Halep Seferi; Kadim Şehir Halep ve Suriye'nin Geleceği Üzerine Notlar
Halep, tarih boyunca ticaretin, kültürün ve medeniyetin önemli bir merkezi olarak bilinir. Ancak günümüz Suriye’sinde bu kadim şehir savaşın ve yıkımın izlerini derinlemesine taşıyor. Son ziyaretimde gördüklerim yalnızca bir insanlık trajedisinin değil aynı zamanda bölgesel ve küresel güçlerin hesaplaşmasının sahnesi haline gelmiş bir coğrafyanın hikâyesini gözler önüne seriyor.
Halep’in canlı ve hareketli atmosferi ile çevresindeki yıkım
arasındaki keskin kontrast, Suriye’nin karmaşık ve acı dolu hikayesini
anlamamızı sağlıyor.
Halep: Yaşayan Şehir ve Eski Şehrin Hüzünlü İzleri
Halep, savaşın ortasında bile dinamik yapısını koruyabilmiş
nadir yerlerden biri. Şehrin yeni bölgelerinde hayat devam ediyor; sokaklar
temiz, düzenli ve belediye hizmetleri aktif şekilde sağlanıyor. Pazar yerleri
ve tezgâhlarda çeşitlilik ve bolluk dikkat çekiyor. Özellikle Halep
Üniversitesi’nde Türkiye Diyanet Vakfı’nın çalışmalarına tanık olmak Türkiye’nin
bölgede mazlumlara yönelik desteğinin ne kadar derin olduğunu bir kez daha
gösterdi.
Ancak Halep’in eski bölgelerinde, yıkım ve fakirlik hâkim.
Savaşın kalıntıları hâlâ şehir siluetinin bir parçası. Yol boyunca karşılaşılan
harabeye dönmüş binalar, terk edilmiş mahalleler ve yağmalanmış sokaklar Esad
rejiminin hakimiyetindeki bölgelerdeki umursamazlığı ve plansızlığı açıkça
gösteriyor. Rejimin kendi kontrolündeki bölgelerde bile halkın temel
ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak olduğu net bir şekilde görülüyor. Ve acil
çöküşün anlamını da Suriye'yi görünce daha iyi anlıyorsunuz.
Boşaltılmış Şehirler: Büyük Ortadoğu Projesi’nin İzleri mi?
Halep dışındaki pek çok şehir tamamen insansızlaştırılmış ve
harabeye dönmüş durumda. On binlerce kişinin yaşadığı mahallelerde artık bir
avuç insan yaşıyor. Bombalanmış camiler, sokaklar ve tarumar edilmiş evler
yalnızca bir savaşın değil aynı zamanda bu bölgelerin sistematik bir şekilde
boşaltıldığını düşündürüyor. Bu durum, Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde
bölgenin yeniden şekillendirilmesi ve “Büyük İsrail” senaryosuna hizmet ettiği
yönündeki teorileri güçlendiriyor.
Mülteci krizinin kaynağını anlamak için bu şehirlerde
dolaşmak yeterli. İnsanlar varil bombalarıyla yerle bir edilen evlerini terk
ederek İdlib gibi yerlere sığınmak zorunda kalmış. Bugün insansızlaştırılan
bölgelerde tarım yeniden başlamış olsa da saklı mayınların patlaması nedeniyle
can kayıpları yaşanıyor. Bu durum, savaşın doğrudan etkilerinin yanı sıra uzun
vadeli sonuçlarını da gözler önüne seriyor.
Farklı Kontrol Bölgeleri: HTŞ, YPG ve SMO
Suriye’nin çeşitli bölgeleri farklı güçlerin kontrolü
altında. HTŞ (Heyet Tahrir eş-Şam) kontrolündeki bölgelerde görece daha fazla
düzen ve adaletin sağlandığı söylenebilir. Ancak bu durum diğer grupların
olduğu bölgelerdeki kaos ve yolsuzluk şikayetleriyle keskin bir tezat
oluşturuyor. Özellikle Türkiye’nin askeri ve ekonomik desteğinin bu gruplar
tarafından istismar edilme ihtimali ciddi bir endişe kaynağı.
