15 Eylül 2024

İstanbul'un tarihi semtleri (43)

 Adımımızı Fatih Külliyesi’ni dış dünyaya bağlayan sekiz kapısından biri olan Börekçi Kapısı’ndan içeri attığımızda kendimizi bir koşuşturmanın, bir acelenin içerisinde buluyoruz. Fatih Külliyesi yapıldığı ilk günden günümüze dek sürekli çekim merkezi halinde kalmış bir eser.

Külliyenin bulunduğu arazi İstanbul'un dördüncü tepesi üzerinde yer almakta olup, bu mıntıka Roma zamanından beri yüzyıllarca şehirde önemini muhafaza etmiş bir alandır. Bu alanda Roma zamanında Havariyyiun Kilisesi denilen bir bazilika bulunmaktaydı. Roma İmparatoru Birinci Konstantin devrinde yapilan bu eserde havarilere ait olduğu düşünülen bütün kutsal eşyalar ve ceset kalıntıları toplanmış ve kilisenin bir nevi hac yeri olarak işlev görmesi planlanmıştı. Kilisenin tamamlanmasından sonra ise bu alan pek çok imparator ve imparatoriçenin defnedildiği bir imparatorluk mezarlığı durumuna geldi.1204 senesinde meydana gelen Latin işgali ile birlikte burada bulunan ve Hristiyanlarca kutsal kabul edilen eşyalar ve havarilere ait olduğu düşünülen kemikler Avrupa'ya kaçırılmıştır.

Fetihten sonra ise Patrikhane Havariyyun Kilisesine taşınmış ve burada sadece birkaç sene kaldıktan sonra Patrik Gennadios  Efendi binanın onarılamayacak şekilde harap olduğunu ve çevrede fazlaca bir cemaatinin de bulunmadığını belirtmiş ve buradan taşınmayı talep etmiştir. Patrikhanenin buradan çıkmasının ardından ise Fatih Sultan Mehmed Han harap haldeki kiliseyi yıktırtmış ve bu alana İstanbul'un ilk sultan camii olacak olan eserinin inşasını emretmiştir.

Börekçi Kapısı'ndan içeri girince bizi ilk karşılayan eser kapının sağ tarafında kalan Fatih Müftülüğü hizmet binası oluyor. Bina Sultan İkinci Mahmud Han zamanına denk gelen 1838 senesinde karakol binası olarak yaptırılmış. 1826 senesinde Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasıyla birlikte kurulan Asakir-i Mensure-i Muhammediyye ordusunun Fatih karakolu olarak kullanılmak amacı ile yapılan bina, cumhuriyet devrine kadar karakol olarak kullanılmışken daha sonra Fatih Askerlik Şubesi ve Nüfus Müdürlüğü olarak da kullanılmış.1985 senesinden beri ise Fatih Müftülüğü hizmet binası olarak kullanılmakta. İki katli ve kâgir olan binanın girişinde dört sütun üzerine bindirilmiş bir balkon yer alıyor. Giriş kapısının üzerinde ortada Sultan İkinci Mahmud Han'ın tuğrası ve tuğranın iki yanında ise Ziver Paşa'nın dizeleri ile yazılmış kitabesi bulunmaktadır ki; kitabede:

Fatih-i Sani- i İslambol Mahmut Han’dır.

Kıldı nev asarla Fatih civarın dilküşa,

 Lutfedüp bünyad edince bu karavul haneyi,

Kıldı el-Hak asker-i mansura cay-ı mu’tena,

 Ceyş-i mansurin hezar alay edüp yek hamlede,

 Feth ide dünyayı ol hakan-ı  Mansurü’l-liva,

 Söyledi Ziver kulu tarih-i cevher darını,

 Şah-ı Adli bu karavulhaneyi  kıldı bina.

 (H.1254-M.1838)

Yazmaktadır.

Fatih Külliyesi plan şeması olarak simetrik bir görüntüdedir. Külliye esas mekân olarak dikdörtgen bir alan üzerinde camii merkezli olmak üzere camiie ek olarak camiinin sağında ve solunda sekizer medrese ile ana mekâna eklemlenmiş gibi duran imaret, kervansaray, darüşşifa, hamam ve tabhaneden müteşekkil olarak inşa edilmiştir.

Fatih Müftülüğü’nün yani başında bulunan ve bir ormanı andıran kubbeleri ile Akdeniz Medreseleri hemen gözümüze çarpıyor. Akdeniz Medreseleri adını camiinin kıble cihetine göre sağında bulunup Akdeniz tarafında bulunmasından almakta. Farklı alanlarda tedrisat veren dört bölümü olan bu medresenin bölümleri Akdeniz Ayak Kurşunlu Medrese, Akdeniz Çifte Ayak Kurşunlu Medrese, Akdeniz Çifte Baş Kurşunlu Medrese ve Akdeniz Baş Kurşunlu Medrese olarak adlandırılmakta diyoruz ve hemen camiinin sağ tarafta bulunan minaresine doğru yollanıyoruz. Sağ minarenin kaidesinde buradan gelip gecen çoğu kişinin dikkatini çekmeyen bir ayrıntı bulunmakta. Bu ayrıntı kaideye işlenmiş olan biri küçük ve biri büyük iki güneş saati. Güneş saatleri günümüz alafranga saatlerin yaygınlaşmasına kadar zamanı ölçmek için kullanılmış tekniklerden biridir. Uzun yıllar camiinin diş cephesinin kirlenmesinden ötürü silikleşip unutulan güneş saatleri, camiinin yakın zamanda geçirdiği kapsamlı restorasyon sırasında belirgin hale getirilmiş diyoruz ve minarenin yanındaki merdivenlerden iç avluya girmek için hamle yapıyoruz.

