İstanbul'un tarihi semtleri (42)
Yavuz Selim Külliyesi'ni tanıtmayı bitirip yeni duraklarımıza doğru yelken açarken külliyeye külliyenin üç kapısından biri olan Türbe Kapısı'nı kullanarak elveda diyoruz. Diğer iki kapıdan birinin Sibyan Mektebi’nin yanında bulunan Çarşı Kapısı ve diğerinin de Kırkmerdiven Kapısı olduğunu dip not olarak belirtelim.
Yavuz Selim Caddesi vasıtasıyla Darüşşafaka Caddesi’ne ulaşmak için hamle yapıyoruz. Yeniden Çukurbostan, Yavsı Baba Tekkesi Haziresi ve Sivasi Tekkesi önünden geçerek Fatih 1 No’lu Aile Sağlığı Merkezi’nin olduğu köşeye kadar yürüyoruz. Çapraz köşede bulunan Yavuz Selim Ortaokulu tarihçe olarak eski ve ilginç bir eğitim yapısı. Osmanlı devrinde okulun olduğu yerde Valide Medresesi bulunmaktayken, medrese bilinmeyen bir tarihte ortadan kalkmış ve aynı arsa üzerine İstanbul'da bulunan ilk özel okullardan biri olan Hadika-i Maarif Mektebi faaliyetine başlamış, bu mektep ilerleyen zamanda devlete bağlı İnas (Kiz ) Rüştiyesi ve akabinde de Fatih İnas Numune Mektebi adi ile faaliyetine devam etmiş. Cumhuriyetten sonra bir ara Onbeşinci Mektep olarak anılan okul, günümüzdeki ismini 1950 senesinde almış.
Bulunduğumuz köşeden sola dönerek yavaş yavaş Darüşşafaka Caddesi’ni adımlamaya devam ediyoruz.100 metre kadar ileride sol tarafta uzun yıllar boyunca kaderine terkedilmiş bir halde akıbetini beklerken çok yakın bir zamanda restore edilen bir tarihi yapı bizlere merhaba diyor. Benlizade Külliyesi olarak bilinen bu eser zamanında medrese, sebil ve türbeden müteşekkil bir haldeyken, medresenin olduğu alan işgal edilerek apartmanlar dikilmiş bir halde günümüze ulaşmış. Külliye Anadolu Kazaskerliği ve Mekke Kadılığı yapmış olan Benlizade Ahmed Reşit Efendi tarafından Hicri 1191 (Miladi 1777) senesinde yaptırılmıştır fakat kitabesi bulunmamaktadır.
Benlizade Külliyesi'nin arkasında bulunan iri cüsseli yapı caddeye de adını veren Darüşşafaka Lisesi’dir. Kuruluşu 30 Mart 1863 tarihinde Sultan Abdulaziz Han tarafından verilen bir fermanla başlayan ve ilk gayesi Kapalıçarşı'da bulunan çırakları yetiştirmek olan Cemiyet-i Tedrisiyye-i İslamiyye’nin başarılı çalışmalarının neticesinde cemiyetin tedrisat faaliyetlerinin kapsamını genişletmesi ile öksüz ve yetim fakir Müslüman çocukların tedrisatlarının hali vakti yerinde kişiler tarafından karşılanmasına aracı olmak için Darüşşafaka Cemiyeti olarak yeniden yapılanmış ve burada bulunan binasında 1873’ten itibaren tedrisata başlamıştır. Osmanlı zamanında devrin ihtiyaçlarına göre farklı alanlarda tedrisattan geçirilen çocuklar buradan mezun olduklarında 1884 senesine kadar Darülfünun mezunu sayılmışlardır. 1884’ten sonra yüksek tahsil yapan mekteplerin çoğalması ile idadi olarak hayatına devam etmiş, cumhuriyet döneminde ise lise olarak adlandırılmıştır. Kurulduğu günden itibaren eğitimine devam etmek için durumu olmayan çocukların hamisi durumunda olan okul günümüzde de bu görevini ifa etmeyi sürdürmektedir diyoruz ve cadde üzerindeki yürüyüşümüze devam ediyoruz.
