'Kötü öğretmenin el kitabı'
Hüseyin Akın yılların öğretmeni. Hem de çok sevilen
sayılan bir öğretmen. İstanbul’da önemli okullarda görev yaptı. Her okulda da
kendini sevdirdi. Manken, sporcu, dizi ve sinema oyuncusu olan çok sayıda
öğrencisi vardır. Her kesimden öğrencisi var ve hepsi de sever Hüseyin
hocalarını. Öğrenciyle olan ilişkileri kendisini hep öne çıkarmıştır. Hüseyin
hocanın öğrencisi olanlar hep şanslı olmuştur.
Din
Kültürü hocası olmasına rağmen sürekli edebiyatın içinde olmuştur. Yazıları ve
şiirleri kendini fark ettirmiştir. Kitap, yazı ve şiir başlıkları dikkat çekici
olmuştur. Kötüyü anlatarak iyiliği
parlatmıştır. Yeni kitabının ismi de “Kötü Öğretmenin El Kitabı”dır. Şule
Yayınlarından çıkan kitap olayları tersten okuma olarak karşımıza çıkıyor.
Biraz ironi, biraz mizah yapan Hüseyin Akın bir
eğitimci olarak da kitabın tam ortasından konuşuyor.
Kitabının arka kapağında eğitim,
öğretim ve öğretmeni anlatan o kadar güzel kaleme alınan bir yazı var. Şöyle diyor yazı: “Bir yıl sonrasını
düşünüyorsan tohum ek, on yıl sonrasını düşünüyorsan ağaç dik ama yüz yıl
sonrasını düşünüyorsan insan yetiştir. Balık verirsen bir kez doyurursun halkı,
balık tutmasını öğretirsen hep doyar karnı, demiş bundan üç bin yıl önce Çinli
bir ozan. Kur’an-ı Kerim, insanı meleklerden üstün kılan vasfının öğrenebilmek
ve aktarabilmek olduğuna işaret eder. İşte bu yüzden öğretmenlik en değerli
meslektir. Ancak her eğitim, öğretim metodu doğru mudur? Öğretim ve eğitim aynı
şey midir? Bilgi içselleştirilmediği, eyleme dönüşmediği takdirde ne işe yarar?
Efendimiz (sav) faydasız bilgiden niçin Allah’a sığınmıştır?”
Yazar
Yusuf Tosun kaleme aldığı yazısında kitabı ve Hüseyin Akın’ın anlatmak
istediğini güzel aktarıyor. “Eğitimin zaten ağır aksak yürüdüğü bir memlekette
bu da nereden çıktı demeyin. Asıl eğitimin o terse giden yönünü doğru
istikamete çevirmek için kolları sıvamış eğitimci-yazar-şair Hüseyin Akın: Kötü
Öğretmenin El Kitabı. Aslında Akın bu
kitapla eserin üst başlığını da oluşturan “bir eleştirel pedagojik tersten
okuma denemesi” yapıyor. Yani Akın bir bakıma kiminin Hz. Ali’ye, kiminin Hz.
İsa’ya, kiminin Mevlana’ya, Lokman-ı Hekim’e, Yunus Emre’ye atfettiği; “Ben
güzel ahlakı ahlaksızdan öğrendim.” sözündeki hikmetin peşinde. Kötü öğretmeni
tersinden okuduğunuzda, iyi öğretmen kendiliğinden ortaya çıkıyor zaten. Biraz
ironi, biraz mizah ama en önemlisi kitabın ortasından konuşma var Akın’ın
yazdıklarında. Zaten biz Hüseyin Akın’ı, hem yaşantısında hem yazılarında böyle
biliyoruz/ biliyoruz. Onda yazmakla yaşamak farklı şeyler değil. Yazdıklarını
yaşayan, yaşadıklarını da yazılarına, şiirlerine ustaca yansıtan özgün bir
üslubu var Akın’ın.”
Kitap ne diyor. O halde buyurun kötü
öğretmenin dünyasında küçük bir gezintiye çıkalım:
En son söyleyeceğimizi başta ifade
edelim: Kötü öğretmenin zerre kadar bir ‘Hikâye’si yoktur. Akın’ın dediği gibi;
“…kötü öğretmen olmanın yolu, sadece kötü öğreten olmaktan…” geçmiyor ki… Çünkü
hikâyesi olan öğretmenin öğretme biçimi kötü olsa da ‘duruşu, tavrı ve
davranışları’ ile öğrenciye umut ışığı olur. Onu sarıp sarmalar ve geleceğe
zımba gibi yetiştirir. Yeter ki gönlüne dokunabilsin.
