21 Aralık 2024

Halep Seferi; Kadim Şehir Halep ve Suriye'nin Geleceği Üzerine Notlar

Halep, tarih boyunca ticaretin, kültürün ve medeniyetin önemli bir merkezi olarak bilinir. Ancak günümüz Suriye’sinde bu kadim şehir savaşın ve yıkımın izlerini derinlemesine taşıyor. Son ziyaretimde gördüklerim yalnızca bir insanlık trajedisinin değil aynı zamanda bölgesel ve küresel güçlerin hesaplaşmasının sahnesi haline gelmiş bir coğrafyanın hikâyesini gözler önüne seriyor.

 

Halep’in canlı ve hareketli atmosferi ile çevresindeki yıkım arasındaki keskin kontrast, Suriye’nin karmaşık ve acı dolu hikayesini anlamamızı sağlıyor.

 

Halep: Yaşayan Şehir ve Eski Şehrin Hüzünlü İzleri

 

Halep, savaşın ortasında bile dinamik yapısını koruyabilmiş nadir yerlerden biri. Şehrin yeni bölgelerinde hayat devam ediyor; sokaklar temiz, düzenli ve belediye hizmetleri aktif şekilde sağlanıyor. Pazar yerleri ve tezgâhlarda çeşitlilik ve bolluk dikkat çekiyor. Özellikle Halep Üniversitesi’nde Türkiye Diyanet Vakfı’nın çalışmalarına tanık olmak Türkiye’nin bölgede mazlumlara yönelik desteğinin ne kadar derin olduğunu bir kez daha gösterdi.

 

Ancak Halep’in eski bölgelerinde, yıkım ve fakirlik hâkim. Savaşın kalıntıları hâlâ şehir siluetinin bir parçası. Yol boyunca karşılaşılan harabeye dönmüş binalar, terk edilmiş mahalleler ve yağmalanmış sokaklar Esad rejiminin hakimiyetindeki bölgelerdeki umursamazlığı ve plansızlığı açıkça gösteriyor. Rejimin kendi kontrolündeki bölgelerde bile halkın temel ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak olduğu net bir şekilde görülüyor. Ve acil çöküşün anlamını da Suriye'yi görünce daha iyi anlıyorsunuz.

 

Boşaltılmış Şehirler: Büyük Ortadoğu Projesi’nin İzleri mi?

 

Halep dışındaki pek çok şehir tamamen insansızlaştırılmış ve harabeye dönmüş durumda. On binlerce kişinin yaşadığı mahallelerde artık bir avuç insan yaşıyor. Bombalanmış camiler, sokaklar ve tarumar edilmiş evler yalnızca bir savaşın değil aynı zamanda bu bölgelerin sistematik bir şekilde boşaltıldığını düşündürüyor. Bu durum, Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde bölgenin yeniden şekillendirilmesi ve “Büyük İsrail” senaryosuna hizmet ettiği yönündeki teorileri güçlendiriyor.

 

Mülteci krizinin kaynağını anlamak için bu şehirlerde dolaşmak yeterli. İnsanlar varil bombalarıyla yerle bir edilen evlerini terk ederek İdlib gibi yerlere sığınmak zorunda kalmış. Bugün insansızlaştırılan bölgelerde tarım yeniden başlamış olsa da saklı mayınların patlaması nedeniyle can kayıpları yaşanıyor. Bu durum, savaşın doğrudan etkilerinin yanı sıra uzun vadeli sonuçlarını da gözler önüne seriyor.

 

Farklı Kontrol Bölgeleri: HTŞ, YPG ve SMO

 

Suriye’nin çeşitli bölgeleri farklı güçlerin kontrolü altında. HTŞ (Heyet Tahrir eş-Şam) kontrolündeki bölgelerde görece daha fazla düzen ve adaletin sağlandığı söylenebilir. Ancak bu durum diğer grupların olduğu bölgelerdeki kaos ve yolsuzluk şikayetleriyle keskin bir tezat oluşturuyor. Özellikle Türkiye’nin askeri ve ekonomik desteğinin bu gruplar tarafından istismar edilme ihtimali ciddi bir endişe kaynağı.