Benlizade Külliyesi'ne 100 metre kadar bir uzaklıkta caddenin sol tarafında bulunan ve günümüzde Kur’an Kursu olarak kullanılan Cedid Abdurrahim Efendi Medresesi işlevini sürdüren bir yapı olarak karşımıza çıkıyor. Eser Sultan Üçüncü Ahmed devrinde kısa bir süre şeyhülislamlık yapan Şeyhülislam Mahmud Efendi’nin oğullarından Kazasker Abdurrahim Efendi tarafından 1754 senesinde inşa ettirilmiştir. Eserin vakfiyesinde medresenin müderrisinin şeyhülislam tarafından tayin edilmesi ve medrese dahilinde bulunan on hücrenin her birinde sadece bir talebenin kalması şart koşulmuştu. Bu medreseye başlayan bir talebe bir sene zarfında tedrisini tamamlar ve daha üst bir medreseye devam ederdi.
Bulunduğumuz noktadan Fatih Camii’nin minareleri gittikçe büyürken, kubbeleri de daha da belirgin hale gelmeye başlıyor. Yolumuza devam ederken Cedid Abdurrahim Efendi Medresesi’ne yaklaşık 100 metre mesafede yol kodunun çok yukarısında kalmış olan bir hazire sadece dikkatli gözlerin radarına giriyor. Şeyhülislam Behai Efendi’nin kabrinin burada olmasından ötürü Behai Haziresi olarak bilinen alan, Osmanlı devrinin bazı önemli isimleri için ebedi istirahatgâh olmak hüviyetinde. Hazirede Şeyhülislam Mekki Efendi’nin de kabri bulunmamakta. Daha önceden Benlizade Medresesinin karşı çaprazında bulunup sonradan ortadan kalkmış olan Leblebici Mescidi haziresinde yatanlar da bu hazireye nakledilmişler. Hazire önünde bulunan ve Necib Bey Çeşmesi olarak bilinen eserin kitabesinde ise
“Bani-i Evveli Muhammed Efendi, Ban-i Sanisi Vanlı Necib Bey H.1328 (M.1910)” yazmakta. Hazirede yatanlara bir Fatiha hediye edip Fatih Camii Çorbacı Kapısı’na doğru yollanıyoruz. Fatih Camii avlusuna girmeden önce sağ tarafta bulunan ilk sokak olan Feraizci Sokak’a dönerek Malta Çarşısı olarak bilinen çarşıya kedimizi atıyoruz. Çeşit çeşit mamullerin satıldığı çarşı günün her saati kalabalık bir görüntü arz ediyor. Amacımız bir şeyler almak olmadığından hızlı adımlarla insan kalabalığını yararak ilerliyoruz. Sokak sonundan sola dönerek birkaç adim sonra hemen sağa doğru kıvrılıyoruz ve İslambol Caddesi’ne ulaşıyoruz.
Bizleri sokak başında Sultan İkinci Mahmud Han Sebili ve Çeşmesi karşılıyor. Tarihi vesikalara göre bu eserin banisi Sultan Birinci Mahmud Han'ın başkadınefendisi Ayşe Kadın olduğu ve 1745-1746 senesinde inşa ettirildiği zikredilmektedir. Zamanla harap olan yapı Sultan İkinci Mahmud Han tarafından 1830 tarihinde yeniden ihya edilmiş ve halkın kullanımına sunulmuş. İlk yapının günümüze ulaşmayan kitabelerinden çeşme inşa kitabesinde:
Şehriyârım himem-i Sultan Mahmud’un Huda
Dergeh-i vâlâsın etmiş maksim-i ayn-ı atâ
Ol-şehin bânû-yı hassü’l-hâssı kim?
