İstanbul'un tarihi semtleri (47)
Geçen hafta Sarıgüzel semti dahilinde yer alan
Emir Buhari Tekkesi’nden Mesih Mehmed Paşa Camii’ne kadar olan mıntıkayı
sizlere tanıtmaya çalışmıştık. Bugün kaldığımız noktadan devam ederek Hırka-i Şerif
diye anılan semti sizlere tanıtmaya çalışacağız.
Sırtımızı
Mesih Mehmed Paşa Camiine verip Keçeciler Caddesi üzerinde yürüyüşümüze davam ettiğimizde
karşımıza ilk çıkan yapı yenilenmis haliyle Hırka-i Şerif Ortaokulu oluyor.
Kurulusu 1920’li yıllara kadar giden okul zaman içinde değişik binalarda hizmet
verdikten sonra 1950lerin başında bugünkü yerine taşınmış. Burada yapılan ilk bina
zamanla ihtiyaçlar için yetersiz kalınca günümüzdeki hali ile yeniden inşa edilmiş.
Ortaokulun yanında Fatih Halk Eğitim Merkezi ve Fatih İlçe Mili Eğitim Müdürlüğü
binası bulunmakta. İstanbul'un sigorta planlarının işlenmesi için yapılan ve 1920lerin
sonunda çizilen bazı haritalarda bina Jandarma Mektebi olarak işaretlenmiş.
Bina geçmişte bir ara Hırka-i Şerif Karakolu olarak da kullanılmış.
Fatih İlçe
Milli Eğitim Müdürlüğü binası ile karşılıklı bulunan yüksek bir duvar Hırka-i Şerif
Camii’nin üzerine oturduğu platformu oluşturmak için örülmüş olan istinat duvarı.
Duvarın Keçeciler Caddesi’nin Kadı Sokak kesişimindeki köşesine üzerinde Sultan
Abdülmecid Han'ın tuğrasının bulunduğu tarihsiz ve kitabesiz bir çeşme yerleştirilmiştir.
Çeşme beyaz mermerden yapılmış olup üzerinde sade fakat bakılınca gözü okşayan
süslemeler eklenmiştir. Hırka-i Şerif Camii avlusuna girmek için Keçeciler
Caddesi boyunca uzanan istinat duvarının gölgesi altında hafif adımlarla
ilerliyoruz. Yaklaşık 25-30 metre sonra yol kodundan yedi-sekiz basamak yüksekte
camiinin Keçeciler Caddesi’ne açılan devasa avlu kapısı karşımıza çıkar. Sade fakat gösterişli olan avlu kapısı sağdan
ve soldan gömme sütunlar içine yerleştirilmiştir. Kapı üzerinde bulunan ve çeşitli
yaprak süslemeleri ile bezenmiş alınlık madalyon içerisine kāle’llāhu tebâreke ve teâlâ onun altında
da Neml Suresi’nin otuzuncu ayet-i kerimesi yazılmıştır. Abidevi görünümde olan
kapının bronz kulpları da gayet gösterişli durmaktadır.
Camii avlusu daha önce de bahsettiğimiz gibi eğimli bir
arazinin bir istinat duvarı vasıtasıyla düzlenmesi ile oluşturulmuş bir platforma
oturtturulmuş olup üç kapı ile çevre sokaklara açılır. Camii avlunun tam ortasına
yerleştirilmiş olup, sekizgen formda inşa edilmiştir. 11,5 metre çapında olan
kubbe camiinin sekizgen duvarlarının üzerine oturulmuştur. Camiinin girişe göre
sağ ve solundaki köşelere yerleştirilmiş iki minaresi ise birer şerefelidir.
Camiinin inşaatına bölgede bulunan binaların istimlaki ile 1847 senesinde başlamış
ve inşaat 1851’de tamamlanmıştır. Camii mimarının saray mimarı da olan Garabet
Balyan olduğu sanılmaktadır. Camiinin harimine giriş iki sütunun tuttuğu bir eyvandan
sağlanmaktadır. Giriş kapısı üzerinde bulunan kitabe Ziver Paşa tarafından
kaleme alınmış ve Kazasker Mustafa İzzet Efendi tarafından hattı hazırlanmıştır.
