20 Ekim 2024

İstanbul'un tarihi semtleri (47)

 Geçen hafta Sarıgüzel semti dahilinde yer alan Emir Buhari Tekkesi’nden Mesih Mehmed Paşa Camii’ne kadar olan mıntıkayı sizlere tanıtmaya çalışmıştık. Bugün kaldığımız noktadan devam ederek Hırka-i Şerif diye anılan semti sizlere tanıtmaya çalışacağız.

Sırtımızı Mesih Mehmed Paşa Camiine verip Keçeciler Caddesi üzerinde yürüyüşümüze davam ettiğimizde karşımıza ilk çıkan yapı yenilenmis haliyle Hırka-i Şerif Ortaokulu oluyor. Kurulusu 1920’li yıllara kadar giden okul zaman içinde değişik binalarda hizmet verdikten sonra 1950lerin başında bugünkü yerine taşınmış. Burada yapılan ilk bina zamanla ihtiyaçlar için yetersiz kalınca günümüzdeki hali ile yeniden inşa edilmiş. Ortaokulun yanında Fatih Halk Eğitim Merkezi ve Fatih İlçe Mili Eğitim Müdürlüğü binası bulunmakta. İstanbul'un sigorta planlarının işlenmesi için yapılan ve 1920lerin sonunda çizilen bazı haritalarda bina Jandarma Mektebi olarak işaretlenmiş. Bina geçmişte bir ara Hırka-i Şerif Karakolu olarak da kullanılmış.

Fatih İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü binası ile karşılıklı bulunan yüksek bir duvar Hırka-i Şerif Camii’nin üzerine oturduğu platformu oluşturmak için örülmüş olan istinat duvarı. Duvarın Keçeciler Caddesi’nin Kadı Sokak kesişimindeki köşesine üzerinde Sultan Abdülmecid Han'ın tuğrasının bulunduğu tarihsiz ve kitabesiz bir çeşme yerleştirilmiştir. Çeşme beyaz mermerden yapılmış olup üzerinde sade fakat bakılınca gözü okşayan süslemeler eklenmiştir. Hırka-i Şerif Camii avlusuna girmek için Keçeciler Caddesi boyunca uzanan istinat duvarının gölgesi altında hafif adımlarla ilerliyoruz. Yaklaşık 25-30 metre sonra yol kodundan yedi-sekiz basamak yüksekte camiinin Keçeciler Caddesi’ne açılan devasa avlu kapısı karşımıza çıkar.  Sade fakat gösterişli olan avlu kapısı sağdan ve soldan gömme sütunlar içine yerleştirilmiştir. Kapı üzerinde bulunan ve çeşitli yaprak süslemeleri ile bezenmiş alınlık madalyon içerisine kāle’llāhu tebâreke ve teâlâ onun altında da Neml Suresi’nin otuzuncu ayet-i kerimesi yazılmıştır. Abidevi görünümde olan kapının bronz kulpları da gayet gösterişli durmaktadır.

Camii avlusu daha önce de bahsettiğimiz gibi eğimli bir arazinin bir istinat duvarı vasıtasıyla düzlenmesi ile oluşturulmuş bir platforma oturtturulmuş olup üç kapı ile çevre sokaklara açılır. Camii avlunun tam ortasına yerleştirilmiş olup, sekizgen formda inşa edilmiştir. 11,5 metre çapında olan kubbe camiinin sekizgen duvarlarının üzerine oturulmuştur. Camiinin girişe göre sağ ve solundaki köşelere yerleştirilmiş iki minaresi ise birer şerefelidir. Camiinin inşaatına bölgede bulunan binaların istimlaki ile 1847 senesinde başlamış ve inşaat 1851’de tamamlanmıştır. Camii mimarının saray mimarı da olan Garabet Balyan olduğu sanılmaktadır. Camiinin harimine giriş iki sütunun tuttuğu bir eyvandan sağlanmaktadır. Giriş kapısı üzerinde bulunan kitabe Ziver Paşa tarafından kaleme alınmış ve Kazasker Mustafa İzzet Efendi tarafından hattı hazırlanmıştır. Kitabede :

