28 Mart 2025

​Gazze'nin Çığlığı: İnsanlık ve Direnişin Zaferi

 

Gazze’de son dönemde yaşananlar, insanlık tarihine kara bir leke olarak kazınmakta; ancak aynı zamanda Filistin halkının direnişinin destansı bir zaferine tanıklık etmektedir.

 

İsrail’in Nusayrat, Zeytun ve Refah gibi sivil yerleşim alanlarına yönelik yoğun bombardımanları, hastaneleri ve sağlık altyapısını hedef alan bilinçli saldırıları savaşın artık askeri bir çatışmadan öte sistematik bir yok etme politikasına dönüştüğünü açıkça ortaya koymaktadır. Bu saldırılar uluslararası hukukun temel ilkelerini hiçe sayarak savaş suçu ve insanlığa karşı suç kategorisine girmektedir.

 

Hastanelerin vurulması, yaralıların tedavi imkanlarının yok edilmesi ve sivillere “güvenli yer yok” mesajı verilmesi İsrail’in Gazze halkını toplu göçe zorlama ve direnişi kırma stratejisinin bir parçasıdır. Ancak sahadaki gerçeklik, İsrail’in bu hedeflerinde başarısız olduğunu göstermektedir.

 

İsrail, Gazze’deki direnişi ezememiş, esirlerini kurtaramamış ve kaybettikçe daha da vahşileşerek “toplu cezalandırma” yöntemine başvurmuştur. Refah’a yönelik olası bir kara operasyonu insani felaketi katlayarak büyütecek bir eşik olarak önümüzde durmaktadır. Bu tablo, İsrail’in askeri hedeflerden çok, sivilleri ve hayatta kalma imkanlarını yok etmeye odaklandığını ve bir halkı topyekün yok etme savaşı yürüttüğünü kanıtlamaktadır.

 

Filistin direnişi ise, tüm imkansızlıklara rağmen, yeraltı tünelleri, anti-tank füzeleri ve yakın temas taktikleriyle İsrail ordusunu sokak sokak yıpratarak, “yenilmezlik” mitini yerle bir etmiştir. Bu direniş sadece askeri bir başarı değil, aynı zamanda İsrail toplumunda derin bir psikolojik kırılma yaratmıştır.

 

İsrail’in iç dinamikleri de bu savaşın oluşturduğu çöküşü gözler önüne sermektedir. Netanyahu hükümeti ile ordu, istihbarat birimleri ve yargı arasındaki gerilim devletin kurumsal yapısını sarsmaktadır. Şin Bet Şefi Ronen Bar’ın görevden alınacağı iddiaları ve Başsavcı Gali Baharav-Miara’nın savaş suçlarına yönelik uyarıları İsrail’in iç krizinin derinliğini yansıtmaktadır. Yargı bağımsızlığına dair tartışmalar İsrail’in “demokratik ülke” imajını zedelemekte ve uluslararası meşruiyetini sorgulanır hale getirmektedir.

 

Dahası Can News’in “70 binden fazla yaralı asker” iddiası İsrail ordusunun yaşadığı askeri ve moral çöküşün somut bir göstergesidir. Bu rakamlar İsrail’in teknolojik üstünlüğüne ve ABD desteğine rağmen Gazze gibi abluka altındaki bir bölgede dahi ilerleyemediğini ortaya koymaktadır.

Filistin direnişi, İsrail’in stratejik ve psikolojik üstünlüğünü bitirmiş, bölge halkları nezdinde “yenilmez” algısını yıkmıştır. Gazze halkı, her sokağı, her binayı vatan bilerek verdiği mücadeleyle, İsrail’i uzun yıllar toparlanamayacağı bir travmaya sürüklemiştir.

 

Bu savaş, tarihin akışını değiştiren bir dönüm noktasıdır; zira insanlık onurunun ve adaletin, zulmün karşısında dimdik ayakta durabileceğini kanıtlamıştır. Gazze’nin çığlığı yalnızca bir yardım çağrısı değil, aynı zamanda direnişin ve umudun zafer ilanıdır. Dünya bu sese kulak vermeli ve Filistin’in haklı davasına sahip çıkmalıdır.