Kitabede :
Tâ ebed
Sultân Mecîd Han ola bâ-feyz-i İlâh
Nûr-ı
mihrâb-ı hilâfet câmi‘-i âdâb-ı dîn
Kalb-i
pâkin eylemiş Hak Hazret-i Peygambere
Dâimâ
ihlâs-ı arzıyle mübâhî vü yakîn
Dûş-ı
iclâli şeref-bahş-ı siyâb-ı saltanat
Olalı
düşmez elinden dâmen-i şerʻ-i mübîn
Hırka-yı
sündüs-tıraz-ı şâh-ı vâlâ-yı resûl
Câ-nişîn
olmuştu bunda izz ile nice sinîn
Eyleyip
taʻzîm ü hürmet işbu câ-yı ekreme
Câmii hem
hücre-i pâkîzesin yaptı metîn
İki târih-i
güher-pirâyeyi Zîver kulu
Çekti
zer-târ-ı nizâm-ı nazma çün dürr-i semîn
“Hırka-yı
pâk-i risâlet mesnedin bu câmiin”
“Şâh-ı dîn
Abdülmecid Han kıldı bünyad ü rasîn”
Hicri 1267
(Miladi 1851) yazmaktadır.
Camii’nin yapılış maksadı olan Hırka-i Şerif’in Ramazan ayı
boyunca sergilenmesi ve ziyaretine olanak sağlayacak bir düzenleme ile birlikte
yapılması planlanmıştır. Camiinin kıble istikametinde camiie bitişik ve üst kat
kodunda olan bir ziyaret odası da eklemlenerek ziyaretlerin daha kolay
yapılması amaçlanmıştır. Camiinin harim girişine açılan kapısının dışında dört kapısı
daha olup bunlardan ikisi harimin bulunduğu sütunlu açıklığa açılmakta ve Hırka-i
Şerif’in ziyaretini sağlamaktadır. Ziyaret için harimin girişine göre solda
bulunan bir kapı ile mekâna giriş yapılmakta, akabinde bir merdiven vasıtası
ile ikinci kata çıkılmakta ve bir koridor vasıtası ile camiinin kıble cihetinde
olan camii gibi sekizgen planda ve kubbeli bir ziyaret odasına ulaşılmakta
akabinde de odaya girişi sağlayan kapının tam aksi istikametinde olan bir başka
kapıdan çıkılarak yine bir koridor ve merdiven vasıtası ile camiinin girişine göre
sağında olan diğer bir kapıdan avluya çıkılmaktadır.
Camii harimi daha önce de belirttiğimiz gibi sekizgen
planda olmakla beraber, camiinin yeterince ışık alması için kıble duvarı ve giriş
tarafı hariç her duvara bir pencere açılmak suretiyle sağlanmış ve kubbe altına
denk gelen tonozlara da yarım daire şeklinde aydınlatma pencereleri eklenmiş. Yapı
devrinin bütün mimari özelliklerini taşımakta olup mermer minber, mihrab ve
vaaz kürsüsü muazzam bir isçiliğe sahiptir. Camiinin iç mekânını süsleyen alçı
paneller mekâna ayrı bir güzellik katmaktadır. Kubbe kasnağında yer alan
yuvarlak madalyonlar içinde yer alan sülüs hatla yazılmış Allah Celle Celaluhu,
Muhammed Aleyhisselam, dört halife ve cehar-i yâri güzin efendilerimizin
isimleri kendisi de bir hattat olan Sultan Abdülmecid Han tarafından yazılmış
olup, diğer yazılar Kazasker Mustafa İzzet Efendi’nin elinden çıkmıştır.
