29 Eylül 2024

İstanbul'un tarihi semtleri (45)

 İstanbul'da yapılan ilk selatin külliyesinin avlu duvarları icinde kalan kısmının tanıtımına Çorba Kapısı’ndan dışarı çıkarak noktayı koymuştuk. Bugün de Çorba Kapısı’nın devamı niteliğinde olan Tabhane Sokak vasıtası ile İstanbul'u keşfe devam edeceğiz.

Tabhane Sokak üzerinde sağ tarafta bulunan ve günümüzde Fatih Camii Kur’an Kursu olarak kullanılan yapı Fatih Külliyesi’nin tabhanesidir. Tabhaneler günümüz misafirhanelerinin eski devirdeki adi olup, yapı uzun yıllar bu görevi ifa ettikten sonra önce medreseye çevrilmiş, akabinde de medreselerin lağvedilmesinden sonra bir sure âtıl kaldıktan sonra günümüze Fatih Camii Kur’an kursu olarak ulaşmıştır. Tabhane zemin kodu olarak tepenin üst kısmında inşa edilmiş olup, zemin tepeye çıkıldıkça yükseldiğinden tabhane arazisini düzlemek için külliyenin kervansarayı binanın alt kısmında konumlandırılmış ve yer tasarrufu sağlanmış.

Tabhane ile karşılıklı olarak yine kervansarayın üzerine inşa edilmiş başka bir külliye yapısı da külliyenin imareti olup, yapı 1766 depreminde ağır hasar almış, akabinde bir iki kez onarılmak istenmişse de masrafının getirisinden fazla olacağı iddia edilmiş ve tümüyle yıkılmış. İmarethanenin arazisine bazı ahşap evler yapılarak mahalle haline getirilmişse de bu mahalle 1908 Çirçir ve 1918 Fatih Yangınlarında tamamen ortadan kalkmıştır.

Tabhane ve imaretin altına konumlandırılmış kervansarayın ise 1766 depreminde külliyenin kaymasından endişe edilmesi ve buna bir çare aranması sebebi ile bazı tonozları yıkılmış ve tepesinde açılan delikler marifeti ile içi toprak doldurulmuş.1980lerde Vakıflar tarafından yapılan restorasyon sırasında kervansaray içinde bulunan toprak temizlenmiş ve Fevzi Paşa Caddesi cihetine dükkânlar yerleştirilmiştir. 

Tabhane ile karşılıklı birbirlerine bakışan yapı ise Nakşidil Valide Sultan Külliyesi’nin sebilidir. Nakşidil Valide Sultan, Sultan Birinci Abdülhamid Han'ın hanımı ve Sultan İkinci Mahmud Han'ın annesidir. Sebil yarım daire şeklinde sokağa taşan bir biçimde yapılmış olup, dört penceresi vardır. Yapıldığı devrin bütün mimari özelliklerini kendinde toplamış olup Hicri 1233 (Miladi 1818) senesinde inşa edilmiştir. Dört pencere üzerinde üçer sıra halinde yazılmış on iki beyitlik bir kitabesi vardır. Kitabesinde Yesarizede Mustafa İzzet Efendinin hattı ile:

Kıldı îfâ hakkını Mahmûd Hân

Mâderi çün eyleyip ihyâ sebîl

İtmek üzre iken o ümmü’l-mü’minîn

Fî-sebîlillâh cûdun Selsebîl

Arzû-yı havz-ı Kevser eyleyip

Gitti ol sıddîka-i Zehrâ adîl

Evvel Allâh sonra nûr-ı çeşmini

Eyledi hayrâtın icrâya vekîl

Hayr-ı cârîsin şeh-i şevket-meâb

Yapdırıp aldı ana ecr-i cezîl

Duysa bu âb-ı hayâtı bulmağa

Hızrı İskender yine eyler delîl

Âb-ı cennet olduğunda şüphe yok

Var mîzâcında safâ-yı zencebîl

Eylemiş hâsıyyet-i iksîr-veş

Katresin Mevlâ şifâ-sâz-ı alîl

Ayn-ı rahmet akdı su-yı Fâtihâ

Sû-be-sû içdikçe ebnâ-yı sebîl

Mâder-i Sultân-ı âlem hayr ile

Yâd olup şâd eyleye Rabb-i Celîl

Aştı mikyâs-ı kalemden sözlerin

Cûşa geldin İzzetâ mânend-i Nîl

Ehl-i cennet söylesin târîhini

Vâlide Sultâna kevserdir sebîl

yazmaktadır. Sebilin yanında ise Nakşidil Valide Sultan'ın Türbesi bulunmaktadır. Türbe İstanbul'da barok üslupta yapılmış yapıların en güzellerinden biri olup, silindirik gövdeli olarak inşa edilmiştir. Türbede Nakşidil Valide Sultan’a ait olan dışında on dört kabir daha bulunmaktadır. Sultan İkinci Mahmud Han'ın şehzadeliği sırasında hayatını kurtaran Cevri Kalfa’nın kabri de türbede bulunmaktadır. Türbenin kubbesi üst pencere hizasından başlayarak tamamen kalem işleri ile süslenmiştir. İç kısımda bulunan hatlar ise devrin en meşhur hattatlarından Mustafa Rakım Efendi’ye aittir. Türbe yakın zamanda restore edilmiş ve ziyarete açılmıştır. Külliyenin uzak köşesinde bulunan sibyan mektebi, mektebin yanındaki küçük bir hazire ve dış duvara yerleştirilmiş ve dört basamakla çıkılan Nakşidil Valide Sultan Çeşmesi külliyeyi tamamlamaktadır. Külliyeye Sultan Abdülmecid Han devrinde eklenen ve Gülustu Kadın Efendi Türbesi olarak bilinen türbe ise dahilinde bulunan dokuz kabir ile ziyarete açılacağı günü bekleyen bir eser.

Nakşidil Valide Sultan Türbesi ile beraber sokağın iki başını tutan bir diğer eser ise eski Fatihlilerin Taş Mektep diye andığı ve günümüzde İmamhatip Ortaokulu olarak faaliyet gösteren Fatih Askeri Rüştiyesi. Askeri rüştiyeler, askeri mekteplere talebe yetiştirmek amacı ile kurulmuş olan günümüzde ortaokul diyebileceğimiz maarif tesisleridir. Fatih Askeri Rüştiyesi 1869 tarihinde ilk etapta açılan birkaç askeri rüştiyeden biridir. Bina iki katlı olup ampir üslupta inşa edilmiştir. Bina girişi altı sütun üzerine oturtulmuş bir çıkma ile oluşturulmuştur. Giriş kapısı süslü olup, pencere söveleri küfeki taşından yapılmıştır. Girişin sütunlu kısminin tam üzerinde madalyon içerisinde tuğrası kazınmış bir kitabe ve etrafında çeşitli bezemeler bulunmaktadır. Okulun kitabesi ise:

Hazret-i Abdülazîz Hân-ı ma’ârif-pîşenin 

Mülkün istikbalini te’mîndir emniyyesi 

 Onun için açtı yer yer muntazam rüşdiyyeler 

Ne Sitanbul ü ne Bağdâd kaldı ne Suriyyesi 

Nakd ü vakti sarf edip gel cemʻ-i zâd-ı dâniş et 

Harc-ı âlemdir ucuzdur şimdi vezni kıyyesi

Hâme-i tâz u tann-ı Hüsnî dedi târîhine 

Feyz ü saʻyin menbaıdır Askerî Rüşdiyyesi 

Hicri 1292 (miladi 1876) yazmaktadır.

Askeri Rüştiye'ye veda edip, ilk sağdan Aslanhane Sokak’a dönerek kendimizi yokuş aşağı bırakıyoruz. Sokak üzerinde bulunan benzinlikle ayni sırada bulunan ve ismini Fatih Sultan Mehmed’in sevdiği bir tatlı olan sarmadan alan Fatih Sarmacısı bulunmakta. Yüz yılı aşmış tarihi ile aynı yerde ve ayni kalitedeki mamulleri ile müdavimlerini ağırlamaya devam eden işletme sadece bilenlerin uğrak mekânı. 