Tâ ebed Sultân Mecîd Han ola bâ-feyz-i İlâh

Nûr-ı mihrâb-ı hilâfet câmi‘-i âdâb-ı dîn

Kalb-i pâkin eylemiş Hak Hazret-i Peygambere

Dâimâ ihlâs-ı arzıyle mübâhî vü yakîn 

Dûş-ı iclâli şeref-bahş-ı siyâb-ı saltanat

Olalı düşmez elinden dâmen-i şerʻ-i mübîn

Hırka-yı sündüs-tıraz-ı şâh-ı vâlâ-yı resûl

Câ-nişîn olmuştu bunda izz ile nice sinîn

Eyleyip taʻzîm ü hürmet işbu câ-yı ekreme

Câmii hem hücre-i pâkîzesin yaptı metîn

İki târih-i güher-pirâyeyi Zîver kulu

Çekti zer-târ-ı nizâm-ı nazma çün dürr-i semîn 

“Hırka-yı pâk-i risâlet mesnedin bu câmiin”

“Şâh-ı dîn Abdülmecid Han kıldı bünyad ü rasîn”

Hicri 1267 (Miladi 1851) yazmaktadır.

Camii’nin yapılış maksadı olan Hırka-i Şerif’in Ramazan ayı boyunca sergilenmesi ve ziyaretine olanak sağlayacak bir düzenleme ile birlikte yapılması planlanmıştır. Camiinin kıble istikametinde camiie bitişik ve üst kat kodunda olan bir ziyaret odası da eklemlenerek ziyaretlerin daha kolay yapılması amaçlanmıştır. Camiinin harim girişine açılan kapısının dışında dört kapısı daha olup bunlardan ikisi harimin bulunduğu sütunlu açıklığa açılmakta ve Hırka-i Şerif’in ziyaretini sağlamaktadır. Ziyaret için harimin girişine göre solda bulunan bir kapı ile mekâna giriş yapılmakta, akabinde bir merdiven vasıtası ile ikinci kata çıkılmakta ve bir koridor vasıtası ile camiinin kıble cihetinde olan camii gibi sekizgen planda ve kubbeli bir ziyaret odasına ulaşılmakta akabinde de odaya girişi sağlayan kapının tam aksi istikametinde olan bir başka kapıdan çıkılarak yine bir koridor ve merdiven vasıtası ile camiinin girişine göre sağında olan diğer bir kapıdan avluya çıkılmaktadır.

Camii harimi daha önce de belirttiğimiz gibi sekizgen planda olmakla beraber, camiinin yeterince ışık alması için kıble duvarı ve giriş tarafı hariç her duvara bir pencere açılmak suretiyle sağlanmış ve kubbe altına denk gelen tonozlara da yarım daire şeklinde aydınlatma pencereleri eklenmiş. Yapı devrinin bütün mimari özelliklerini taşımakta olup mermer minber, mihrab ve vaaz kürsüsü muazzam bir isçiliğe sahiptir. Camiinin iç mekânını süsleyen alçı paneller mekâna ayrı bir güzellik katmaktadır. Kubbe kasnağında yer alan yuvarlak madalyonlar içinde yer alan sülüs hatla yazılmış Allah Celle Celaluhu, Muhammed Aleyhisselam, dört halife ve cehar-i yâri güzin efendilerimizin isimleri kendisi de bir hattat olan Sultan Abdülmecid Han tarafından yazılmış olup, diğer yazılar Kazasker Mustafa İzzet Efendi’nin elinden çıkmıştır.

