​Ömer Muhtar: Bir şehit önder!

 

 

‘Senusi’ bir tarikat, bir barikat, bir hakikatti.

‘Halk içinde Hakk’la beraber olan bir tarikat; Haçlı sürülerine set çeken bir barikat; dosta güven, düşmana korku salan bir hakikat.

Utbe bin Nafi’nin, Tarık bin Ziyad’ın doğduğu topraklar, 14 asırdır bir şehadet kuşağına sahne oluyordu.

1862… Libyalı Muhtar’ın bir oğlu dünyaya geldi: ‘Ömer!’ 16’sında yetim kaldı Ömer. Hayatın yükü omuzlarındaydı. Vahyi öğrenme arzusu, yollara düşürdü Ömer’i.

İyi bir marangoz, bilinçli bir çiftçi, çalışkan bir demirci, kabiliyetli bir duvar ustasıydı Ömer. Hayat bir bütündü. Önlüğünü çıkarır, Senusi hocanın uzaklara dalan gözlerinde ilmi arardı.

Cağbub Üniversitesi, ona ‘ombudsman’ görevi verdi. ‘Arabulucu!’ Kabileleri, Evs ve Hazrec gibi kardeş yaptı.

Birlik hali, rahmete vesile oldu. Fransız sömürgeci Cağbub’a giremedi.

Abdülhamid’in ‘gavuru gavura düşüren’ ilm-i siyaseti terkedilmiş, ‘gavur aşığı’ bir yönetim gelmişti: ‘İttihat ve Terakki Partisi’

Libyalı, düşmana karşı cenk ederken; İttihatçı Cemal Paşa, girdiği her savaşta havlu atıyordu.

Faslı Abdülkerim ve Cezayirli Abdülkadir’den sonra Sahra Cihadı yeni bir önder çıkarıyordu: Ahmet Şerif!

İttihat, düzmece talimatlarla Ahmet’e yeni bir cephe açtıyordu: İngilizler! İtalyan/Fransız sürüsüne karşı çift kanatla savaşan Ahmet, sonunda Mısır’a girdi.

İngiliz lejyonu ilk saldırıda darmadumandı. Ne var ki, anafor hücumu gecikmedi; karşı saldırı başlamıştı.

Nihayet Ahmet, bir punduna getirilerek Libya’dan koparıldı. Istanbul’daydı. İttihatçılar, bir konu mankeni gibi Anadolu’yu dolaştırdılar. Ahmet, nasıl bir kumpasa düştüğünü anlamayacaktı, hiçbir zaman!

Mussolini’nin Büyük Roma hayali, katliamı meşrulaştırıyordu. Ama ‘Onların bir tuzağı varsa Allah’ın da bir tuzağı var’dı.

Ahmet’ten bayrağı devralan Emir İdris de cepheyi terk edince, Libya Cihadı önderine kavuştu: Ömer Muhtar!

9 Yılda 50 büyük, 200 küçük ölçekli savaştan alnının akıyla çıktı, Ömer Muhtar! O bir uzun yol koşucusuydu, kısa mesafe tembeli değil!

Öyle güçlü bir istihbaratı vardı ki, bir Bedevi çoban, koskoca bir İtalyan Garnizonunu  havaya uçuracak bilgiyi Lider’e ulaştırıyordu.

İdris’ten yardım istedi, Muhtar. İdris, Muhtar’ı Mısır’dan eli boş gönderdi. Muhtar, hem Ahmet’e, hem İdris’e sitem, kızgınlık ve alay dolu mektuplar gönderdi. İttihat’ın ptt’si Ahmet’e ulaştırmadı, bir türlü.

İtalya’ya vali dayanmıyordu. 5. Valisini de gönderdi, Libya’ya: Graziani!

Eceli gelen faşist lejyonlar, taş üstünde taş bırakmadılar. Son fert ortadan kalkıncaya kadar her yöntemi denemeye kararlıydılar. Hesap etmedikleri tek şey, cihadın bereketiydi!

Lejyonlar, hurma ağaçlarını kestiler. Alimleri helikopterlerden attılar. Suları zehirlediler. Tarlaları bozdular. Koskoca Sahra, bir açık hava hapishanesine döndü. Hastalık, soykırım, sürgün… yüzyılın afetiydi.

Eritre’den aşağılık köleler getirildi. Gerilla harbi başlattı, İtalya! Yeşil Siri, kan kırmızıydı.

İtalya’nın Genel Af teklifi blöftü. Denenmiş denenmezdi. Seyyar mahkemeler kuruldu. Sindirme ve yıldırma! Chp’nin İstiklal(!) Mahkemelerini örnek aldılar, tıpa tıp!

Ömer Muhtar, küstah zalime teslim olmuyordu. Şantajla satın alınan yerel ağalar, Muhtar’ı, katlarla yatlarla kandırmaya çalıştılar. 70’indeki ihtiyar delikanlı, onlara acı bir tebessümle baktı baktı…

İhanet, ne ilk ne de sondu.

Halkına son kez seslendi:

“İtalyanlar, aslan postuna bürünmüş yaban eşeği gibidirler. Sakın teslim olmayın. Onurunuzu yitirmeyin!”

Nihayet İtalyanlar, Ömer Muhtar’ı çölde keşfettiler. Atı vuruldu. Silahına davrandı. Önüne geleni yere seriyordu. Eli yaralıydı. Son kurşunu da tükenmişti.

Yakalandı. Cunta Valisi Graziani, Muhtar’a hayranlık ve kıskançlık duydu. Cevval, olgun ve kararlı bir adamdı kaşısındaki.

Muhtar, zulüm mahkemesini tanımadı, ifade vermedi, savunma yapmadı.

15 Eylül 1931…

İtalyanlar, dev adamın şehadetine esir Libyalıların şahit olmasını istediler. Lejyonlarla kuşatılmış mü’minler, darağacındaki Muhtar’ın dudaklarından dökülen son cümlelerini duydular:

“Ey huzura eren nefis! Sen O’ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön!”

Her Libyalı, Ömer’di artık. Zafere kadar, cennete kadar, sonsuza kadar…!