Kaldırımın bu tarafından bakılınca Rüştiyenin avlu duvarı gittikçe yükselirken okulun daha da heybetli görünmesini sağlıyor. Yokuştan Fevzi Paşa Caddesine inerken uzaktan Millet Kütüphanesi olarak bilinen Seyyid Feyzullah Efendi Medresesi yavaş yavaş kendini belli etmeye başlıyor. Aslanhane Sokak ve Fevzi Paşa Caddesi’nin kesiştiği köşeye geldiğimizde ise medrese bütünüyle görüş açımıza giriyor. Osmanlının klasik devri diye bildiğimiz ve kabaca on sekizinci yüzyılın ortalarına kadar devam eden devrin son örneklerinden olan medrese binası, Erzurumlu diye meşhur olmuş olan Şeyhülislam Seyyid Feyzullah Efendi tarafından Hicri 1112 senesine denk gelen miladi 1700 senesinde inşa ettirilmiştir. Feyzullah Efendi yaptırdığı bu medreseye 2188 adet kitap vakfetmiş ve burada zamanla husule gelecek olan kütüphanenin de ilk nüvesini oluşturmuştur. Medresenin mescid ve kütüphanesinin üzerini örten iki büyük kubbesi ve on odasının üzerini örten küçük kubbeleri vardır. Medresenin girişi banisinin adını verdiği Feyzullah Efendi Sokak üzerinden yapılmaktadır. Giriş kapısının sol tarafında caddeye yakın bir konumda dış duvar üzerine yerleştirilmiş biri daha büyükçe iki çeşmesi vardır. Dört satir olarak talik hatla yazılmış kitabe hicri 1112 tarihlidir ve 

Hâce-i hâkân-ı aʽzam hazret-i fetvâ-penâh

Seyyidü’l-âfâk Feyzullah kudsiyyü’l-hisâl

Bu nümüvv dâr-ı tahûru sû-be-sû icrâ edip

Eyledi âsâr-ı pür-envârını cennet-misâl

Cûşiş-i mâ’ü’l-hayâtıdır ferâh-bahşâ-yı cân

Hod-be-hod olmuş sadâ-yı kulkulü zîb-i makâl

Lûle gördüm Kâmiyâ târîh için atşâne der

Gel gel iç bu çeşme-sâr-ı nûrdan âb-ı zülâl

yazmaktadır. Diyarbakırlı Ali Emiri Efendi bu müessesenin gelişmesine ve halka daha iyi hizmet etmesine gayret etmiş, bin bir emekle vücuda getirdiği ve on altı bin kitaba erişen şahsi kütüphanesini 1916 senesinde Feyzullah Efendi Medresesi’ne bağışlamış akabinde de başka bağışlarla bu medrese bir Millet Kütüphanesi hüviyetine bürünmüş ve bu isimle anılır olmuş. 1999 depreminde hasar gören yapı depremzeden birkaç sene sonra restore edilmiş ve günümüzde de asli vazifesine devam etmekte. Medrese dahilinde bulunan su kuyusu, şirin bir şadırvan ve cephe duvarlarında bulunan kuş evleri ile görülmeye layık bir eser. Medresenin banisi olan ve saray imamı da olan Şeyhülislam Seyyid Feyzullah Efendi, 1703 tarihinde meydana gelip tarihimize Edirne Vakası olarak geçen ve Sultan İkinci Mustafa Han'ın tahttan indirilmesi ile sonuçlanan askeri darbe sırasında isyancı yeniçeriler tarafından katledilmiş olup bugün bir mezarı mevcut değildir. 

Bir zamanlar medrese ile karşılıklı bulunan ve günümüze fotoğraflarından başka bir şey ulaşmamış olan Kaptanıderya Halil Paşa Camii’ni de burada anmamız gerekir. Tarihimizde birbirine yakın tarihlerde kaptanıderya olarak görev yapmış olan iki Halil Paşa olmakla birlikte camiiyi Boşnak diye meşhur olan ve Sultan Üçüncü Murad Han'ın kızı Fatma Sultan ile evlenmesi sebebiyle saraya damat olan Damat Halil Paşa inşa ettirmiştir. Camii 1918 Fatih Yangını’nda tamamen yanmış olmakla beraber yekpare biçimde fotoğrafların çekildiği 1929 senesine kadar ayakta durmaktaydı. 1929’dan sonraki bir zamanda sebepsiz yere yıkılmış olup günümüzde yerinde çok katlı bir dükkân bulunmaktadır diyoruz ve bu hafta da burada noktayı koyuyoruz. Haftaya buradan devam etmek üzere şimdilik kalın sağlıcakla...