Müslüman ülkelerin askeri güçlerinin çelişkisi ve Gazze soykırımı
Modern dünyada 50’den fazla ülkede çoğunlukla Müslüman nüfus yaşamaktadır. Bu ülkelerin toplam nüfusu milyarları bulurken askeri imkanları da çok sayıda uçak, helikopter, tank, top ve diğer silah sistemlerini kapsamaktadır. Aktif asker sayıları 15.5 milyonu; seferberlik potansiyelleri ise 290 milyonu aşacak seviyededir. Ancak bütün bu devasa askeri güce ve kaynaklara rağmen çevrelerinde ve kendi coğrafyalarında yaşanan zulümlere ve soykırımlara engel olamamaktadırlar. Bu çelişki Müslüman toplumlarının çağın en büyük utancı olarak tarih sahnesine geçmektedir.
Gazze’deki
Soykırım: 460 Günün Sessizliği
Gazze, son yıllarda
insanlık tarihinin en korkunç soykırımlarından birine sahne olmaktadır. 460
günüdür devam eden bu katliam on binlerce masum insanın hayatını kaybetmesine,
milyonlarca insanın ise temel yaşam haklarından yoksun kalmasına neden
olmuştur. İsrail’in abluka, bombardıman ve sistematik şekilde uyguladığı baskı
politikalarına karşı Müslüman ülkelerin neredeyse tamamı suskun kalmış, etkili
bir askeri ya da diplomatik adım atılamamıştır.
Bu suskunluk Müslüman
ülkelerin askeri gücünün anlamını sorgulatır hale gelmiştir. Oysa Mısır 4,664
tanka, Türkiye 3,045 tanka ve Pakistan 3,742 tanka sahiptir. Toplamda 15.5
milyonu aşkın aktif askeri personele ve on binlerce uçak, helikopter ve zırhlı
araca sahip bu ülkeler Gazze’de akan kanın bir damlasını bile durduramamıştır.
Bu durum, sadece
askeri kapasite eksikliğiyle değil aynı zamanda siyasi irade ve dayanışma
eksikliğiyle de açıklanabilir. Müslüman ülkeler arasındaki politik çıkar
çatışmaları ve yönetimlerin uluslararası bağımlılığı Filistin gibi mazlum
halkların savunmasız kalmasına yol açmaktadır.
Tarihten
Dersler: Az Kaynakla Büyük Zaferler
Bugünkü tablo Müslüman
toplumların tarihteki örnekleriyle çelişkili bir görünüm sunmaktadır. İslam
tarihinden çok çarpıcı örnekler az sayıdaki kaynakla büyük zaferler
kazanıldığını ve mazlumların yanında olunduğunu göstermektedir:
1. Bedir Savaşı (624): Müslümanlar, sayıca ve ekipman
bakımından düşük olmalarına rağmen, Mekke ordusunu bozguna uğratmayı başararak
azmin ve inancın zaferini tescil etmiştir.
2. Salahaddin Eyyubi’nin Kudüs
Fethi (1187):
Salahaddin Eyyubi, Şam ve Mısır’daki ümmetin birliğini sağlayarak Haçlıları
bozguna uğratıp Kudüs’ü tekrar İslam topraklarına kazandırmıştır.
3. Çanakkale Savaşı (1915): Osmanlı Devleti, kısıtlı
kaynakları ve zor şartlarına rağmen dünyanın en büyük sömürgeci ordularını Çanakkale
boğazında durdurmuş, mazlum milletlere ilham olmuştur.
Bu örnekler, Müslüman
ülkelerin bugün sahip olduğu devasa imkanlara rağmen neden tarihtekine benzer
bir dayanışma ve hareket kabiliyeti gösteremediğini sorgulaması gerektiğini
ortaya koymaktadır.
Tarihin
Utancı ve Gelecek Sorumluluğu
Gazze’deki
soykırım, Müslüman toplumların modern dünyadaki ahlaki ve siyasi yetersizliğini
ortaya koymuştur. Bu durum sadece askeri ya da diplomatik bir mesele değil aynı
zamanda ahlaki bir sorumluluk krizidir. Bugünün Müslüman liderleri ve
toplumları ellerindeki kaynakları ve imkanları sadece savunma ya da ticari
çıkarlar için kullanmaktan vazgeçmeli, tarihsel miraslarına uygun şekilde
mazlumların yanında olmalıdır.
