02 Nisan 2025

​Ibsen'in Durum Tarihçiliği yahut Hedda Gabler Bir Narsist mi İdi?

 Henrik Ibsen, yazdığı oyunlarla hayatımızda tekrarlana gelen durumları tespit ettiği için bir durum tarihçisi yahut bir tarih filozofu olarak değerlendirilirse bu abartı olmayacaktır. Onun oyunları genel değerlendirme olarak bireyin özgürlüğü ile toplum normlarının çatışması merkezinde görülürken Ibsen bize hayata dair belki kendi yaşantılarından da çıkardığı derslerle, çok ilginç psikolojik durumları ve hayat olgularını da aktarır. Toplumun ahlaki ikiyüzlülükleri yanında bireye dair olayları da tekrar eden bazı durumlar olarak oyunlarında görürüz. Bunlar arasında Hedda Gabler oyunu “kendi dünyasına isyan eden” bir birey teması aktarmakla birlikte Hedda’nın gösterdiği bize göre narsisttik bazı özellikler de dikkate dokunur ama bu durum çok dillendirilmiş midir, bilmiyoruz. Onu sıra dışı olarak gören hatta canavar şeklinde niteleyen yorumlar olsa da aslında çıkarcı bir utanmazlığın narsist bir kimlikte aksedişleri Hedda kimliği içinde saklıdır, diye düşünüyoruz. Burada ilk olarak Hedda’nın evlenme dinamikleri ve evlilik sonrası yaşattıklarını görürüz ki, Ingrid Bergman’ın oynadığı aynı oyundan uyarlanan filmde de o karakter filmin başından itibaren görülür:  Hedda’nın evliliği yirmi dokuz yaşına gelmiş genç bir kadının hayatının artık durulması gerektiği ve yaşının geçtiğini düşünerek, kötünün iyisi denilebilecek bir eş seçmesiyle oluşmuş bir mantık evliliği idi. (Bahar Akpınar İpsenin Sıradışı kadınları, İst, 2015.) Bayan Tesman: (...) Hedda Gabler’i elde eden sen oldun, güzel Hedda Gabler’i. Etrafında onca talibi varken! Tesman: (mırıldanarak ve kendinden emin gülümseyerek) Benim yerimde olmak isteyen bir sürü yaşıtım olduğunu  biliyorum. Oyunun başında balayı sonrası ilk olarak Jörgen uyanır ve halasına seyahatlerinin kendi çalışmaları adına ne kadar faydalı olduğunu, Müsteşar Falk’ın villasında oturmak istediğini söyleyen Hedda’yı mutlu edebilmek için bu evi aldığını anlatır. Burada görüleceği üzere kendi sınıf avantajını kullanan pamuklara sarılmış bir tipoloji kendisini bir inayet haline getirmiş ve etrafındaki bütün iyi niyetli, empat, sevgi dolu, fedakâr insanları kendi tribünü önünde figürana çevirmiş bir kadın karakter görülmektedir. Kendisini seven kocası zavallıca çok müstesna sandığı bir kadın tarafından sevildiğini zannetmekte lakin ne kendisi, ne hayatı ne işi onun tarafından önemsenmektedir. Oyun içinde ondan beklediği hatta dilendiği ilgi, alaka ve dikkate dair konuşmalar bu kanıyı güçlendirmektedir. Ibsen bizce burada insan ilişkilerine dair bedeli ağır olan bir körlüğü göstermektedir. Oyunda geçen şu konuşmalar aslında Hedda’nın içi dünyasını ve çıkarcı doğasını aşikâr eder: Hedda: Gerçekten onunla bununla dans etmekten yorulmuştum sevgili Brack. Zaman akıp gidiyordu…(Hafifçe ürperir) Ah hayır hayır… Böyle konuşmamalıyım. Düşünmek dahi istemiyorum. Brack: Böyle düşünmeniz için de bir neden yok zaten. Hedda: Ooo, neden yok mu… (Ona dikkatle bakar) Jörgen Tesman’ın ise… Her bakımdan dürüst biri olduğunu söylemek gerekir. Brack: Dürüst ve sağlam karakterli biri. Hedda: Ben onu pek esprili bulmuyorum, peki siz ne dersiniz? Brack: Esprili mi? Evet, öyle olduğunu ben söylemem. Hedda: Tabii, o her haliyle fevkalade çalışan bir bilimadamı. Zamanla ilerlememesi mümkün değil. Brack: (Emin olmayan bir bakışla) Sanırım siz de bütün herkes gibi onu gerçekten olağanüstü bir insan olarak görüyordunuz. Hedda: (Yorgun bir tavırla) Evet, ben de öyle görüyordum. Bana çok rahat bir yaşam sürdürmeyi kesin olarak kafasına koymuştu. Bu nedenle onun teklifine nasıl hayır diyebilirdim? Brack: Evet, tabii… o yönden bakıldığında… Hedda: Gerçekten onun bu teklifi, diğer bütün hayranlarımın yapmaya hazır olduklarından daha değerliydi, Sayın Brack. Oyun