Kötü öğretmenler; “Şartların ve koşulların sürüklemesi ile kendilerini
hasbelkader öğretmenlik mesleğinde bulmuşlardır.” Zaten mesleğe düğmeyi yanlış
iliklemekle başlamışlardır. Bu nedenle de kötü öğretmen; “sevgisiz, sevmeyen,
sevilmeyen, sevinmeyen, sevindirik” bir tiptir. Bütün öğrenciler ondan kaçar.
Bu duruma üzülmek şöyle dursun, keyfinden geçilmez bilakis…
Heyecan yaratmaz hiçbir zaman sevildirik
öğretmen. Çünkü “maksat gönülden sevilmenin huzurunu yaşamak değil, görünürde
seviliyor manzarası yansıtmaktır.” Kötü öğretmende aslolan da bu değil midir
zaten?
Oysa Sezai Karakoç; “Öğrenme kentten
ayrılırken kişide kalandır.” demiyor muydu? Aynı şekilde Albert Einstein da;
“Eğitim, insanın okulda öğrendiği her şeyi unuttuğunda arta kalandır.” benzer
saptamasında bulunmamış mıydı? Peki ya kötü öğretmen için?... Bu durum asla
kabul edilemez. Oysa bilmiyor ki yine Karakoç’un ifadesiyle; “Ders bir hayat
deneyi, ders kitabı bir müracaat el kitabı, öğretmen ise kılavuzdur.”
Hüseyin Akın diyor ki; “Öğretmenlik en
metaforik mesleklerden biridir.” El-hak, doğrudur lakin kötü öğretmene ne
bundan! Çünkü o, sadece kötü olmakla kalmaz aynı zamanda kötümser olmak için de
elinden geleni esirgemez. Hem hangi kötü öğretmen “hayattan örnekler” verir ki?
Öyle ya, neden iyi örnek verip rahatını derde soksun ki?
Bu nedenle iyi örnek olma ihtimaline
karşı açık olan bütün “kapı ve pencereleri” öğrencinin yüzüne çarpar kötü
öğretmen. Kapalı olanı çarpamaz zaten.
Bir de kapı pencere kapanınca;
“öğrencinin bakışlarını gün ışığından korumuş olur.” diyor iyi öğretmen Hüseyin
Akın.
Tabii bütün bunları yapabilmek kolay
bir iş değil hiç şüphesiz. Hem bir maharet gerektirir, hem de bir süreç… Çünkü
“negatif öğretmen olmak” öyle sanıldığı kadar kolay değildir. Bir defa her daim
yüzü duvar gibi soğuktur. Kimse “Nasılsınız” demeye bile cesaret edemez.
Vücudun her tarafında “kötülük çiçekleri” yetiştirir bu duruşuyla. Tıpkı
Fransız şair Charles Baudelaire’nin buram buram pesimizm kokan Kötülük
“Çiçekleri şiiri” gibi. Oysa o şiirden bile öğrenilecek o kakar çok şey var ki;
eğitimle öğretimin arasını depremin oluşturduğu yarıklar gibi açar ve sarsar. O
nedenle siz siz olun kötü öğretmenlerle zinhar paylaşımda bulunmayın!
Ama bilin ki; kötü öğretmen için
öğrenciyi kıstıracağı en iyi yöntem kopyada yakalamaktır. Bu davranışı
–maazallah- madalya bile taktırır.
Elinde sürekli bir kozu vardır kötü
öğretmenin. Kalp kıramıyorsa bile hemen notunu kırar. Üstelik bunun hakkı
olduğunu da bilir bir kötü öğretmen olarak. Öğrenciyi ağzıyla kuş bile tutsa
performans notundan geçirmez. Çünkü bu durum kötü öğretmenin değil, öğrencinin
sorunudur.
Üstelik kötü öğretmen bilgisizlikten
güç alarak kelimelerin içini bir silgi ile siler ve gün boyu onlarla oynar.
