11 Ocak 2025

Müslüman ülkelerin askeri güçlerinin çelişkisi ve Gazze soykırımı

Modern dünyada 50’den fazla ülkede çoğunlukla Müslüman nüfus yaşamaktadır. Bu ülkelerin toplam nüfusu milyarları bulurken askeri imkanları da çok sayıda uçak, helikopter, tank, top ve diğer silah sistemlerini kapsamaktadır. Aktif asker sayıları 15.5 milyonu; seferberlik potansiyelleri ise 290 milyonu aşacak seviyededir. Ancak bütün bu devasa askeri güce ve kaynaklara rağmen çevrelerinde ve kendi coğrafyalarında yaşanan zulümlere ve soykırımlara engel olamamaktadırlar. Bu çelişki Müslüman toplumlarının çağın en büyük utancı olarak tarih sahnesine geçmektedir.

Gazze’deki Soykırım: 460 Günün Sessizliği

Gazze, son yıllarda insanlık tarihinin en korkunç soykırımlarından birine sahne olmaktadır. 460 günüdür devam eden bu katliam on binlerce masum insanın hayatını kaybetmesine, milyonlarca insanın ise temel yaşam haklarından yoksun kalmasına neden olmuştur. İsrail’in abluka, bombardıman ve sistematik şekilde uyguladığı baskı politikalarına karşı Müslüman ülkelerin neredeyse tamamı suskun kalmış, etkili bir askeri ya da diplomatik adım atılamamıştır.

Bu suskunluk Müslüman ülkelerin askeri gücünün anlamını sorgulatır hale gelmiştir. Oysa Mısır 4,664 tanka, Türkiye 3,045 tanka ve Pakistan 3,742 tanka sahiptir. Toplamda 15.5 milyonu aşkın aktif askeri personele ve on binlerce uçak, helikopter ve zırhlı araca sahip bu ülkeler Gazze’de akan kanın bir damlasını bile durduramamıştır.

Bu durum, sadece askeri kapasite eksikliğiyle değil aynı zamanda siyasi irade ve dayanışma eksikliğiyle de açıklanabilir. Müslüman ülkeler arasındaki politik çıkar çatışmaları ve yönetimlerin uluslararası bağımlılığı Filistin gibi mazlum halkların savunmasız kalmasına yol açmaktadır.

f60892eb-3e58-489a-899d-1195fd5f9b88.jpg

Tarihten Dersler: Az Kaynakla Büyük Zaferler

Bugünkü tablo Müslüman toplumların tarihteki örnekleriyle çelişkili bir görünüm sunmaktadır. İslam tarihinden çok çarpıcı örnekler az sayıdaki kaynakla büyük zaferler kazanıldığını ve mazlumların yanında olunduğunu göstermektedir:

1.       Bedir Savaşı (624): Müslümanlar, sayıca ve ekipman bakımından düşük olmalarına rağmen, Mekke ordusunu bozguna uğratmayı başararak azmin ve inancın zaferini tescil etmiştir.

2.      Salahaddin Eyyubi’nin Kudüs Fethi (1187): Salahaddin Eyyubi, Şam ve Mısır’daki ümmetin birliğini sağlayarak Haçlıları bozguna uğratıp Kudüs’ü tekrar İslam topraklarına kazandırmıştır.

3.      Çanakkale Savaşı (1915): Osmanlı Devleti, kısıtlı kaynakları ve zor şartlarına rağmen dünyanın en büyük sömürgeci ordularını Çanakkale boğazında durdurmuş, mazlum milletlere ilham olmuştur.

Bu örnekler, Müslüman ülkelerin bugün sahip olduğu devasa imkanlara rağmen neden tarihtekine benzer bir dayanışma ve hareket kabiliyeti gösteremediğini sorgulaması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Tarihin Utancı ve Gelecek Sorumluluğu

 

Gazze’deki soykırım, Müslüman toplumların modern dünyadaki ahlaki ve siyasi yetersizliğini ortaya koymuştur. Bu durum sadece askeri ya da diplomatik bir mesele değil aynı zamanda ahlaki bir sorumluluk krizidir. Bugünün Müslüman liderleri ve toplumları ellerindeki kaynakları ve imkanları sadece savunma ya da ticari çıkarlar için kullanmaktan vazgeçmeli, tarihsel miraslarına uygun şekilde mazlumların yanında olmalıdır.