Fatih Camii iç avlusu üç tarafını on beş küçük kubbenin sıraladığı revaklar ile çevrelenmiş ve tam ortasında sivri külahı olan sekizgen bir şadırvanın bulunduğu bir mekân. Fatih Camii’nin inşası İstanbul'un Fethinden on sene sonrasına denk gelen 1463 (867 Hicri) senesinde başlamış ve yedi sene suren inşasının ardından 1470 senesinde tamamlanmıştır. Mimarının Atik Sinan olduğu bilinen eser, bir yüzyıl sonrasına kadar, fethin akabinde yapılan camiiler arasında en büyük kubbeye sahip olan camii olarak kayda geçmiştir. Camii 1509 depreminde hasar görmüş ve Sultan İkinci Bayezid Han tarafından tamir ettirilmişse de 1766 senesinde Kurban Bayramı günü meydana gelen depremde büyük hasar görmüş ve depremden sonra Sultan Üçüncü Mustafa Han'ın emri ile neredeyse temellerine kadar yıktırılarak Mimar Mehmed Tahir Ağa tarafından sil baştan inşa edilmiştir.

Mimar Atik Sinan tarafından inşa edilen ilk camiiden geriye iç avluyu saran revaklar, minarelerin kaideleri ve camiinin mihrabı ulaşmıştır. Özellikle de iç avlu duvarlarının dışa bakan kısımlarındaki pencerelerin üstünde bulunan panolar ilk yapıldığı devrin süsleme örneklerinden olduğu için camii içerisinde çok önemli bir yer tutmaktalar. Revak sütunlarından yeşil olanlar Eğriboz'dan granit olanlar ise ekseriyetle Mısır'dan getirilmiştir. İç avlunun biri kıblenin ters istikametinde ikisi ise yanlarda olmak üzere üç kapısı vardır. Camiinin son cemaat yerini biri diğerlerinden daha yüksekte olan yedi kubbe örter. Son cemaat yerinin hem sağ tarafında hem de sol tarafında bulunan ikinci kat pencerelerin orta kısımlarında birer küçük balkon çıkıntısı bulunur ki bunlar müezzinler tarafından sesin dışarı iletilmesi için kullanılmıştır. Ayrıca hem sağda hem de solda iki son cemaat yeri mihrabı da bulunmaktadır.

Camiinin ana giriş kapısı ortadaki daha yüksekçe olan kubbenin altına denk gelmektedir. Tamamen mermerden yapılmış olup oldukça zarif bir şekilde süslenmiştir. İkisi kapının iki yanındaki duvarlarda biri ise tam üstte bulunan üç kitabesi vardır. Kitabeler Arapça olup tercüme olarak şöyle yazmaktadır:

“Kullarının işlerinden haberdar olan ve her şeyi gören Yüce Allah’ın izniyle, faziletleri kendinde toplayan bu mescidin inşası en güzel şekilde tamamlanmıştır. O mescid, ilk günden itibaren yeryüzünü adaletle dolduran kişinin emriyle takva üzere kurulmuştur. Ülkesindeki güzellikleri ve hayırları ortaya koymak amacıyla ilim ve irfan yıkıntılarını adaletiyle yeniden canlandırmıştır. Allah onu Osmanoğulları sülalesinden seçmiştir. O, şanlı hakan, büyük sultan, benzeri yaratılmamış ve kullarının eliyle yapılmamış bu ülkeyi kılıcıyla fethedendir. Fetih maksadına ulaşmak için birçok hükümdar büyük gayretler harcamalarına rağmen bu şehri fethedememişlerdir. Bu fetih sadece, Osman oğlu Orhan oğlu Sultan Murat oğlu Sultan Beyazıt oğlu Sultan Mehmet oğlu Sultan Muratd oğlu Sultan Mehmed’e nasip olmuştur. Sarayın perdeleri Cenab-ı Hakk’ın lütfu keremiyle kuşatılsın ve mübarek kapısı her zaman ve asırda evladı, yardımcıları ve dostları tarafından açık tutulmaya devam ettirilsin. Allah-ü Teala onun sülalesini bağışlananlar zümresine katsın ve onları cennetin en yüksek katına mazhar kılsın. Benim, mahlûkat için yaptığım bu duam, hayırlıdır, faydalıdır. Allah ona “âmin” diyen kullarına rahmet etsin. İnşasına H. 867 senesinin Cemaziye’l-ahir ayında başlanan bu cami, H. 875 yılının Recep ayında tamamlanmıştır.”