Özellikle de Z Kuşağı ile. A Kuşağı
onun semtine uğramaz çünkü. O kelimelerle oyun oynarken de bir türkü tutturur
dudakları:
“Mektebin bacaları, özel ders verir
hocaları.”
Ne de kulağa hoş geliyor değil mi?
Nihayetinde hakkını teslim edelim: Bir
emek veriyor kötü öğretmen olmak için. Çünkü kötü öğretmen doğulmaz, kötü
öğretmen olunur! Bu durum tecrübeyle sabittir.
Unutmayın; kötü öğretmen öğrencinin
ihtiyacını belirleyebilendir. Ya hu, “öğrenci kendi ihtiyacının ne olduğunu
nerden bilsin.” değil mi?
Çünkü her şeyin başı öğretmendir. Bir
defa “öğretmen olmazsa kimse öğrenci olduğunu bilmez!” bile. Öğrenci dediğin
bir hiçtir (!)…
Öyle ki kötü öğretmen, öğrenci
problemlerini nasıl çözeceğini/ çözümsüzleşeceğini de iyi bilendir.
Mesela; teşhis koyar, tanı koyar.
Reçete varsa yumruk atar, hatta öğrenciyi oyar bile(!)… Ya da; velisini
çağırır, gelmezse akrabalarını ve komşularını zorla getirilme kararı
aldırır(!). Hiçbiri olmadıysa bekçinin köpeğini üzerine saldırır(!)… Hüseyin
Akın diyor bunları, ben değil!...
Bunun gibi günyüzü görmüş daha birçok
yöntemi var kötü öğretmenin.
Siz de artık takdir etmişsinizdir ki
kötü öğretmen öyle kolay yetişmiyor(!).
Kötü öğretmenin espritüel olması
yetişirken tattığı mayadan kaynaklanıyor, bilesiniz.
Mesela neşelenmek istediği zaman; “Ot
kızlarım benim ot!” der ve kahkahayı basar.
Ya da kızdığı zaman; “etkisiz eleman
gibi ne duruyorsun öyle, natürmort musun sen!” der rahatlar.
Daha ne latifeler, ne maharetler!
Ama bu esprilerin tümü; “ parça tesirli
ve seyrek gülüşlüdür.”
Peki, öğrencinin hiç mi suçu yok? Var,
var da… Hepsi kötü öğretmenin gölgesinde eriyip gidiyor zamanla.
Hem öğrencilerin istekleri bitmez
ki!... Ama söz konusu olan kötü öğretmense istekler sınırlanır mutlaka.
Peki, öğrenciler neler isteyemezler
kötü öğretmenden?
Tabii ki hiç-bir-şey!
Kötü öğretmen ile ilgili daha
söylenecek çok şey var ama bir önemli yönünü daha ifşa ederek bu bahsi
kapatalım müsaadenle hocam:
Kötü öğretmen mutlaka günlük tutar. Hem
de öyle böyle değil!
İdeal kötü öğretmenin özelliklerini ise
varın siz düşünün.
Örnek mi?
İşte Büsbütün Hoca, Mükemmel Bey, Bize
Yazık Hoca, Dediği dedik Hoca, Sinire Hanım, Bay Boksör,
Zülfüyar Öğretmen, Yetkili Öğretmen.
Yeter bu kadar örnek herhalde!
Biliyorum yine misal isteyeceksiniz.
Buyurun işte kötü öğretmenin günlüğünden bir kesit:
“Sevgili Günlük, espri yaptım bugün,
ilk kez espri yaptım. Nasıl oldu bilmiyorum. Öğrenciler korka korka güldüler.
Halbuki kaşlarım çatık, benzim atıktı. Öğretmenliğimden taviz verdiğim için
nasıl pişman oldum bilemezsin. Aynanın karşısına geçtim, gevşeyen yüzümü ve
dudaklarımı yerli yerine yerleştirdim. Sesimi kontrol ettim. Ses tonuma ayar
verdim. Sesime eko eklemek için bir süre hançeremi zorladım. Bildiğim çiçek
adlarını unuttum. Çok eskiden anlattığım fıkraları yuttum. Öğretmenler
odasındaki kapağında yumruklu öğretmen fotoğrafları olan sendika dergisini
otuz-kırk kez açıp kapadım. Sevgili günlük, beni bağışla. Beni fabrika
ayarlarıma geri döndür. Boşa yanan tüm lambalarımı söndür!