Tevfik-i Hakk Devletinde oldu ol âli-cenâb’a reh-nümâ
Bu muallâ mevki’ tezyin idüb âsâr ile
Yapdı ez-cümle münevver çeşme-sar-ı dilküşâ
Nû edenler Ab-ı Kevser-zâsını şahenşehe
Yâd idüb bani-i hayrı eylesin daim dua
Ni’metâ itmâmına tarh etdi bir tarih-i nev
“Kıldı Başkadın bu dilcu çeşme-yi lillâh bina”
H. 1158 / M. 1745-1746
yazmaktayken sebilin inşa kitabesinde ise:
Menba’-ı ayn-ı inâyet ma’den-i lutf-i himem
Mâye-bahş-ı âtıfet Sultan Mahmud-ı celil
Ol şehenşah-ı kerem-kâr Aziz-i Mısr-ı cûd
Eyledi lütfuyla sirab âlemi mânend-i Nil
Hamdülillâh ahd-i adlinde cihan mamûr olub
Etdi herkes bir eser bünyâd yine sa’y-i cemil
Ol hıdiv-i a’zamın bânû-ı hâssı Başkadın Hızr-ı tevfik oldu ol
Âli-Cenâb çün delil Şâd idüb ruh-ı
Ebü’l-feth’i edâmü’l-hayr-ı cûd
Cami-i pür-nurunu tezyil idüb yapdı sebil
Şehriyâr-ı âleme celb-i duayı hayr içün
Yapdı vâlâ mekteb ü nev çeşme-sar-ı bi-adil
Dediler seyr eyleyüb dil-teşneler tahsin ile
Mevki’i şâyânına düşdü bu nev hayr-ı cemil
Hakk veliyyü’n-nimeti şahenşeh-i ikbâliyle
Daim etsin mesned-i şevketde nice ay ü yıl
Ab-veş tarihi câri oldu Ni’met hâmeden
“Mâ’-i cûdın kıldı Başkadın reh-i Hakk’da sebil”
H. 1158 / M. 1745-1746
yazmaktaydı. Çeşme ve sebil ihya edilirken sebile kitabe konulmuşsa da çeşmenin bir kitabesi yoktur. Kitabe beş parça halinde olup beyitler halinde her pencerenin üzerine serpiştirilmiştir ve kitabede
Menbaʽ-ı cûd u himem Sultân Mahmûdü’z-zamân
Bu sebîli eyledi tecdîd ü ihyâ âb iç
Eylemiş cennet-mekân Mahmûd Hân-ı Evvel’in
Baş kadın âlî-cenâbı onu inşa âb iç
Nâgehân âteşle mahv olmuşdu âb u revnakı
Şimdi suyun buldu taʽmîr oldu aʽlâ âb iç
Meşreb-i pâki ola deryâ gibi pür-cûş-ı feyz
Ömr-i Nûh ihsân ede ol şâha Mevlâ âb iç
Ayniyâ dil-dâdedir târîhine mâ’-i hayât
“Bu sebîli kıldı Hân Mahmûd icrâ âb iç”
H. 1246 / M. 1830-1831
yazmakta. Eser gayet bakımlı olsa da suyu akmamaktadır. Eski eserlerde sebilin üzerinde ahşap bir mektep olduğundan bahsedilirken günümüzde bu mektebin yerinde yeller esmektedir. Sebile komşuluk eden bir eser de Sultan İkinci Bayezid Han devri şeyhülislamlarından Efdalzade Hamidüddin Efendi tarafından yaptırılan Efdalzade Medresesi’dir. Kitabesi olmayan eser on odalı olarak inşa ettirilmişken ilerleyen zamanlarda girişteki odalardan biri mescide dönüştürülmüştür. Girişteki birkaç dükkân ise medreseye akar olarak vakfedilmişti.
Efdalzade Medresesi’nin yanı başında bulunan Fatih devri eseri ise Şekerci Han adıyla bilinir. Toplamda 105 odası bulunan bu hanin ilk iki kati Fatih devrine aitken üst katı daha sonra ilave edilmiş ve kapasitenin arttırılması amaçlanmıştır. Adinin nereden geldiği ve ilk zamanlarda ne amaçla kullanıldığı tam olarak belirlenememiştir. Eserin bir kitabesinin olmaması da bu belirsizliğin sebeplerinden biridir. Bazı araştırmalarda eserin Fatih devrinden 100-150 sene sonrasına ait olduğu iddia edilmişse de detaylı araştırma yapılmadığından bu konu muallaktadır. Yirminci yüzyılın başında pek çok ünlü ismin kaldığı bir otel hüviyetinde olan eser o tarihlerde pek çok ilmi tartışmaya da şahitlik etmiştir. Günümüzde metruk bir halde olan Şekerci Han'ın restorasyon projeleri uzun süre önce hazırlandığı halde varislerinin anlaşamaması sebebiyle restore edilememektedir diyoruz ve bu hafta da noktayı burada koyuyoruz. Haftaya Fatih Külliyesi Börekçi Kapısı’ndan içeriye dalıp külliyeyi tanıtmaya başlayacağız. O zamana kadar kalın sağlıcakla.