Hırka-i Şerif'in ziyareti için hususi olarak inşa edilmiş
olan Hırka-i Şerif Camii’nden önce, bu kutsal emanetin ziyareti için bazı binalar
inşa edilmiş olup, bu binalar günümüzde camiinin kuzey istikametinde avlu içerisinde
görülebilir. Hırka-i Şerif'in muhafazası için ilk kez inşa edilen yapı bir
muhafaza hücresi olup Sadrazam Çorlulu Ali Paşa tarafından 1710 tarihi
civarında bir çeşme ve bir imaret ile beraber inşa ettirilmiştir. İlerleyen
zamanlarda Sultan Birinci Abdülhamid Han 1780 tarihinde daha önce inşa ettirilmiş
olan hücrenin çok yakınında bodrum üstü tek oda olarak bir kagir bina inşa ettirmiş,
bu tek odalı bina kısa süre içerisinde ihtiyaca cevap veremez duruma gelmiş
akabinde de Sultan İkinci Mahmud Han tarafından 1812 tarihinde yenilenmiş ve Hırka-i
Şerif Camii’nin inşasına kadar kullanılmıştır.
Hırka-i Şerif'in muhafızı olan Üveysi ailesi Sultan
Birinci Ahmed devrinde İstanbul'a davet edilmiş ve günümüzde Hırka-i Şerif
Camii’nin hemen bitişiğinde bulunan Akseki Mescidi’nin yakında bulunan bir eve yerleşmişler
ve bu kutsal emaneti kendi evleri dahilinde ziyarete başlatmışlar. Evde başlatılan
ziyaret uygulaması bahsettiğimiz tek odalı ziyaret mahallinin 1780 tarihinde inşasına
kadar devam etmiş. Sultan İkinci Mahmud Han tarafından Üveysi ailesinin reisi için
bir de konak inşa etmiş ve ailenin kullanımına sunulmuş. Bu konak Hırka-i Şerif
Muhafız Konağı adi ile anlamakta olup camiinin avlusunun kuzey cihetinde görülebilir.
Hırka-i Şerif Camii’nin kuzey doğusunda bulunan ahşap yapı,
tarihi İstanbul'un Fethi’nin hemen sonrasına kadar uzanan Akseki Mescidi’dir. Sağından
ve solundan yol geçen bu şirin mahalle mescidinin banisi Fatih Sultan Mehmed Han'ın
fetih ordusunda yer almış olan Akseki Kemaleddin Efendi olup kabri mescidin kıble
cihetinde bulunan küçük hazirededir. Mescid kitabesinden anlaşılacağı üzere
Hicri 1315 tarihine denk gelen 1898 Miladi senesinde bir tamirat geçirmiş.
Mescidin Akseki Caddesi üzerinde olan girişinde yer alan kitabesinde:
Saʻyi
meşkûr ola merhûm Kemâleddinin
Dînine
devletine hizmet ile oldu saʻîd
Hazret-i
Fâtih ile şehr-i Sitanbul’a gelip
Yaptı bu
mescidi kim medfeni de onda bedîd
Kalb-i âşık
gibi olmuş idi vîrân ü harâb
Edip ol
maʻbedi mesdûd felek ahd-i adid
Yetişip
kıldı Hacı Şevki Efendi ihyâ
Yeniden
eyledi maʻmûr onu bâ-saʻy-i mezîd
Hissemend-i
niʻam-ı ecr ü mesûbât etsin
Hırka-i
pâk-i risâletden onu Rabb-i Mecîd
Pederi vü
mâderinin rûhları şâd olarak
Bulalar
cennet-i aʻlâda safa-yı câvid
Saʻdî beş
vakt gelip okuna bang-i târîh
Akseki
Mescidi himmetle olundu tecdîd
Hicri 1315
Ramazan
yazmaktadır.
Mescidin sol tarafından gecen yolda bulunan sağır duvarda
Çorlulu Ali Paşa tarafından yaptırılan fakat 1890 tarihinde yenilenen çeşme görülebilir.