Hırka-i Şerif'in ziyareti için hususi olarak inşa edilmiş olan Hırka-i Şerif Camii’nden önce, bu kutsal emanetin ziyareti için bazı binalar inşa edilmiş olup, bu binalar günümüzde camiinin kuzey istikametinde avlu içerisinde görülebilir. Hırka-i Şerif'in muhafazası için ilk kez inşa edilen yapı bir muhafaza hücresi olup Sadrazam Çorlulu Ali Paşa tarafından 1710 tarihi civarında bir çeşme ve bir imaret ile beraber inşa ettirilmiştir. İlerleyen zamanlarda Sultan Birinci Abdülhamid Han 1780 tarihinde daha önce inşa ettirilmiş olan hücrenin çok yakınında bodrum üstü tek oda olarak bir kagir bina inşa ettirmiş, bu tek odalı bina kısa süre içerisinde ihtiyaca cevap veremez duruma gelmiş akabinde de Sultan İkinci Mahmud Han tarafından 1812 tarihinde yenilenmiş ve Hırka-i Şerif Camii’nin inşasına kadar kullanılmıştır.

Hırka-i Şerif'in muhafızı olan Üveysi ailesi Sultan Birinci Ahmed devrinde İstanbul'a davet edilmiş ve günümüzde Hırka-i Şerif Camii’nin hemen bitişiğinde bulunan Akseki Mescidi’nin yakında bulunan bir eve yerleşmişler ve bu kutsal emaneti kendi evleri dahilinde ziyarete başlatmışlar. Evde başlatılan ziyaret uygulaması bahsettiğimiz tek odalı ziyaret mahallinin 1780 tarihinde inşasına kadar devam etmiş. Sultan İkinci Mahmud Han tarafından Üveysi ailesinin reisi için bir de konak inşa etmiş ve ailenin kullanımına sunulmuş. Bu konak Hırka-i Şerif Muhafız Konağı adi ile anlamakta olup camiinin avlusunun kuzey cihetinde görülebilir.

Hırka-i Şerif Camii’nin kuzey doğusunda bulunan ahşap yapı, tarihi İstanbul'un Fethi’nin hemen sonrasına kadar uzanan Akseki Mescidi’dir. Sağından ve solundan yol geçen bu şirin mahalle mescidinin banisi Fatih Sultan Mehmed Han'ın fetih ordusunda yer almış olan Akseki Kemaleddin Efendi olup kabri mescidin kıble cihetinde bulunan küçük hazirededir. Mescid kitabesinden anlaşılacağı üzere Hicri 1315 tarihine denk gelen 1898 Miladi senesinde bir tamirat geçirmiş. Mescidin Akseki Caddesi üzerinde olan girişinde yer alan kitabesinde:

Saʻyi meşkûr ola merhûm Kemâleddinin

Dînine devletine hizmet ile oldu saʻîd

Hazret-i Fâtih ile şehr-i Sitanbul’a gelip

Yaptı bu mescidi kim medfeni de onda bedîd

Kalb-i âşık gibi olmuş idi vîrân ü harâb

Edip ol maʻbedi mesdûd felek ahd-i adid

Yetişip kıldı Hacı Şevki Efendi ihyâ

Yeniden eyledi maʻmûr onu bâ-saʻy-i mezîd 

Hissemend-i niʻam-ı ecr ü mesûbât etsin

Hırka-i pâk-i risâletden onu Rabb-i Mecîd

Pederi vü mâderinin rûhları şâd olarak

Bulalar cennet-i aʻlâda safa-yı câvid

Saʻdî beş vakt gelip okuna bang-i târîh

Akseki Mescidi himmetle olundu tecdîd

Hicri 1315 Ramazan

yazmaktadır.