 

Müslüman toplumların bu acı durumu kabullenmesi, eleştirmesi ve tepki göstermesi şarttır. Sessiz kalmak zalimin tarafında durmak anlamına gelir. Eğer bu zulme tepkisiz kalırsak, mevcut durumu değiştirme şansımızı da kaybederiz. Bu nedenle hem bireyler hem de toplumlar olarak daha aktif bir dayanışma ve farkındalık oluşturarak harekete geçmek zorundayız. Mazlumların sesi olmak ve adaleti savunmak, tarihîn omuzlarımıza yüklenmiş bir sorumluluktur.

 20ae644e-4955-4f62-9139-9f148704fe13.jpg

Müslüman liderler neden sessiz kalıyor?

 

Müslüman liderlerin Gazze'deki soykırım ve diğer zulümler karşısında sessiz kalmasının birkaç olası nedeni vardır. Bu nedenler siyasi, ekonomik, ideolojik ve uluslararası bağlamda çeşitlilik gösterebilir:

 

Uluslararası Bağımlılık: Birçok Müslüman ülkenin ekonomisi, güvenliği veya politik istikrarı Batılı güçlere veya uluslararası organizasyonlara bağımlıdır. Bu bağımlılık, güçlü bir duruş sergilemelerini zorlaştırır.

 

İç Siyasi İstikrar: Liderler, kendi ülkelerindeki siyasi muhalefeti bastırmak veya iç sorunlarla ilgilenmek için dış politika konularında daha pasif kalmayı tercih edebilirler.

 

Rejimin Korunması: Bazı ülkelerdeki liderler, kendi otoriter rejimlerinin Batılı ülkeler tarafından desteklenmesini sağlamak için uluslararası insan hakları ihlallerine göz yumabilir.

 

Ekonomik Baskılar: Petrol, doğalgaz ve diğer doğal kaynaklara sahip ülkeler, ticari ilişkilerinin zarar görebileceğinden korkarak İsrail’e karşı doğrudan bir tutum almaz.

 

Küresel Finansal Sistem: Müslüman ülkelerin pek çoğu, uluslararası finans sistemine entegre durumdadır. Bu sistemdeki yaptırım tehditleri, liderlerin daha cesur adımlar atmalarını engelleyebilir.

 

Mezhepsel Çatışmalar: Müslüman dünyasında mezhepsel ayrılıklar (Sünni-Şii gerilimi gibi), ülkelerin ortak bir hedef doğrultusunda birleşmesini engelliyor.

 

Milli Çıkarların Öncelenmesi: Ümmet idealinin zayıflaması, liderlerin kendi ulusal çıkarlarını ümmetin çıkarlarının önüne koymasına yol açmaktadır.

 

Batı'nın Baskısı: İsrail’in güçlü müttefikleri olan ABD ve Avrupa ülkeleri, Müslüman liderlere açık veya örtülü şekilde baskı uygulayarak İsrail'e karşı duruş sergilemelerini engelleyebilir.

 

BM ve Uluslararası Kurumların Etkisizliği: Birçok Müslüman lider, uluslararası hukukun işletilmediği bir ortamda kendi ülkelerinin zarar görebileceği bir riski almaktan çekinir.

 

Birlik ve Önderlik Sorunu: Müslüman dünyasında, özellikle Osmanlı sonrası dönemde, ümmetin çıkarlarını önceleyen ve karizmatik bir liderlik sağlayabilecek bir yapı oluşmamıştır.

 

Dayanışma Eksikliği: Müslüman liderler arasındaki dayanışma ve iş birliği eksikliği, etkili bir kolektif duruşu imkânsız hale getirmiştir.

 

Ne Yapılabilir?

Müslüman liderlerin sessizliğini kırabilmek için halkların bilinçlenmesi ve dayanışma göstermesi gereklidir. Medya, sivil toplum kuruluşları ve uluslararası platformlarda daha güçlü bir farkındalık kampanyası yürütülmeli, liderlere daha fazla hesap sorulmalıdır. Ümmetin birliği ve dayanışması tarihte olduğu gibi, ancak ortak bir hedef doğrultusunda hareket edilmesiyle sağlanabilir.

 

Sessizlik, yalnızca zalimlerin işine yarar; bu yüzden liderlerin harekete geçmesini sağlamak hepimizin sorumluluğudur.