 

YPG’nin terk ettiği bölgelerdeki manzara Esad rejiminin kontrolündeki bölgelerden farklı değil. Halkın kaynaklarını sömüren ve hiçbir hizmet sunmayan YPG’nin bölgeye yalnızca yıkım getirdiği açıkça görülüyor. Eski nöbet noktalarından geçerken YPG’nin varlığının sona erdiğini görmek bir nebze teselli edici.

 WhatsApp Image 2024-12-20 at 16.14.11.jpeg

YPG’nin İzleri: 20 Kilometrelik Çile

 

YPG’nin kontrol ettiği bölgelerde yaşanan yıkım ve zorluklar, Suriye’nin farklı bir yüzünü ortaya koyuyor. Seyahatin bir noktasında Halep'e girerken YPG kontrolündeki Şeyh Maksud mahallesindeki keskin nişancıların sivillere ateş açtığı haberleri nedeniyle yolumuz 20 kilometre uzatılmak zorunda kaldı. Bu tür tehditlerin hala aktif olması bölgedeki güvenlik sorunlarının ne kadar derin olduğunu gözler önüne seriyor.

 

YPG’nin terk ettiği bölgelerde de aynı yıkım ve fakirlik manzarası hâkim. Halkın kaynaklarını sömürerek bölgeyi harap eden bu güç yerel halk üzerinde baskı kurmuş ve geride yalnızca acı dolu bir miras bırakmış.

 

M4 Otobanında Bir Duraklama: Boş Şehirler ve Sessizlik

 

M4 otobanında arabamızın tekerleği patladığında yardım alabilmek için uzun süre bekledik. Ancak yoldan geçen kimse yoktu. Çevredeki şehirlerin boşaltılmış olması bu tür insani durumlarda bile yalnızlık hissini artırıyor. Binlerce kişinin yaşadığı şehirler, artık sessiz birer harabeye dönüşmüş durumda. Teker için beklerken M4 otobanına paralel ev ve işyerlerini onarmakla meşgul bir baba ile oğlunun hemen bize çay yapıp getirmesi bölge insanının yüreğine işaret ediyordu.

 

 

Suriye’deki Gruplar ve İç Çatışma Riskine Dikkat

 

Suriye’de bugün sahada etkin olan HTŞ ve SMO ile bunlara bağlı ya da bağımsız çok sayıda farklı gruplar ülkenin geleceği üzerinde doğrudan etkili olabilecek önemli aktörlerdir. Ancak bu gruplar arasında yaşanabilecek olası çatışmalar Suriye’nin yeniden ayağa kalkma sürecini daha da zorlaştıracaktır. Benzer durumları geçmişte Afganistan ve Çeçenistan’da ya da Suriye iç savaşının ilk evresinde gördük. Grupların birbirlerine düşmesi yalnızca daha fazla kaos yaratmakla kalmamış aynı zamanda halkın acılarını derinleştirmiştir.

 

Lübnan iç savaşının yarattığı travma bugün Lübnan’da yaşayanlar için hâlâ taze bir korku kaynağıdır. Bu korku yeni iç savaşlara karşı büyük bir engel olmuştur. Aynı korkunun Suriye'de de iyice yerleşmesi gerekmektedir.

 

Suriye’de mevcut durumun daha karmaşık olması nedeniyle iç savaş korkusu çok daha derin bir endişe yaratmaktadır. Bu nedenle Suriye’deki tüm grupların azami dikkat göstermesi iç çatışmadan kaçınmak için stratejik bir olgunluk sergilemesi gerekmektedir.