metninde Hedda Brack ve Lövborg ile konuşmaları saf bir kötülüğün sesi değil midir? Bir insanla mutlu olamayan bir birey ne bir statü, ne de bir evle mutlu olmayacaktır. Sürekli mutsuz ve memnuniyetsiz hal oyun boyunca işin içine katılan oyunlar ve yalanlarla devam eder. Ev ahalisi de Jörgen ile aynı yanılgı içindedir. Hizmetçi Bertha, “Genç hanımın isteklerini yerine getiremeyeceğim diye aklım çıkıyor”, diyerek bu tedirginliğini belli eder. Benzer bir tedirginliğin Juliana’da da olduğu sezilir. Hala  Juliana, “birlikte sokağa çıkacak olurlarsa Hedda ondan utanmasın diye.” Bir kadın merkeze geçmiş ve herkes onun narsist egosunun malzemesi haline gelmiştir. Hedda öylesine kendi merkezidedir ki kocasının soyadını almaz.  Oyunda Tesman ve Gabler evlilik nedeniyle olmaları beklenen hayat arkadaşlığı bir yana sıradan bir arkadaş, uyumlu iki insan olarak dahi ortaya çıkmazlar. Hedda açısından eşiyle alakalı her konu manasız ve her şey memnuniyetsizlik sebebi, Tesman’ın yakınlarına dair her konu saçma ve angaryadır. Hedda öylesine aşikar bir ego ve narsisizm sergiler ki Tesman’a dair bu durumu sessiz sakin iç dünyasında yaşamak bir yana söz ve davranışlarıyla bu durumu belli etmekten çekinmez. Zira çevre ile al ver dengesini bozmuştur ve Hedda amansız bir nobranlıkla hayatını yaşarken o kibar, nazik, hanımefendi rolünü de diğer yandan tipik bir özellik olarak amansızca oynayarak,  Tesman ve çevresini yok sayar. Burada tipik köle efendi şeklinde bir narsistin karakter hali görülmektedir. Hayatlarında kendilerinden başka bir şey olmayan her narsistin tavırları Hedda’da uzun uzadıya görülmektedir. Hedda, Hala Juliana’ya mesafe koyarak tipik bir uzaklık egosu ile “siz” şeklinde hitap eder, Halanın güneş için açtığı perdeleri kapatır, koltuktaki şapka ve şemsiyeyi Bertha’nın olduğunu söyleyerek kalbini kırmaktan çekinmez. İşin en değişik yanı Brack’a şapka olayındaki manuplasyonunu itiraf eder. Bu halimi nasıl izah edeyim bilemiyorum, diyerek içinde olduğu hali kendisi anlatır. Bunlar hep narsist kişilik bozukluğu olan bireylerin manuplasyon yöntemleridir ve çevreyi kendi içinde şüphe haline sokarak kontrol edip kendi içlerindeki boşluğu, kırılgan dünyayı doyurmaya çalıştıkları durumlara dair örneklerdir. Hedda, ölmek üzere olan Rina Hala’ya dair gelişmeleri duymak bile istemez, umursamaz, kocasının ziyaret teklifine asla olumlu karşılık vermez. Oyun karakterlerinden Hedda ne kadar nobran ve yalansa, Bayan Elvsted tam tersi ve bir o kadar nazik ve sevecendir. Hedda içinde öfkeler olsa da dışarıdan sevecen ve sakin görünmektedir. Bu hal narsist karakter bozukluğunda sıkça görülen bir durumdur. "Bu sırada Hedda yumruklarını sıkarak kollarını yukarı kaldırmış halde, öfkeyle salonda dolaşmaktadır."IV. Perdede yine "çaresizlik içinde ellerini birleştirir. Soğuk ve kendine hâkim”(Şeyma Yıldız, Hedda Gabler’de Ahlak Sorunsalı, Kocaeli, 2021(Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, s. 59) Bir narsist ve anti narsist adeta karşı karşıya gibidir. Hedda yaşı geçtiği için evlilik yapan samimiyetsiz bir kişilik iken Elvsted aşkı için sevdiği adamın peşinden gidecek kadar gerçek ve dürüsttür. Empati eksikliği ise burada Hedda’da ortaya çıkan bir diğer özelliktir. Özgür olarak hayatta kalmak adına kendi merkezinde bir kontrol ağı kurarak çevredekilere ne olduğunu umursamadan yaşamaya devam etmektedir. Güzelliğe takıntılı ve eylemlerde gösterişli olması da Hedda’nın aynı özelliği ile alakalı olmalıdır. Hedda belki çağıyla uyumsuz bir kadın evet, ama ahlaksız olduğu söylenemeyecek de durumda bir kadın onun sorunu narsiszm olarak gördüğümüz hal ile alakalı görünmektedir. Burada elbette Ibsen’in yarattığı karakteri kendimizce yeniden şekillendirmek niyetinde değiliz ama görünen belirtiler bu karışık karaktere dair bu düşünceleri doğurmaktadır.

