20 Ocak 2025

Strateji ve vicdan: Gazze'nin direnişi ve ateşkes sonrası

Gazze, modern tarihin en adaletsiz savaşında yalnızlığın ve direnişin sembolü olarak insanlık tarihine yeni bir sayfa ekledi. Bu sayfa, sözde büyük devletlerin çaresizliğini, halkların ise onurlu direnişini gösteriyor. Ateşkes sonrası düşünülmesi gereken bu savaşın geride bıraktıkları ve gelecekte ortaya çıkabilecek senaryolardır.

 

Strateji ve Başarısızlık: İsrail’in Gazze Politikaları

 

Son dönemde yaşananlar İsrail’in Gazze’ye yönelik stratejisinin çıkmaz bir sarmalda olduğunu gözler önüne serdi. Kendini savunma hakkı çerçevesinde başlatıldığı ileri sürülen bu operasyonlar askeri zaferler sağlasa da stratejik bir başarı olarak değerlendirilemez. Son çatışmalarda 50.000’den fazla sivil hayatını kaybetti, çocuklar ve aileler enkazlar altında kaldı. Ancak Hamas halen varlığını koruyor ve Gazze halkının direniş azmi sönmek bir yana daha da güçleniyor. Bu durum İsrail’in Gazze’deki amacına ulaşamadığını gösteriyor.

 

Bir stratejinin temel başarı kriterlerinden biri hedeflerin doğru tanımlanması ve bu hedeflere uygun aracın seçilmesidir. İsrail’in Gazze politikaları bu iki alanda da çıkmaz bir noktaya saplanmıştır. Hamas’ı etkisiz hale getirmek gibi bir hedef belirlenmiş olsa da uygulanan yöntemler sadece Gazze’deki insani durumu daha da kötüleştirmiş, Hamas’ın propagandasına zemin hazırlamış ve uluslararası arenada İsrail’in pozisyonunu zayıflatmıştır.

 

Diplomatik Yalnızlaşma ve Stratejinin Eksiklikleri

 

Strateji sadece askeri bir mesele değil, aynı zamanda diplomatik ve insani boyutları da kapsayan bir bütünlüktür. İsrail’in Gazze operasyonları sırasında Batı’nın desteğini koruma çabası dikkat çekici olsa da küresel güneyi oluşturan Afrika, Asya ve Latin Amerika ülkelerinde ciddi bir diplomatik yalnızlaşma yaşandı. Bu durum, İsrail’in stratejik hedeflerinin uluslararası meşruiyetini zedelemiş ve Gazze’ye yönelik operasyonların etik boyutunu daha fazla sorgulatmıştır.

 

ABD Kongresi, İsrail’in uluslararası hukuk karşısındaki sorumluluğunu perdelemek için Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne yaptırım tehditleri savuruyor. Ancak bu tehditler, Gazze’nin mücadelesini örtmeye yetmiyor. Gazze, adalet arayışının ve insanlık onurunun direniş hattı olarak, çıkmazları gözler önüne seren bir aynaya dönüştü.

 

Gazze’nin Sembolülü: Vicdan ve Onur

 

Gazze, yıllardır abluka altında olmasına rağmen sadece coğrafi bir mekan değil, insanlık vicdanının direniş sembolü haline gelmiştir. Netanyahu gibi figürleri uluslararası hukukun hesap sormasından korumaya çalışan dünyanın Gazze’nin kararlılığı karşısındaki çaresizliği bir gerçeği ortaya koyuyor: Adalet, er ya da geç galip gelir.

 

Batı medyası ne kadar propaganda yaparsa yapsın, Gazze gerçeği unutulmayacaktır. Gazze, zalimlerin korkusu, mazlumların duası ve dünya vicdanının sesi olarak yıkılmaz bir sur gibi karşılarında duruyor. Gazze’nin gücü, bombalarda ya da silahlarda değil; halkın duasında, hakka olan inancında ve direnme azmindedir.

 

Adaletin Zaferi

 

Gazze’de kalıcı bir barış ve istikrarın sağlanması için çatışmanın askeri boyutlarının dışına çıkılmalı ve kapsamlı bir stratejik plan uygulanmalıdır. Bu plan, sadece askeri değil; ekonomik, sosyal ve diplomatik boyutları da kapsamalıdır. Gazze’nin altyapısının yeniden inşa edilmesi, ekonomik kalkınmanın desteklenmesi ve Filistin halkının temel haklarının tanınması uzun vadede istikrarın ve barışın anahtarı olabilir.

 

Gazze’nin zaferi sadece bir coğrafyanın değil; insanlık vicdanının zaferidir. Bu zafer, çocukların gözyaşlarından, annelerin dualarından ve mazlum halkın özgürlük hayalinden doğmuştur.

 

Adalet er ya da geç galip gelir. Gazze’nin enkazlarında büyüyen bu çığ, zalimlerin tahtını sallamaya devam edecek.

 

Elhamdulillah. Gazze’nin özgür geleceğine ve direnişinin onuruna selam olsun.