Gayet sade bir üslupla yenilenmiş olan çeşmenin ta’lik hatla iki satir halinde yazılmış
olan kitabesine:
Çorlulu
Ali Paşa-yı vezîr-i aʽzamm
Yapdı
bu aynı çü selsâl-i İrem
Âb-ı
Kevserden içip teşneler olsun sîr-âb
Suyu
akdıkça bula Hazret-i bânîsi kerem.
beyitleri
yazılmıştır. Buradan Hırka-i Şerif Camii avlusuna giriş yaptığımız Keçeciler
Caddesi üzerinde bulunan kapısına geri giderek bir sonraki durağımız olan Akşemseddin
Mescidi’ne doğru yollanmak üzere kapıdan caddeye kendimizi atıp sağa dönerek
yürüyüşümüze devam ediyoruz.
Yaklaşık
100 metre kadar ileride kırmızı tuğladan minaresi ile Akşemseddin Mescidi
bizleri karşılıyor. Mescid ilk kez 1455 senesinde Fatih Sultan Mehmed’in hocası
ve İstanbul'un manevi fatihi olan Akşemseddin tarafından yaptırılmış. Zaman
zaman tamirat geçiren yapı muhtemelen 1894 depreminde hasar görmüş ve 1904
senesinde Bosnalı Hâce Amine Hanım adında bir hayırsever tarafından yeni baştan
inşa edilmiştir. Mescidin içi gayet sade olup tarihi öneminden başka bir özeliği
bulunmamaktadır. Eserin hikayesi:
Bu mukaddes
eser-i Hazret-i Akşemseddîn
Bozulup
olmuş idi hâl-i harâbîye karîn
Bağtaten
bâniyye-i sâniyyesi etti zuhûr
Oldu
bânisinin ihlâsı o suretle muʻîn
Bosnanın
muʻteberi Hâce Âmîne Hanım
Atlı
beyzâdedir ol râhile-i huld-i berîn
Vakf edip
meblağ-ı mevfûru vücûh-i berre
Emr-i
tecdîdi o meblağla olundu teʻmîn
Etti
mahdûmları Hakkı Beyefendi himmet
Hüsn-i
inşâsına sarf eyledi nakd-i temkîn
Maʻnevî
zînetine zînet-i zâhir verdi
Zevk-i
rûhânî ile kıldı kulûbu tezyîn
Ettiler
rûhunu hoşnûd o veliyullâhın
Oldu memnûn
müteşekkir bu kadar uhve-i dîn
“Cennetü’l-huld”
dedim nâmına târîh
Fevzî Bitti
bu maʻbed-i maʻrûf gelin ey ehl-i yakîn
Bâni vü
bâniyeye okuyalım Fâtihalar Ede
Hak
cümlesini dâr-ı naʻîminde mekîn
Hicri 1322 (Miladi
1904-1905)
denilerek
kitabesine işlenmiştir.
Akşemseddin
Mescidi’nin olduğu yerden bakılınca cadde ilerisinde gözüken ve geniş kemerli
bir penceresi olan ahşap bir bina hemen dikkati üzerine çeker.
Mehmed
Şemseddin Efendi Tekkesi olarak bilinen bu yapı, hicri 1203 (miladi 1788)
tarihli bir vakfiyeye sahip olup muhtemelen bu tarihten birkaç yıl önce kurulmuş
olmalıdır. Bazı kaynaklarda tekkeyi tesis eden Mehmed Şemseddin Efendi’nin
Akşemseddin'in neslinden geldiği belirtilmektedir. Zamanla harap olan ilk tekke
binası Sultan İkinci Abdülhamid Han devri ricalinden Asaf Paşa tarafından Hicri
1311 senesinde yenilenmiştir. 1925 senesinde tekkelerin seddedilmesinden sonra bakımsız
kalan tekkenin bazı kısımları 1960larda izinsiz bir şekilde yıkılmıştır. Kalan kısımlar
çok viran bir haldeyken Hırka-i Şerif Vakfı tarafından tamirattan geçirilerek
tarihe karışmasının önüne geçilmiştir. Ahşap olarak iki katli inşa edilen tekke
binasının sokağa bakan kısmında bulunan kemerli geniş penceresi olan kısmı ise
tekkenin türbesidir.