YPG’nin terk ettiği bölgelerdeki manzara Esad rejiminin
kontrolündeki bölgelerden farklı değil. Halkın kaynaklarını sömüren ve hiçbir
hizmet sunmayan YPG’nin bölgeye yalnızca yıkım getirdiği açıkça görülüyor. Eski
nöbet noktalarından geçerken YPG’nin varlığının sona erdiğini görmek bir nebze
teselli edici.
YPG’nin İzleri: 20 Kilometrelik Çile
YPG’nin kontrol ettiği bölgelerde yaşanan yıkım ve
zorluklar, Suriye’nin farklı bir yüzünü ortaya koyuyor. Seyahatin bir
noktasında Halep'e girerken YPG kontrolündeki Şeyh Maksud mahallesindeki keskin
nişancıların sivillere ateş açtığı haberleri nedeniyle yolumuz 20 kilometre
uzatılmak zorunda kaldı. Bu tür tehditlerin hala aktif olması bölgedeki
güvenlik sorunlarının ne kadar derin olduğunu gözler önüne seriyor.
YPG’nin terk ettiği bölgelerde de aynı yıkım ve fakirlik manzarası
hâkim. Halkın kaynaklarını sömürerek bölgeyi harap eden bu güç yerel halk
üzerinde baskı kurmuş ve geride yalnızca acı dolu bir miras bırakmış.
M4 Otobanında Bir Duraklama: Boş Şehirler ve Sessizlik
M4 otobanında arabamızın tekerleği patladığında yardım
alabilmek için uzun süre bekledik. Ancak yoldan geçen kimse yoktu. Çevredeki
şehirlerin boşaltılmış olması bu tür insani durumlarda bile yalnızlık hissini
artırıyor. Binlerce kişinin yaşadığı şehirler, artık sessiz birer harabeye dönüşmüş
durumda. Teker için beklerken M4 otobanına paralel ev ve işyerlerini onarmakla
meşgul bir baba ile oğlunun hemen bize çay yapıp getirmesi bölge insanının
yüreğine işaret ediyordu.
Suriye’deki Gruplar ve İç Çatışma Riskine Dikkat
Suriye’de bugün sahada etkin olan HTŞ ve SMO ile bunlara
bağlı ya da bağımsız çok sayıda farklı gruplar ülkenin geleceği üzerinde
doğrudan etkili olabilecek önemli aktörlerdir. Ancak bu gruplar arasında
yaşanabilecek olası çatışmalar Suriye’nin yeniden ayağa kalkma sürecini daha da
zorlaştıracaktır. Benzer durumları geçmişte Afganistan ve Çeçenistan’da ya da
Suriye iç savaşının ilk evresinde gördük. Grupların birbirlerine düşmesi
yalnızca daha fazla kaos yaratmakla kalmamış aynı zamanda halkın acılarını
derinleştirmiştir.
Lübnan iç savaşının yarattığı travma bugün Lübnan’da
yaşayanlar için hâlâ taze bir korku kaynağıdır. Bu korku yeni iç savaşlara
karşı büyük bir engel olmuştur. Aynı korkunun Suriye'de de iyice yerleşmesi
gerekmektedir.
Suriye’de mevcut durumun daha karmaşık olması nedeniyle iç
savaş korkusu çok daha derin bir endişe yaratmaktadır. Bu nedenle Suriye’deki
tüm grupların azami dikkat göstermesi iç çatışmadan kaçınmak için stratejik bir
olgunluk sergilemesi gerekmektedir.
