Strateji ve vicdan: Gazze'nin direnişi ve ateşkes sonrası
Gazze, modern tarihin en adaletsiz savaşında yalnızlığın ve direnişin sembolü olarak insanlık tarihine yeni bir sayfa ekledi. Bu sayfa, sözde büyük devletlerin çaresizliğini, halkların ise onurlu direnişini gösteriyor. Ateşkes sonrası düşünülmesi gereken bu savaşın geride bıraktıkları ve gelecekte ortaya çıkabilecek senaryolardır.
Strateji
ve Başarısızlık: İsrail’in Gazze Politikaları
Son
dönemde yaşananlar İsrail’in Gazze’ye yönelik stratejisinin çıkmaz bir sarmalda
olduğunu gözler önüne serdi. Kendini savunma hakkı çerçevesinde başlatıldığı
ileri sürülen bu operasyonlar askeri zaferler sağlasa da stratejik bir başarı
olarak değerlendirilemez. Son çatışmalarda 50.000’den fazla sivil hayatını
kaybetti, çocuklar ve aileler enkazlar altında kaldı. Ancak Hamas halen
varlığını koruyor ve Gazze halkının direniş azmi sönmek bir yana daha da
güçleniyor. Bu durum İsrail’in Gazze’deki amacına ulaşamadığını gösteriyor.
Bir
stratejinin temel başarı kriterlerinden biri hedeflerin doğru tanımlanması ve
bu hedeflere uygun aracın seçilmesidir. İsrail’in Gazze politikaları bu iki
alanda da çıkmaz bir noktaya saplanmıştır. Hamas’ı etkisiz hale getirmek gibi
bir hedef belirlenmiş olsa da uygulanan yöntemler sadece Gazze’deki insani
durumu daha da kötüleştirmiş, Hamas’ın propagandasına zemin hazırlamış ve
uluslararası arenada İsrail’in pozisyonunu zayıflatmıştır.
Diplomatik
Yalnızlaşma ve Stratejinin Eksiklikleri
Strateji
sadece askeri bir mesele değil, aynı zamanda diplomatik ve insani boyutları da
kapsayan bir bütünlüktür. İsrail’in Gazze operasyonları sırasında Batı’nın
desteğini koruma çabası dikkat çekici olsa da küresel güneyi oluşturan Afrika,
Asya ve Latin Amerika ülkelerinde ciddi bir diplomatik yalnızlaşma yaşandı. Bu
durum, İsrail’in stratejik hedeflerinin uluslararası meşruiyetini zedelemiş ve
Gazze’ye yönelik operasyonların etik boyutunu daha fazla sorgulatmıştır.
ABD
Kongresi, İsrail’in uluslararası hukuk karşısındaki sorumluluğunu perdelemek
için Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne yaptırım tehditleri savuruyor. Ancak bu
tehditler, Gazze’nin mücadelesini örtmeye yetmiyor. Gazze, adalet arayışının ve
insanlık onurunun direniş hattı olarak, çıkmazları gözler önüne seren bir
aynaya dönüştü.
Gazze’nin
Sembolülü: Vicdan ve Onur
Gazze,
yıllardır abluka altında olmasına rağmen sadece coğrafi bir mekan değil,
insanlık vicdanının direniş sembolü haline gelmiştir. Netanyahu gibi figürleri
uluslararası hukukun hesap sormasından korumaya çalışan dünyanın Gazze’nin
kararlılığı karşısındaki çaresizliği bir gerçeği ortaya koyuyor: Adalet, er ya
da geç galip gelir.
Batı
medyası ne kadar propaganda yaparsa yapsın, Gazze gerçeği unutulmayacaktır.
Gazze, zalimlerin korkusu, mazlumların duası ve dünya vicdanının sesi olarak
yıkılmaz bir sur gibi karşılarında duruyor. Gazze’nin gücü, bombalarda ya da
silahlarda değil; halkın duasında, hakka olan inancında ve direnme azmindedir.
Adaletin
Zaferi
Gazze’de
kalıcı bir barış ve istikrarın sağlanması için çatışmanın askeri boyutlarının
dışına çıkılmalı ve kapsamlı bir stratejik plan uygulanmalıdır. Bu plan, sadece
askeri değil; ekonomik, sosyal ve diplomatik boyutları da kapsamalıdır.
Gazze’nin altyapısının yeniden inşa edilmesi, ekonomik kalkınmanın
desteklenmesi ve Filistin halkının temel haklarının tanınması uzun vadede
istikrarın ve barışın anahtarı olabilir.
Gazze’nin
zaferi sadece bir coğrafyanın değil; insanlık vicdanının zaferidir. Bu zafer,
çocukların gözyaşlarından, annelerin dualarından ve mazlum halkın özgürlük
hayalinden doğmuştur.
Adalet
er ya da geç galip gelir. Gazze’nin enkazlarında büyüyen bu çığ, zalimlerin
tahtını sallamaya devam edecek.
Elhamdulillah.
Gazze’nin özgür geleceğine ve direnişinin onuruna selam olsun.