 

Hedda’nın eski sevgilisi ve kocasının kariyer rakibi Lövborg’a ait kaybolan, bir şekilde Hedda’nın eline ulaşan ve Hedda’nın eski okul arkadaşı Elvsted’in desteği ve ondan aldığı ilhamla yazdığı kitabı geri vermek yerine yazara bir silah veren hasta bir kişilik bozukluğu görünmektedir. Kitabı yakarak kendisine dair kanıyı güçlendirir. Hedda Gabler karakteri kendi içinde yaşadığı toplumla ters düşen ve özgürlük aramak derdinde bir kadın olabilir lakin oyunda ilişkiler bağlamındaki Hedda muhtemel bir narsist kişiliktir. Toplumdan ziyade kendi çevresi ile çatışırken bu değerler üzerinden değil kendi iç hesapları ve hırsları üzerinden bir karşılaşmayı düşündürmektedir. Ibsen’in bu karakteri yaratmasında 1889’da Emilie Bardach adlı Viyana’nın zengin yahudi tüccarlardan birisinin kızı olan bu kadının etkili olduğu söylenmektedir ki Ibsen onunla ilişkisinde bir narsist ile ilişki yaşamanın mahvedici şokunu yaşamış ve bu karakteri yaratmış mıdır bu daha derin bir okuma gerektiren bir konudur şu an bizim için. Hedda’nın kocasını evlilikte kandıracak ve Lövborg’u ölüme sürükleyecek kadar kendi dışında gerçeği olmayan bir ego olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Eser üzerine çalışmalarda Hedda çözülemez görülen karakterine narsist bir kimlik üzerinden bakmanın bazı durumları anlaşılır kılacağını düşünüyoruz. “Hedda gibi karakteristik özellikleri olan başka bir dramatik kadın kahraman var mıdır? Züppe, kötü ruhlu, dar görüşlü, muhafazakâr, soğuk, canı sıkılan, gaddar; cinsel açıdan çekici ama seksten korkan, bohem olmaya hırslı ama skandaldan korkan, umutsuz bir romantik fantezist ama kendisi de dahil kimseyle sevgi dolu bir ilişki sürdüremeyen. Yine de tüm bunlara rağmen, onun büyüsüne kapılmıştım; ona çekildim ve ona acıdım. Timuçin Buğra Edman, Zamansız Bir Karakter: Ibsen’in Hedda Gabler Karakterinin Tahlili, Aydın Türklük Bilgisi Dergisi (AY-TBD) Yıl 7 Sayı 13 Güz – 2021, s. 252”

 

Hedda her narsist gibi gerçeği kendi çıkarları için eğip bükebilmektedir. Manüplatif oyunları ile bu özelliği birleştiğinde klinik bir narsist kimliği ortaya çıkmaktadır ki bu da son derece yıkıcı bir kişiliği ortaya çıkarmaktadır. Bir narsist utanmaz ve çıkarcıdır. Hedda Gabler karakteri de oyunda bu karanlık insanlık durumunu aksettirir görünmektedir. Hedda Thea’nın Hedda’ya yakın hissedip ona içini dökmesini kolaylaştırmak amacıyla Hedda, Thea Elvsted’iin kendisine siz yerine sen diye hitap etmesinde ısrarcı olmuştur. Bu şekilde Thea Hedda’ya yakın hissedecek ve kolaylıkla içini dökebilecektir. BU tipik olarak narsistlerin karşı tarafı çözerek kontrol sağlama ve kendi istediğine ulaşma yöntemlerinden biridir:

Hedda – Öyleyse biz de şimdi birbirimize tekrar yakınlaşmayı deneyebiliriz. Hem okuldayken birbirimize sen derdik. Birbirimize artık ilk adımızla hitap edelim…

Elvsted – Hayır, bunda kesin yanılıyorsunuz!

Hedda – Hayır asla! Çok iyi hatırlıyorum. Artık şimdi de eski günlerdeki gibi arkadaş olacağız. (Ona biraz daha yaklaştırır pufu) Hah şöyle işte! (Onu yanaklarından öper) Şimdi artık bana sen diyecek ve Hedda diye hitap edeceksin. (Tuzak kurulur)

Elvsted – (Hedda’nın ellerine sarılır ve okşar) Ah bu ne iyi kalplilik ve dostluk! Ben bu kadarına hiç alışkın değilim doğrusu. (Hanımefendi tuzağa düşer)

Hedda – Hep böyle olacak. Eskiden olduğu gibi sana sen diyorum, sen benim sevgili Thora’msın. Elvsted – Adım Thea. Hedda için önemli olan arkadaş olmak değil adını bile hatırlamadığı kişiyi manüple ederek ihtiyaç duyduğu bilgilere ulaşmak merkezinde bir strateji vardır. Her narsist çıkarcıdır. Burada Thea karanlık alana girmiş bataklığa düşmüştür. Ibsen burada durum tarihçisi olarak klasik bir narsist karakterini göz önüne sermiştir diye düşünüyoruz.

 