Bölgenin geleceği bu grupların arasındaki dengeyi ve iş
birliğini sürdürebilmesine bağlıdır. Suriye’nin içinde bulunduğu bu hassas
dönemde bölgedeki gruplar arasındaki çekişmelerin derinleşmesi yalnızca dış
müdahalelere zemin hazırlayacaktır. Dolayısıyla halkın barış ve huzur içinde
yaşayabilmesi için tüm tarafların çatışmadan uzak, yapıcı bir yaklaşımla
hareket etmeleri, savaşın yaralarını sarmaya odaklanmaları elzemdir. Suriye’nin
geleceği bu dikkat ve dayanışma ile şekillenecektir. Aynı şekilde HTŞ ile PYD
arasındaki örtük anlaşmanın devam edip etmeyeceği de belirsizliğini koruyor. Bu
durum bölgede sürekli bir belirsizlik ve kırılganlık ortamı yaratıyor.
İsrail’in Vurduğu Tesisler: Bilim ve Teknolojiye Saldırı
Ziyaret sırasında İsrail tarafından vurulmuş bazı araştırma
tesislerini görme fırsatımız oldu. Bu tesislerin hedef alınması yalnızca
fiziksel bir saldırı değil aynı zamanda bilim ve teknoloji altyapısına yönelik
bir darbe olarak da değerlendirilebilir. Bu tür saldırılar bölgenin uzun vadeli
kalkınma potansiyelini daha da zayıflatıyor.
Türkiye’nin Etkisi: Türk Parasının Hakimiyeti
Azez'den Halep pazarlarına kadar alışveriş yaparken Türk
parasının ne kadar yaygın olarak kullanıldığını görmek dikkat çekiciydi.
Azez'den Halep’e kadar pek çok yerde yalnızca Türk lirası kullanarak alışveriş
yapabildik. Bu durum Türkiye’nin bölgedeki ekonomik etkisinin ne kadar derin
olduğunu gösteriyor. Bu durum giderek artacak.
Suriye’ye Girişler ve Türk Elçiliği
Suriye’ye giriş yapmak normal şartlarda henüz mümkün değil.
Pasaport ya da vize yerine yalnızca özel izinle ülkeye giriş yapılabiliyor.
Ancak Türk Büyükelçiliği’nin yeniden kurulmuş olması yakın gelecekte bu sürecin
daha düzenli hale gelebileceğini gösteriyor. Yakın zamanda Türkiye ve Suriye
arasında yeni anlaşmaların yapılması, geçişlerin kolaylaştırılması ve iş
birliğinin artırılması bekleniyor.
Savaşın ve Devletsizliğin Derin İzleri
Suriye, 15 yıldır devletsizliğin, anarşinin ve kaosun içinde
debeleniyor. Halep gibi bazı şehirlerde yeniden bir düzen sağlanmış olsa da
genel manzarada hukuk ve devlet otoritesinin eksikliği hissediliyor. Savaşın
getirdiği yıkımın yalnızca fiziki değil aynı zamanda toplumsal ve psikolojik
bir boyutu da var. İnsanlar, yalnızca barınma ve güvenlik ihtiyaçlarından
mahrum değil, aynı zamanda aidiyet duygularını ve geleceğe dair umutlarını da
kaybetmiş durumda.
Suriye’nin savaş ve karanlık geçmişi Mısır ve Hititler
arasında 15 yıl süren savaşın ardından Kadeş Antlaşması ile ikiye bölündüğü
dönemlere kadar uzanıyor. Ancak bugünkü siyasi duruma baktığımızda Suriye’nin
öyle ya da böyle bölünmemiş bir şekilde bir bütün olarak devletini yeniden
kurabileceğine dair bir umut taşıyoruz. İnşallah diyelim. Bu süreçte bölgedeki
iç çekişmelerin sona ermesi ve ortak bir iradenin sağlanması Suriye’nin
geleceği için kritik bir dönüm noktası olabilir.