Mescidin sol tarafından gecen yolda bulunan sağır duvarda Çorlulu Ali Paşa tarafından yaptırılan fakat 1890 tarihinde yenilenen çeşme görülebilir. Gayet sade bir üslupla yenilenmiş olan çeşmenin ta’lik hatla iki satir halinde yazılmış olan kitabesine:

Çorlulu Ali Paşa-yı vezîr-i aʽzamm
Yapdı bu aynı çü selsâl-i İrem

Âb-ı Kevserden içip teşneler olsun sîr-âb
Suyu akdıkça bula Hazret-i bânîsi kerem.

beyitleri yazılmıştır. Buradan Hırka-i Şerif Camii avlusuna giriş yaptığımız Keçeciler Caddesi üzerinde bulunan kapısına geri giderek bir sonraki durağımız olan Akşemseddin Mescidi’ne doğru yollanmak üzere kapıdan caddeye kendimizi atıp sağa dönerek yürüyüşümüze devam ediyoruz.

Yaklaşık 100 metre kadar ileride kırmızı tuğladan minaresi ile Akşemseddin Mescidi bizleri karşılıyor. Mescid ilk kez 1455 senesinde Fatih Sultan Mehmed’in hocası ve İstanbul'un manevi fatihi olan Akşemseddin tarafından yaptırılmış. Zaman zaman tamirat geçiren yapı muhtemelen 1894 depreminde hasar görmüş ve 1904 senesinde Bosnalı Hâce Amine Hanım adında bir hayırsever tarafından yeni baştan inşa edilmiştir. Mescidin içi gayet sade olup tarihi öneminden başka bir özeliği bulunmamaktadır. Eserin hikayesi:

Bu mukaddes eser-i Hazret-i Akşemseddîn

Bozulup olmuş idi hâl-i harâbîye karîn 

Bağtaten bâniyye-i sâniyyesi etti zuhûr

Oldu bânisinin ihlâsı o suretle muʻîn 

Bosnanın muʻteberi Hâce Âmîne Hanım

Atlı beyzâdedir ol râhile-i huld-i berîn 

Vakf edip meblağ-ı mevfûru vücûh-i berre

Emr-i tecdîdi o meblağla olundu teʻmîn

Etti mahdûmları Hakkı Beyefendi himmet

Hüsn-i inşâsına sarf eyledi nakd-i temkîn 

Maʻnevî zînetine zînet-i zâhir verdi

Zevk-i rûhânî ile kıldı kulûbu tezyîn

Ettiler rûhunu hoşnûd o veliyullâhın

Oldu memnûn müteşekkir bu kadar uhve-i dîn 

“Cennetü’l-huld” dedim nâmına târîh

Fevzî Bitti bu maʻbed-i maʻrûf gelin ey ehl-i yakîn

Bâni vü bâniyeye okuyalım Fâtihalar Ede

Hak cümlesini dâr-ı naʻîminde mekîn

Hicri 1322 (Miladi 1904-1905)

denilerek kitabesine işlenmiştir.

Akşemseddin Mescidi’nin olduğu yerden bakılınca cadde ilerisinde gözüken ve geniş kemerli bir penceresi olan ahşap bir bina hemen dikkati üzerine çeker.

Mehmed Şemseddin Efendi Tekkesi olarak bilinen bu yapı, hicri 1203 (miladi 1788) tarihli bir vakfiyeye sahip olup muhtemelen bu tarihten birkaç yıl önce kurulmuş olmalıdır. Bazı kaynaklarda tekkeyi tesis eden Mehmed Şemseddin Efendi’nin Akşemseddin'in neslinden geldiği belirtilmektedir. Zamanla harap olan ilk tekke binası Sultan İkinci Abdülhamid Han devri ricalinden Asaf Paşa tarafından Hicri 1311 senesinde yenilenmiştir. 1925 senesinde tekkelerin seddedilmesinden sonra bakımsız kalan tekkenin bazı kısımları 1960larda izinsiz bir şekilde yıkılmıştır. Kalan kısımlar çok viran bir haldeyken Hırka-i Şerif Vakfı tarafından tamirattan geçirilerek tarihe karışmasının önüne geçilmiştir. Ahşap olarak iki katli inşa edilen tekke binasının sokağa bakan kısmında bulunan kemerli geniş penceresi olan kısmı ise tekkenin türbesidir.