Hedda evde oturmak istemediği halde oturacağım diyerek yalan söylemiş, sevmediği halde evlenmek zarureti belki de narsistler gibi yalnız kalmama illa birine parazit olma tutkusuyla dürüst olmadan evlenmiş, Thea’ya ihtiyaç duyduğu bilgiler için yakın arkadaş rolü yapmış, ve gaslihgting yapmak ve duygusal kontrol adına halanın şapkasını hizmetçinin sayarak o sevgi dolu fedakarlığa yalancı bir manuplasyon oyunu dahi oynamıştır. İnsanın karmaşık kimi zaman karanlık doğasına dair bu ayrıntıyı Hedda Gabler ile bize gösteren Ibsen sahiden bir narsisti mi anlatmış; tarihi durum olgularından birini önümüze mi koymuştur? Hedda’nın kendi zamanının tersine kürek çektiği düşünülen karakteri acaba böylesine derin bir karanlığı da temsil mi ediyordu? Bu oyun okunur, değerlendirilir ve ele alınırken bu hususa dikkat edilmelidir diye düşünerek kesin bir yargıya varmamaya dikkat ediyoruz. Sonuçta göğse dayanan ve Hedda’yı öldüren kurşun bir narsistik kırılmamı yoksa zamanın yükü altında çaresizce kendini gölgelere çeken bir karakter midir? sorusunu da sormak istiyoruz. Bir medeniyet tarihi doçenti olan Jörgen Tesman hayatta binlerce kez tekrarlanan bir oyuna figüran olmuş ve insanların daha sonrada düşecekleri kuyuya düşen bir tip olarak görünmüştür. Oyunda gerçek kurban Hedda mı yoksa Jörgen midir buna karar vermek sahiden zor. Hedda’nın ölümü bir özgürlük manifestosu mu yoksa başka bir durum mudur bu da oyuna dair düşünülmesi gereken bir konu olarak durmaktadır kanısındayız. Toplum baskısına karşı duran bir karakter acaba kendisi toplumda bir baskı unsuru mu olmuştur? Hedda’nın skandal korkusu narsistlere has utanmak korkusu ile örtüşmekte midir? Utanmaz dediğimiz narsistlerin aslında maskelerinin düşmesinde çok korktukları bilinen bir gerçektir. Hedda’nın özgürlük savaşçılığı narsist kişilik bozukluğuna bir maske ve aslında bencil ve nobran kişiliğine bir kılıf mı idi? Hedda’nın hapsolduğu şey toplum mu yoksa kendi iç dünyasındaki oyunlarla dolu sorunlar mı idi? Babasının onu hazırladığı hayat ile gerçek çatışmış mı idi? Çatıştığı burjuva değerleri mi yoksa hayatı kendisine oyuncak yapma egosunun onu delirten hali mi idi? Oyunun sonunda şakağına dayadığı tabanca onun erdemli özgürlük isteğinin topluma bir cevabı mıydı yoksa kibri ve kurnazlığı ile herkesi figüranlaştırdığı hayatta figüran haline gelip Brack’ın onca itirafı sonrası eline düşmesi mi idi, bunu düşünmek gerekli diye değerlendiriyorum. Onun kibir, hırs, katılık ve kurnazlığına maruz kalan Tesman ve Elvsted’e hayat mutluluk için, muhtemelen gösterdikleri iyi ve vefalı hal sebebiyle, yol vermesi onun ise kibirle ve küçümseyerek baktıklarına oynadığı oyunların sonunda kendi kazdığı çukura adeta düşmesi bu karakterin sonuna yol açmış görünmüyor mu? Metin babası ile ilişkilerine dair bilgi verse belki annesini anlatsa durum ile alakalı daha çok yoruma imkan olacaktı. Lakin duvara asılı baba tablosu bir yandan çevreye bir manüplasyon, üstünlük vesilesi iken kendi içindeki aciz küçük kız içinse içinden çıkamadığı bağımlılığın sembolü gibidir. Her halükarda oynanan oyunlar, kurnazlıklar, yalanlar, kibir ve hırs nihayetinde onu; o cici hanımefendiyi asla kabullenemeyeceği ve narsist kırılma yaşayacağı bir uçurumun kenarına getirmiş görünüyor. İşin en ilginç yanı Hedda bu yaptıklarından asla vicdan azabı, sorumluluk duymayan bir kişilik sahibidir. Tiyatro bizi hayatla karşı karşıya bırakarak dayanma ve dönüştürme gücümüzü belki de böyle sağlıyor. Ibsen’in bu karakteri çokça maruz kalınan bir durumu kayıt ederek hayatımıza konuşmaya devam ediyor. Hedda’nın durumu bulunduğu toplumda madurmuşcasına yaşarken Vüsat O. Bener’in Havva öyküsünde kahraman gibi gizli bir fenalığın failidir. Sonuçta Hedda’da Havva’da kendi hırs ve aç gözlülüğünün kurbanı olmuş gözükmektedir. Ibsen’in diğer oyunlarındaki toplum ve birey özgürlük ve zorunluluk meselesinin bu oyunda daha psikolojik ve farklı yerden okunması gerektiğini düşünüyoruz. Bunun bir iddia değil de böyle baksak mı çağrısı olarak okumayı tercih ediyorum.

Bir oyun karakterine belki sert ve yandan bir bakış olarak görülebilecek bu yaklaşım oyuna dair biz gözlem notu olarak aktarılmaktadır. Lakin Hedda karakteri bir durum tarihçisi olan Ibsen tarafından kült oyunlarından biri haline gelen bir yapıtla hayatımıza bizi anlatmaya devam ediyor. Hedda oyun boyunca onu saran ve boğan değerlerle çarpışan değil etrafını kendi oyunları, manüplasyonları ve yalanları ile gölgeleştiren bir karakter olarak göründüğü not edilmelidir. Yaban Ördeğindeki Hedvig gibi göğsüne silah dayayan kadın olgusu burada başka bir şekilde ortaya çıkmış görünmektedir. Biz Hedda’nın burjuva değerleriyle çarpışan bir aristokrat! mağdur ve kurban görülmesinin yanında mağdurları ve kurbanlarıyla birlikte düşünülmesi gerektiği kanısındayız. Bu bakımdan Hedda Gabler karakterine burjuva kültürü ile kavgalı bir erdemli özgürlük arayıcısı görmenin ötesinde metnin bize düşündürdüğü daha ferdi ve psikolojik bir vaka olarak bakmak da metni daha geniş anlamak bakımından faydalı olabilir. Unutmamak lazım ki vicdan lambalarını söndürüp hırsla ve kibirle birilerinin eline tutuşturulan merhametsiz silahlar bir gün veren ele de dönebilir!