Suriye’deki devlet ve idare problemlerini ve yaşanan yıkımı
gözlemlemek tarih boyunca önemini korumuş olan “ulü’l-emre itaat” kavramının
gerekliliğini bir kez daha anlamamızı sağlıyor. İç savaşın sona ermesinin
ardından bu kavramın rehberliğinde istikrarın sağlanması ve destansı bir
zaferin ardından birlikteliğin devam etmesi en büyük temennimizdir.
Sonuç: Devlet ve Uluslararası Destek Şart
Halep ve çevresine yapılan bu ziyaretimiz Suriye’deki durumun karmaşıklığını ve uluslararası bir çözümün gerekliliğini bir kez daha gösterdi. Türkiye’nin bölgedeki insani yardım ve kalkınma çalışmaları önemli bir fark yaratmış olsa da bu şehirlerin ayağa kalkması yalnızca yardım kuruluşlarının çabalarıyla mümkün değil. Bölgenin yeniden inşası için güçlü bir devlet otoritesine, etkin bir yönetime ve uluslararası iş birliğine ihtiyaç var.
Suriye’ye yönelik politikaların, yalnızca stratejik çıkarlar doğrultusunda değil aynı zamanda insani ihtiyaçları göz önünde bulundurarak şekillendirilmesi gerekiyor. Halep’te ve Suriye’nin diğer bölgelerinde devletin ne kadar önemli bir yapı taşı olduğunu görmek mümkün. Bu yıkımın ve devletsizliğin sona ermesi yalnızca Suriye için değil tüm bölge için bir umut ışığı olacaktır.
*
Azez’de İnsanlık Dramı ve Türkiye’nin Destansı Yardımları
Fırat Kalkanı ve Zeytindalı bölgesinde, en az 600.000 kişinin çadırlarda yaşam mücadelesi verdiği acı bir tabloyla karşılaşıyoruz. Bu zor şartlara rağmen Türkiye Diyanet Vakfı başta olmak üzere diğer vakıf ve derneklerin sahipsiz bırakmadığı bu bölgelerde insani yardım faaliyetlerinin adeta destansı bir boyuta ulaştığını söyleyebiliriz. Türkiye Diyanet Vakfı’nın Halep Üniversitesi önünde gerçekleştirdiği insani yardım dağıtımları sırasında öğrendiğimiz bilgiler bu çalışmalara duyulan ihtiyacı daha da netleştiriyor. İbrahim Bey’in aktardığına göre, bölgede tek ücretsiz rehabilitasyon merkezi olan bir merkezde günlük 30-40 hasta psikolojik, fiziksel ve işitme-konuşma alanlarında tedavi görüyor.
Ayrıca, bölgede üç kültür merkezi bulunuyor ve bu merkezler aylık ortalama 1000 öğrenciye hizmet veriyor. Meslek edindirme kurslarından dil eğitimlerine, kitap okuma halkalarından diğer kültürel aktivitelere kadar pek çok etkinlik burada düzenleniyor. Bunun yanı sıra bölgede altı ücretsiz giyim mağazası faaliyet gösteriyor ve her mağaza günlük ortalama 40 aileye yardım sağlıyor.
Azez gibi bölgelerde insani yardımların devamlılığı yalnızca
bugünün zorluklarını hafifletmekle kalmayacak aynı zamanda Suriye halkının
geleceğe umutla bakabilmesine de katkı sağlayacaktır. Her ne kadar Suriye’ye
dönüşler yavaş bir hızda devam etse de, özellikle sömestr sonrasında bu
dönüşlerin hızlanması bekleniyor. İnsanlar, yıkılmış evlerini ve barklarını
yeniden inşa etmeye başlayacaklar, bu da beraberinde devasa ihtiyaçlar
getirecek. Türkiye’nin bu süreci desteklemesi sadece bölgenin yeniden ayağa kalkması
için değil aynı zamanda Suriye’nin bir bütün olarak gelecekteki varlığı için de
hayati önem taşıyor.