 

Bölgenin geleceği bu grupların arasındaki dengeyi ve iş birliğini sürdürebilmesine bağlıdır. Suriye’nin içinde bulunduğu bu hassas dönemde bölgedeki gruplar arasındaki çekişmelerin derinleşmesi yalnızca dış müdahalelere zemin hazırlayacaktır. Dolayısıyla halkın barış ve huzur içinde yaşayabilmesi için tüm tarafların çatışmadan uzak, yapıcı bir yaklaşımla hareket etmeleri, savaşın yaralarını sarmaya odaklanmaları elzemdir. Suriye’nin geleceği bu dikkat ve dayanışma ile şekillenecektir. Aynı şekilde HTŞ ile PYD arasındaki örtük anlaşmanın devam edip etmeyeceği de belirsizliğini koruyor. Bu durum bölgede sürekli bir belirsizlik ve kırılganlık ortamı yaratıyor.

 WhatsApp Image 2024-12-20 at 16.14.12.jpeg

İsrail’in Vurduğu Tesisler: Bilim ve Teknolojiye Saldırı

 

Ziyaret sırasında İsrail tarafından vurulmuş bazı araştırma tesislerini görme fırsatımız oldu. Bu tesislerin hedef alınması yalnızca fiziksel bir saldırı değil aynı zamanda bilim ve teknoloji altyapısına yönelik bir darbe olarak da değerlendirilebilir. Bu tür saldırılar bölgenin uzun vadeli kalkınma potansiyelini daha da zayıflatıyor.

 

Türkiye’nin Etkisi: Türk Parasının Hakimiyeti

 

Azez'den Halep pazarlarına kadar alışveriş yaparken Türk parasının ne kadar yaygın olarak kullanıldığını görmek dikkat çekiciydi. Azez'den Halep’e kadar pek çok yerde yalnızca Türk lirası kullanarak alışveriş yapabildik. Bu durum Türkiye’nin bölgedeki ekonomik etkisinin ne kadar derin olduğunu gösteriyor. Bu durum giderek artacak.

 

Suriye’ye Girişler ve Türk Elçiliği

 

Suriye’ye giriş yapmak normal şartlarda henüz mümkün değil. Pasaport ya da vize yerine yalnızca özel izinle ülkeye giriş yapılabiliyor. Ancak Türk Büyükelçiliği’nin yeniden kurulmuş olması yakın gelecekte bu sürecin daha düzenli hale gelebileceğini gösteriyor. Yakın zamanda Türkiye ve Suriye arasında yeni anlaşmaların yapılması, geçişlerin kolaylaştırılması ve iş birliğinin artırılması bekleniyor.

 

Savaşın ve Devletsizliğin Derin İzleri

 

Suriye, 15 yıldır devletsizliğin, anarşinin ve kaosun içinde debeleniyor. Halep gibi bazı şehirlerde yeniden bir düzen sağlanmış olsa da genel manzarada hukuk ve devlet otoritesinin eksikliği hissediliyor. Savaşın getirdiği yıkımın yalnızca fiziki değil aynı zamanda toplumsal ve psikolojik bir boyutu da var. İnsanlar, yalnızca barınma ve güvenlik ihtiyaçlarından mahrum değil, aynı zamanda aidiyet duygularını ve geleceğe dair umutlarını da kaybetmiş durumda.

 

Suriye’nin savaş ve karanlık geçmişi Mısır ve Hititler arasında 15 yıl süren savaşın ardından Kadeş Antlaşması ile ikiye bölündüğü dönemlere kadar uzanıyor. Ancak bugünkü siyasi duruma baktığımızda Suriye’nin öyle ya da böyle bölünmemiş bir şekilde bir bütün olarak devletini yeniden kurabileceğine dair bir umut taşıyoruz. İnşallah diyelim. Bu süreçte bölgedeki iç çekişmelerin sona ermesi ve ortak bir iradenin sağlanması Suriye’nin geleceği için kritik bir dönüm noktası olabilir.

