Gazze'nin Çığlığı: İnsanlık ve Direnişin Zaferi
Gazze’de son
dönemde yaşananlar, insanlık tarihine kara bir leke olarak kazınmakta; ancak
aynı zamanda Filistin halkının direnişinin destansı bir zaferine tanıklık
etmektedir.
İsrail’in
Nusayrat, Zeytun ve Refah gibi sivil yerleşim alanlarına yönelik yoğun
bombardımanları, hastaneleri ve sağlık altyapısını hedef alan bilinçli
saldırıları savaşın artık askeri bir çatışmadan öte sistematik bir yok etme
politikasına dönüştüğünü açıkça ortaya koymaktadır. Bu saldırılar uluslararası
hukukun temel ilkelerini hiçe sayarak savaş suçu ve insanlığa karşı suç
kategorisine girmektedir.
Hastanelerin
vurulması, yaralıların tedavi imkanlarının yok edilmesi ve sivillere “güvenli
yer yok” mesajı verilmesi İsrail’in Gazze halkını toplu göçe zorlama ve
direnişi kırma stratejisinin bir parçasıdır. Ancak sahadaki gerçeklik,
İsrail’in bu hedeflerinde başarısız olduğunu göstermektedir.
İsrail,
Gazze’deki direnişi ezememiş, esirlerini kurtaramamış ve kaybettikçe daha da
vahşileşerek “toplu cezalandırma” yöntemine başvurmuştur. Refah’a yönelik olası
bir kara operasyonu insani felaketi katlayarak büyütecek bir eşik olarak
önümüzde durmaktadır. Bu tablo, İsrail’in askeri hedeflerden çok, sivilleri ve
hayatta kalma imkanlarını yok etmeye odaklandığını ve bir halkı topyekün yok
etme savaşı yürüttüğünü kanıtlamaktadır.
Filistin
direnişi ise, tüm imkansızlıklara rağmen, yeraltı tünelleri, anti-tank füzeleri
ve yakın temas taktikleriyle İsrail ordusunu sokak sokak yıpratarak, “yenilmezlik”
mitini yerle bir etmiştir. Bu direniş sadece askeri bir başarı değil, aynı
zamanda İsrail toplumunda derin bir psikolojik kırılma yaratmıştır.
İsrail’in iç
dinamikleri de bu savaşın oluşturduğu çöküşü gözler önüne sermektedir.
Netanyahu hükümeti ile ordu, istihbarat birimleri ve yargı arasındaki gerilim
devletin kurumsal yapısını sarsmaktadır. Şin Bet Şefi Ronen Bar’ın görevden
alınacağı iddiaları ve Başsavcı Gali Baharav-Miara’nın savaş suçlarına yönelik
uyarıları İsrail’in iç krizinin derinliğini yansıtmaktadır. Yargı
bağımsızlığına dair tartışmalar İsrail’in “demokratik ülke” imajını zedelemekte
ve uluslararası meşruiyetini sorgulanır hale getirmektedir.
Dahası Can
News’in “70 binden fazla yaralı asker” iddiası İsrail ordusunun yaşadığı askeri
ve moral çöküşün somut bir göstergesidir. Bu rakamlar İsrail’in teknolojik
üstünlüğüne ve ABD desteğine rağmen Gazze gibi abluka altındaki bir bölgede
dahi ilerleyemediğini ortaya koymaktadır.
Filistin
direnişi, İsrail’in stratejik ve psikolojik üstünlüğünü bitirmiş, bölge
halkları nezdinde “yenilmez” algısını yıkmıştır. Gazze halkı, her sokağı, her
binayı vatan bilerek verdiği mücadeleyle, İsrail’i uzun yıllar
toparlanamayacağı bir travmaya sürüklemiştir.
Bu savaş,
tarihin akışını değiştiren bir dönüm noktasıdır; zira insanlık onurunun ve
adaletin, zulmün karşısında dimdik ayakta durabileceğini kanıtlamıştır.
Gazze’nin çığlığı yalnızca bir yardım çağrısı değil, aynı zamanda direnişin ve
umudun zafer ilanıdır. Dünya bu sese kulak vermeli ve Filistin’in haklı
davasına sahip çıkmalıdır.