Buradan camiinin içerisine girmeden kıblenin ters istikametinde olan kapıdan tekrar avluya çıkıyoruz. Merdivenlerden inerken bizleri sağ tarafta bulunan ve Sultan İkinci Mahmud Han hayratı olan yangın havuzu karşılıyor.

 Yangınlar İstanbul'un tarihi olarak depremlerle birlikte yüzleştiği iki ana sorundan biri. Eski devirlerde bir evde başlayan yangın birkaç mahalleyi yutmadan kontrol altına alınamaz ve çok insanın evsiz kalmasına sebep olurdu. Bu sebeple belli başlı mahallere yangın havuzları yapmak, yangından korunma açısından elzem hale gelmişti. Fatih Camii’ndeki yangın havuzu da camiide meydana gelebilecek muhtemel bir yangını en kısa sürede söndürme gayesi ile inşa ettirilmiştir.

Kitabesine göre Hicri 1241 (1825 Miladi) senesinde inşa ettirilmiş olup şu dizelerle tarih düşülmüştür:

Şehinşâh-ı muazzam Hazret-i Sultân Mahmûd Han,

Penâh-ı mülk ü millet melce-i nevʽ-i benî Âdem.

Mecârî-i vücûh-ı hayra mâil meşreb-i pâki,

Yenâbiʽ-i füyûzâta dil-i âgâhıdır maksem.

Hudâ hâfız harîk oldukça derhal etmeğe itfâ,

Bu havzı yapdırıp sükkân-ı etrâf oldular hürrem.

Sönüp zâtü’d-darâm şûr u şerler âb-ı tîgından,

Cihânı sâye-i adlinde kılsın cennete tevʽem.

Kalem mecrâ-yı âb-ı gevher-i târîhdir Pertev,

Bu havzı mevkiʽ-i elzemde yapdırdı şeh-i âlem.

Düzgün kesilmiş küfeki taşından beş nişli olarak yaptırılmış olan yangın havuzunun her nişinde bir çeşme bulunmakta olup, çeşmeleri ilk yapıldığı günden yadigârdır. Buradan caminin kıble cihetine doğru sağ tarafına doğru yollanıyoruz. Solumuzdan külliye bahçesinin ikinci kapısı olan Boyacı Kapısı gözümüze ilişiyor.

2012 senesinde yapılan restorasyon öncesinde bahçeyi süsleyen çınar ağaçlarının yapraklarının rüzgârda hışırdaması bizler için mazide kalmış bir ani olarak hafızlarımızdaki yerini koruyor. Restorasyon sırasında yapılan tetkiklerde ağaçların köklerinin camii temellerine zarar verdiği ve temellerin yer yer zemin altında bulunan sarnıçların üzerine oturduğu bilindiğinden, ağaç köklerinin sarnıçları çökertme tehlikesinin bertaraf edilmesi amacıyla ağaçların kesilmesine karar verilmiş. Yıllar önce burada bir zamanlar bulunan çınar ağaçları altında dinlendiğimiz günler hatırımıza geliyor ve kendimizi birden maziye dalmış bir halde buluyoruz.

 Burada bizleri Akdeniz Medreseleri’nin simetriğinde kalan Karadeniz Medreseleri karşılıyor. Karadeniz Medreseleri’nin sınıflandırması da ayni Akdeniz Medreselerinde olduğu gibi dört kısımdır ve adlandırılması da Akdeniz Medreseleri’nde olduğu gibidir. Akdeniz Medreseleri restorasyona kadar âtıl bir halde kalmışken, Karadeniz Medreseleri asli vazifesine yakın bir işlev görerek yüksek tahsil talebeleri için yurt görevini ifa etmiştir.

Bu kısımda Akdeniz Medreselerinin olduğu taraftan farklı bir durum dikkatlerden kaçmıyor. Karadeniz Medreselerinin alt tarafında bulunan ve Tetimmeler Medreseleri denilen ve bugün Şeyhülislam Hayri Efendi ilkokulu olarak kullanılan binalar topluca Sahn-i Seman Medreseleri olarak adlandırılan Fatih Medreseleri’nin giriş kısmı hüviyetindeymiş. Vakti zamanında talebeler tedrise alt seviyede bir medresede başlar oradan icazet aldıktan sonra Tetimmeler Medresesine devam eder ve akabinde de Akdeniz ya da Karadeniz Medreselerine devam ederlermiş. Karadeniz Tetimmeler Medreseleri günümüze kadar gelmişken, Akdeniz Tetimmeler Medreseleri Fevzi Paşa Caddesi açılırken maalesef ki kör kazmanın kurbanı olmuş diyoruz ve bu hafta burada noktayı koyuyoruz. Haftaya kaldığımız yerden devam etmek ümidiyle, şimdilik kalın sağlıcakla...