 

Suriye’deki devlet ve idare problemlerini ve yaşanan yıkımı gözlemlemek tarih boyunca önemini korumuş olan “ulü’l-emre itaat” kavramının gerekliliğini bir kez daha anlamamızı sağlıyor. İç savaşın sona ermesinin ardından bu kavramın rehberliğinde istikrarın sağlanması ve destansı bir zaferin ardından birlikteliğin devam etmesi en büyük temennimizdir.

 WhatsApp Image 2024-12-20 at 16.14.12 (1).jpeg

Sonuç: Devlet ve Uluslararası Destek Şart

Halep ve çevresine yapılan bu ziyaretimiz Suriye’deki durumun karmaşıklığını ve uluslararası bir çözümün gerekliliğini bir kez daha gösterdi. Türkiye’nin bölgedeki insani yardım ve kalkınma çalışmaları önemli bir fark yaratmış olsa da bu şehirlerin ayağa kalkması yalnızca yardım kuruluşlarının çabalarıyla mümkün değil. Bölgenin yeniden inşası için güçlü bir devlet otoritesine, etkin bir yönetime ve uluslararası iş birliğine ihtiyaç var.

Suriye’ye yönelik politikaların, yalnızca stratejik çıkarlar doğrultusunda değil aynı zamanda insani ihtiyaçları göz önünde bulundurarak şekillendirilmesi gerekiyor. Halep’te ve Suriye’nin diğer bölgelerinde devletin ne kadar önemli bir yapı taşı olduğunu görmek mümkün. Bu yıkımın ve devletsizliğin sona ermesi yalnızca Suriye için değil tüm bölge için bir umut ışığı olacaktır.

*

Azez’de İnsanlık Dramı ve Türkiye’nin Destansı Yardımları

Fırat Kalkanı ve Zeytindalı bölgesinde, en az 600.000 kişinin çadırlarda yaşam mücadelesi verdiği acı bir tabloyla karşılaşıyoruz. Bu zor şartlara rağmen Türkiye Diyanet Vakfı başta olmak üzere diğer vakıf ve derneklerin sahipsiz bırakmadığı bu bölgelerde insani yardım faaliyetlerinin adeta destansı bir boyuta ulaştığını söyleyebiliriz. Türkiye Diyanet Vakfı’nın Halep Üniversitesi önünde gerçekleştirdiği insani yardım dağıtımları sırasında öğrendiğimiz bilgiler bu çalışmalara duyulan ihtiyacı daha da netleştiriyor. İbrahim Bey’in aktardığına göre, bölgede tek ücretsiz rehabilitasyon merkezi olan bir merkezde günlük 30-40 hasta psikolojik, fiziksel ve işitme-konuşma alanlarında tedavi görüyor.

Ayrıca, bölgede üç kültür merkezi bulunuyor ve bu merkezler aylık ortalama 1000 öğrenciye hizmet veriyor. Meslek edindirme kurslarından dil eğitimlerine, kitap okuma halkalarından diğer kültürel aktivitelere kadar pek çok etkinlik burada düzenleniyor. Bunun yanı sıra bölgede altı ücretsiz giyim mağazası faaliyet gösteriyor ve her mağaza günlük ortalama 40 aileye yardım sağlıyor.

Azez gibi bölgelerde insani yardımların devamlılığı yalnızca bugünün zorluklarını hafifletmekle kalmayacak aynı zamanda Suriye halkının geleceğe umutla bakabilmesine de katkı sağlayacaktır. Her ne kadar Suriye’ye dönüşler yavaş bir hızda devam etse de, özellikle sömestr sonrasında bu dönüşlerin hızlanması bekleniyor. İnsanlar, yıkılmış evlerini ve barklarını yeniden inşa etmeye başlayacaklar, bu da beraberinde devasa ihtiyaçlar getirecek. Türkiye’nin bu süreci desteklemesi sadece bölgenin yeniden ayağa kalkması için değil aynı zamanda Suriye’nin bir bütün olarak gelecekteki varlığı için de hayati önem taşıyor.