden olmuştur. Rejimin kurduğu
yolsuzluk düzeni halkın en temel ihtiyaçlarını karşılamasını engellemiş ve
sağlık eğitim gibi hayati alanlarda bile ciddi aksaklıklar yaşanmasına yol
açmıştır. Toplumun büyük bir bölümü işsizlik ve yoksullukla mücadele ederken
rejime yakın gruplar lüks içinde yaşamlarını sürdürmüş ve bu durum toplumsal
adalet duygusunu tamamen ortadan kaldırmıştır. Ekonomik çöküş yalnızca halkın
yaşam koşullarını kötüleştirmekle kalmamış aynı zamanda ülkenin kalkınma
potansiyelini de tamamen yok ederek Suriye'yi dışa bağımlı bir hale
getirmiştir. Bu süreçte ekonomik kaynakların verimli kullanılmaması ve
yolsuzluğun sistematik bir şekilde sürdürülmesi halkın rejime olan öfkesini
daha da artırmış ve ülkeyi uzun vadeli bir ekonomik kaos ortamına
sürüklemiştir.
1.5. Uluslararası Hukuk İhlalleri
Esed rejimi kimyasal silah
kullanımı sivil yerleşim yerlerinin bombalanması ve sistematik insan hakları
ihlalleri gibi eylemlerle uluslararası hukuk normlarını açıkça ihlal etmiştir.
Bu eylemler hem bölge halkı için telafisi mümkün olmayan insani trajedilere neden
olmuş hem de rejimin uluslararası alandaki meşruiyetini tamamen kaybetmesine
yol açmıştır. Rejimin sivilleri hedef alan saldırıları savaş suçları kapsamında
değerlendirilebilecek nitelikte olup bu durum uluslararası toplumun tepkisini
çekmiştir. Ancak bu ihlallere rağmen rejim üzerindeki yaptırımların yetersiz
kalması ve sorumluların hesap vermemesi adalet duygusunun zedelenmesine ve
bölgedeki kaosun derinleşmesine neden olmuştur. Uluslararası hukukun açıkça
çiğnendiği bu süreçte rejimin cezasız kalması hem bölge ülkelerindeki otoriter
yönetimlere cesaret vermiş hem de uluslararası sistemin güvenilirliğini
sorgulanır hale getirmiştir. Bu ihlaller yalnızca Suriye için değil tüm dünya
için büyük bir hukuk ve insanlık sorunu olarak karşımızda durmaktadır.
1.6. Eğitim ve Kültürel Değişimin
Sabotajı
Esed rejimi kontrol altında tuttuğu
bölgelerde eğitimi ideolojik bir araç olarak kullanarak nesilleri kendi siyasi
çıkarları doğrultusunda şekillendirmeye çalışmıştır. Eğitim sistemi rejimin
propaganda mekanizmasının bir parçası haline getirilmiş ve öğrencilere rejim
yanlısı bir bakış açısı dayatılmıştır. Tarih kültür ve kimlik değerleri
üzerinde yapılan sistematik manipülasyonlar sayesinde rejim kendi otoritesini
pekiştirmeyi hedeflemiş ancak bu süreç Suriye’nin entelektüel birikimini ciddi
şekilde zayıflatmıştır. Eğitim kurumları yalnızca bilgi aktarımını değil aynı
zamanda eleştirel düşünceyi ve yaratıcılığı da baskı altına alarak genç
nesillerin potansiyelini köreltmiştir. Kültürel değerlerin ve tarihsel mirasın
çarpıtılması toplumsal hafızanın zarar görmesine neden olmuş ve Suriye halkının
kendi kimliğini özgürce yaşaması engellenmiştir. Bu durum hem bireysel hem de
toplumsal düzeyde büyük bir gerilemeye yol açmış ve Suriye’nin gelecek
nesillerinin yetkin bireyler olarak yetişmesini engelleyerek ülkenin uzun
vadeli kalkınma şansını azaltmıştır.