Müslüman
toplumların bu acı durumu kabullenmesi, eleştirmesi ve tepki göstermesi
şarttır. Sessiz kalmak zalimin tarafında durmak anlamına gelir. Eğer bu zulme
tepkisiz kalırsak, mevcut durumu değiştirme şansımızı da kaybederiz. Bu nedenle
hem bireyler hem de toplumlar olarak daha aktif bir dayanışma ve farkındalık
oluşturarak harekete geçmek zorundayız. Mazlumların sesi olmak ve adaleti
savunmak, tarihîn omuzlarımıza yüklenmiş bir sorumluluktur.
Müslüman
liderler neden sessiz kalıyor?
Müslüman
liderlerin Gazze'deki soykırım ve diğer zulümler karşısında sessiz kalmasının
birkaç olası nedeni vardır. Bu nedenler siyasi, ekonomik, ideolojik ve
uluslararası bağlamda çeşitlilik gösterebilir:
Uluslararası
Bağımlılık:
Birçok Müslüman ülkenin ekonomisi, güvenliği veya politik istikrarı Batılı
güçlere veya uluslararası organizasyonlara bağımlıdır. Bu bağımlılık, güçlü bir
duruş sergilemelerini zorlaştırır.
İç
Siyasi İstikrar:
Liderler, kendi ülkelerindeki siyasi muhalefeti bastırmak veya iç sorunlarla
ilgilenmek için dış politika konularında daha pasif kalmayı tercih edebilirler.
Rejimin
Korunması:
Bazı ülkelerdeki liderler, kendi otoriter rejimlerinin Batılı ülkeler
tarafından desteklenmesini sağlamak için uluslararası insan hakları ihlallerine
göz yumabilir.
Ekonomik
Baskılar:
Petrol, doğalgaz ve diğer doğal kaynaklara sahip ülkeler, ticari ilişkilerinin
zarar görebileceğinden korkarak İsrail’e karşı doğrudan bir tutum almaz.
Küresel
Finansal Sistem:
Müslüman ülkelerin pek çoğu, uluslararası finans sistemine entegre durumdadır.
Bu sistemdeki yaptırım tehditleri, liderlerin daha cesur adımlar atmalarını
engelleyebilir.
Mezhepsel
Çatışmalar:
Müslüman dünyasında mezhepsel ayrılıklar (Sünni-Şii gerilimi gibi), ülkelerin
ortak bir hedef doğrultusunda birleşmesini engelliyor.
Milli
Çıkarların Öncelenmesi:
Ümmet idealinin zayıflaması, liderlerin kendi ulusal çıkarlarını ümmetin
çıkarlarının önüne koymasına yol açmaktadır.
Batı'nın
Baskısı:
İsrail’in güçlü müttefikleri olan ABD ve Avrupa ülkeleri, Müslüman liderlere
açık veya örtülü şekilde baskı uygulayarak İsrail'e karşı duruş sergilemelerini
engelleyebilir.
BM
ve Uluslararası Kurumların Etkisizliği: Birçok Müslüman lider, uluslararası hukukun
işletilmediği bir ortamda kendi ülkelerinin zarar görebileceği bir riski
almaktan çekinir.
Birlik
ve Önderlik Sorunu:
Müslüman dünyasında, özellikle Osmanlı sonrası dönemde, ümmetin çıkarlarını
önceleyen ve karizmatik bir liderlik sağlayabilecek bir yapı oluşmamıştır.
Dayanışma
Eksikliği:
Müslüman liderler arasındaki dayanışma ve iş birliği eksikliği, etkili bir
kolektif duruşu imkânsız hale getirmiştir.
Ne
Yapılabilir?
Müslüman
liderlerin sessizliğini kırabilmek için halkların bilinçlenmesi ve dayanışma
göstermesi gereklidir. Medya, sivil toplum kuruluşları ve uluslararası
platformlarda daha güçlü bir farkındalık kampanyası yürütülmeli, liderlere daha
fazla hesap sorulmalıdır. Ümmetin birliği ve dayanışması tarihte olduğu gibi,
ancak ortak bir hedef doğrultusunda hareket edilmesiyle sağlanabilir.
Sessizlik,
yalnızca zalimlerin işine yarar; bu yüzden liderlerin harekete geçmesini
sağlamak hepimizin sorumluluğudur.