2. Bölgesel ve Uluslararası
Aktörlerin Pozisyonları
2.1. Amerika ve İsrail’in
Beklentileri
Amerika ve İsrail Suriye’de uzun
yıllar sürecek bir iç savaşın bölgeyi istikrarsızlaştırmasını ve Suriye’nin
parçalanmasını stratejik çıkarları açısından avantajlı görmektedir. Bu durum
hem Suriye’nin bölgesel etkisini zayıflatacak hem de bölgedeki diğer aktörlerin
birbirleriyle çatışmasını teşvik ederek İsrail’in güvenlik kaygılarını
azaltacaktır. Ancak Esed rejiminin hızlı bir şekilde çökmesi bu hesapları boşa
çıkarmış ve Amerika ile İsrail’i huzursuz etmiştir. Hızlı bir geçiş süreci
Suriye’de istikrarlı bir yönetimin oluşmasına zemin hazırlayarak İsrail’in
bölgedeki nüfuzunu zayıflatabilecek ve Amerika’nın bölgeye yönelik müdahaleci
politikalarını sorgulanır hale getirebilecektir. Bu nedenle Amerika ve İsrail
Suriye’de istikrarsızlığın devamını kendi çıkarları açısından bir gereklilik
olarak görmektedir. Ancak bölgedeki diğer aktörlerin bilinçli ve hızlı adımları
bu beklentileri boşa çıkarabilir ve bölge için daha adil bir düzenin kapısını
aralayabilir.
2.2. Türkiye’nin Rolü ve
Müslümanların Birlik İhtimali
Türkiye'nin Suriye konusunda
sergilediği insani ve stratejik yaklaşım Müslümanlar için ortak bir hareket
modeli sunmaktadır. Türkiye'nin insani krizlere karşı duyarlılığı ve güvenli
bölgeler oluşturma çabaları bölgedeki Müslüman toplumlar için önemli bir örnek
teşkil etmektedir. Bu yaklaşım Suriye'de adalet temelli bir düzenin inşasına
katkı sağlayarak Müslümanlar arasında dayanışma ruhunu güçlendirebilir. Ancak
Türkiye’nin bu hedeflere ulaşabilmesi için Amerika’nın güdümünde hareket
etmemesi ve Büyük Ortadoğu Projesi planlarına uygun şekilde pozisyon almaması
şarttır. Eğer Türkiye bu planlara uygun hareket ederse bölgedeki gelişmelerde
yalnızca bir “at yarışı spikerliği” yapmaktan öteye geçemez. Oysa bağımsız bir
stratejik duruş sergileyerek Müslümanların birliğini ve dayanışmasını teşvik
eden bir liderlik ortaya koyabilir ve İsrail’in bölgedeki stratejik
kazanımlarını sınırlayarak bölgeye adil bir düzenin temelini atabilir. Bu
nedenle Türkiye’nin dış politika tercihlerinde bağımsız ve ilkesel bir çizgide hareket
etmesi hem bölgenin geleceği hem de İslam dünyasının ortak çıkarları için
hayati bir öneme sahiptir. Ayrıca Müslüman ülkelerin ortak hareket etmesi
İsrail’in bölgede elde ettiği kazanımları sınırlandırma ve bölgedeki güç
dengesini değiştirme potansiyelini taşımaktadır. Bu durumun İsrail’in stratejik
hesaplarının bozulabileceğini ve bölgenin daha adil bir yapıya kavuşabileceğini
göstermektedir.
3. Suriye’nin Coğrafi ve Stratejik
Önemi
3.1. İsrail İçin Risk ve Kazanımlar
Suriye’nin bölgesel haritadaki
stratejik konumu İsrail’in güvenlik kaygılarını doğrudan etkilemektedir. İsrail
parçalanmış ve istikrarsız bir Suriye’nin kendi stratejik üstünlüğünü
artıracağına inanmaktadır çünkü bu durum Suriye’nin bölgedeki etkisini
zayıflatarak İsrail’in hareket alanını genişletmektedir. Ancak Suriye’de
düzenli ve istikrarlı bir yönetimin kurulması İsrail’in çıkarlarına ciddi bir
darbe vurabilecek bir gelişme olarak görülmektedir. İstikrarlı bir Suriye
İsrail’in bölgedeki askeri üstünlüğüne karşı bir denge unsuru oluşturabilir ve
Filistin meselesinde İsrail’e karşı daha güçlü bir muhalefet ortaya koyabilir.
Bu nedenle İsrail Suriye’deki kaosun devam etmesini kendi güvenlik ve stratejik
çıkarları açısından daha avantajlı bulmaktadır. Ancak bölgenin diğer aktörlerinin
bilinçli ve ortak hareket etmesi durumunda İsrail’in bu hesapları boşa
çıkarılabilir ve bölgedeki güç dengesi Müslümanların lehine değişebilir.
3.2. İran’ın Suriye’yi
Kaybetmesinin Etkileri
İran’ın Suriye üzerindeki etkisinin
azalması İsrail’in bölgedeki nüfuzunu önemli ölçüde artırabilecek bir gelişme
olarak değerlendirilmektedir. Suriye’nin İran’ın stratejik hattından kopması
İsrail’in güvenlik kaygılarını azaltacak ve bölgede daha geniş bir hareket
alanı kazanmasını sağlayacaktır. Ancak Suriye’de oluşabilecek düzenli ve adil
bir yönetim İsrail’e karşı mücadelede daha sağlam bir zemin oluşmasına katkı
sağlayabilir. İstikrarlı bir Suriye İran’ın da dahil olabileceği İsrail’e karşı
direniş hattını güçlendirilmesine ve bölgedeki stratejik çıkarlarını yeniden
şekillendirmesine olanak tanıyabilir. Bu nedenle Suriye meselesi yalnızca İran
ve İsrail arasındaki güç mücadelesini değil aynı zamanda bölgenin genel
dengelerini de doğrudan etkileyen bir boyut taşımaktadır. İran’ın Suriye’deki
etkinliğinin azalması bölgedeki Şii-Sünni dengesine de olumsuz etkiler
yapabilir ve İsrail’in bölgedeki politikalarını daha agresif bir şekilde
uygulamasına zemin hazırlayabilir. Bu durumda Suriye’nin geleceği hem İran hem
İsrail için stratejik açıdan hayati bir önem taşımaktadır.
4. PKK ve Amerika Ortaklığının
Tehditleri
Amerika destekli PKK unsurlarının
bölgede oluşturduğu tehdit yalnızca Suriye’nin iç dengelerini değil aynı
zamanda Türkiye’nin ulusal güvenliğini de doğrudan etkilemektedir. Bu ortaklık
Suriye’nin kuzeyinde bir terör devleti kurma çabalarını içermekte ve bu durum
hem bölgesel hem de uluslararası düzeyde ciddi bir istikrarsızlık kaynağı
oluşturmaktadır. Türkiye açısından bu yapı Suriye sınırında uzun vadeli bir
güvenlik tehdidi anlamına gelmekte ve bölgede PKK’ya bağlı unsurların güç
kazanması Türkiye’nin ulusal çıkarlarına büyük zarar vermektedir. Ayrıca böyle
bir yapının oluşması Türkiye’nin İsrail ile doğrudan sınır komşusu olma riskini
artırmakta ve bölgedeki güç dengelerini tamamen değiştirebilecek sonuçlar
doğurabilecek bir senaryo yaratmaktadır. Bu nedenle PKK ve Amerika arasındaki
ortaklık yalnızca Suriye’nin değil tüm bölgenin istikrarı açısından büyük bir
tehlike olarak değerlendirilmelidir. Bu tehdidin önlenmesi hem Türkiye’nin
sınır güvenliğini sağlamak hem de bölgedeki barış ve istikrarı korumak
açısından hayati bir önem taşımaktadır.
5. Türkiye ve Suriyeli Mülteciler
Suriyeli mültecilerin ülkelerine
dönüşü Türkiye için hem sosyal hem de ekonomik anlamda önemli kazanımlar
sağlayabilir. Ayrıca Suriye’de Türkçe konuşan ve Türkiye’yi seven bir kitlenin
varlığı ilerleyen süreçte Türkiye için stratejik avantajlar sunacaktır. Bu
nüfus Türkiye ile Suriye arasında kültürel ve ekonomik bağların güçlenmesine
katkı sağlayarak iki ülke arasında uzun vadeli iş birliği potansiyelini
artırabilir. Geri dönen mültecilerin Suriye’nin yeniden inşasında Türkiye ile
ortak projelerde yer alması ise sadece Suriye’nin kalkınmasına değil aynı
zamanda iki ülke arasındaki siyasi ve toplumsal bağların güçlenmesine de hizmet
edecektir. Bu süreç hem mülteci krizinin çözümüne yönelik önemli bir adım
olacak hem de Suriye’nin geleceği için Türkiye’nin daha etkili bir rol
üstlenmesine zemin hazırlayacaktır. Toplumsal entegrasyonun sağlanması ve iki
ülke arasında güçlü bağların kurulması bölgedeki istikrar ve barış için önemli
bir temel oluşturacaktır.
6. Büyük Ortadoğu Projesi ve Olası
Riskler
Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında
Suriye’nin parçalanması ve Amerikan kontrolünde bir yapının kurulması bölgedeki
güç dengelerini İsrail lehine ciddi şekilde değiştirebilir. Bu senaryo yalnızca
Suriye’nin değil tüm bölgenin geleceğini etkileyebilecek derin bir
istikrarsızlık yaratma potansiyeline sahiptir. Böyle bir gelişme Türkiye için
uzun vadeli güvenlik tehditlerini artırarak sınır güvenliğini tehlikeye
sokabilir ve bölgedeki dengeleri Türkiye aleyhine çevirebilir. Ayrıca
Suriye’nin parçalanması Müslümanlar arasında birliği zora sokacak ve bölgedeki
dayanışma ruhunu ciddi şekilde zayıflatacaktır. Bu süreçte ortaya çıkabilecek
Amerikan kontrolündeki bir yapı İsrail’in bölgedeki stratejik üstünlüğünü
artırarak Filistin meselesinde daha agresif politikalar izlemesine zemin
hazırlayabilir. Bölgedeki Müslüman ülkelerin bu tehdit karşısında ortak bir
duruş sergileyememesi ise İsrail’in çıkarlarına hizmet edecek bir ortam
yaratabilir. Bu nedenle Suriye’nin bütünlüğünün korunması ve bölge dışı
aktörlerin müdahalelerinin sınırlandırılması bölgenin istikrarı ve
Müslümanların ortak çıkarları için hayati bir öneme sahiptir.
7. Sonuç ve Değerlendirme
Suriye rejiminin yıkılması
bölgedeki Müslümanlar için önemli bir fırsat kapısı ve ciddi bir risk olarak
değerlendirilmelidir. Hızlı ve kansız bir geçiş süreci yalnızca İsrail’in
bölgedeki nüfuzunu zayıflatmakla kalmayacak aynı zamanda Müslümanlar arasında
birlik ve dayanışma ruhunun güçlenmesine de katkı sağlayacaktır. Müslüman
ülkelerin ortak hareket ederek Suriye’nin yeniden inşasında aktif rol alması
hem bölgesel istikrarın sağlanmasına hem de İsrail’e karşı stratejik bir
üstünlük elde edilmesine imkan tanıyacaktır. Bu bağlamda Suriye meselesinin
doğru bir şekilde analiz edilmesi ve Müslümanlar arasında ortak bir vizyon
oluşturulması yalnızca bölgenin geleceği için değil aynı zamanda İslam
dünyasının ortak çıkarları açısından da büyük bir önem taşımaktadır. Müslümanların
bu fırsatı değerlendirmesi hem Suriye’nin yeniden inşası için bir umut
olacaktır hem de bölgedeki güç dengelerinin daha adil bir şekilde
şekillenmesine hizmet edecektir.