Dünya işgal altında
69 sene önce bugün…
1954… Yalta Konferansı’nın üzerinden on yıl bile geçmemişti.
Dünyanın doğusunu SSCB’ye, batısını ABD’ye, merkezini de İngiltere’ye bırakan
küresel plan tıkır tıkır işliyordu.
Şimdi sırada Dünya Polis Devleti vardı.
Tek kutuplu evrenin temellerini atmak için Haçlı Seferleri,
Tapınak Şövalyeleri ve İlluminate ile yürütülen operasyon, son noktaya
gelmişti. 2. Dünya Savaşı, ardında, yıkılmış kentler, yoksul halklar
bırakmıştı.
Yine de iş şansa bırakılmamalı, ayağa kalkanın tepesine
vurulmalıydı. Düşman üretmekle işe başlandı. Bu düşman zahiren SSCB, ama
gerçekte ise aklı başında herkesti.
Bunun için SSCB’ye Varşova Paktı kurduruldu.
Motto hazırdı:
Serbest piyasa kapitalizmini dünyaya hakim kılmak.
Thatcher, Clinton, Obama, Blair… dönem dönem kullandıkları
seyislerdi. Sivil toplum izlenmeli, sendikalar zayıflatılmalı; küreselleşme
fikrini allayıp pullayıp cazibe merkezi haline getirmeli. Yeşil Kartlarla beyin
göçüne yol açmalı, burslar verilmeli, kale içten ele geçirilmeliydi.
Küresel ısınma bahanesiyle tarım ve hayvancılık kotaları
konulmalı, dünya ekim alanları tek merkezden belirlenmeli; Kuş Gribi, Deli Dana
Hastalığı ve Kırım Kongo Kanamalı Kene furyasıyla küçükbaş, büyükbaş hayvanlar
itlaf edilmeli, tarım alanları terk edilmeli; Yapay Et cazip hale
getirilmeliydi.
Buna rağmen bağımsız çiftçiler direnirse, karşılarında
mevzuatı bulmaları işten bile değildi.
İlaç şirketleri, ne öldüren ne iyileştiren bir denklem
üzerinde yoğunlaşmıştı bile. Hasta sakın ha ölmesin, sürünsün! Ölüyü soyamayız!
Rothschild ve Rockefeller aileleri ise iki asırdır bütün
planların atbaşı uygulayıcıları, koçbaşı zorbacılarıydı.
Ülkeler sosyal deney haline gelmeli, covid masalı ile korku
imparatorluğu kurulmalıydı. Gelir adaletsizliği artmalı, ırkçılık hortlamalı
idi.
Ruanda’ya çökmek için Hutuların Tutsilere saldırması ve 4
ayda 1 milyon Tutsi’nin katledilmesi gerekiyordu. Elebaşı Fransa / Belçika,
taşeron ise Çin’di.
Sürekli devletler tehlikeli idi. İstikrarsızlık
özendirilmeli, zinde güçler bir gece yarısı gelmeliydi. 1960 darbesinde Cemal
Gürsel’in 3 yardımcısının da gayri müslim olması başka nasıl izah edilebilirdi?
Elle tutulabilir ve muhatabı olan paraya karşı dijital para
yaygınlaşmalı, çarşı pazar kalkmalı, üretim durmalı, sömürü çarkı
genişletilmeliydi. Merkez Bankalarına çoktan ayar verilmişti bile.
Lgbt “cinsel yönelim” adıyla sempatik hale gelmeli,
gökkuşağı renkli şemsiyeler uluorta dağıtılmalıydı. Aile kurmayan, çocuk
doğurmayan nesepsiz, cibilliyetsiz bir akım, yerel ve genel yönetimlerce
desteklenmeliydi.
Cinsiyet değiştirme ameliyatları ücretsiz ve devlet
güvencesinde olmalıydı.
Öyle ya, geçen zamana yazıktı. Birbirleriyle onca savaşmış
güçler birleşmeli, tek devlet olmalıydılar. AET, AB, NATO… aslında Avrupa
Birleşik Devletleri ve Avrupa Ordusu için kurulmuştu. Hedefe giden yolda her
şey mübahtı. Karapara aklanabilir, uyuşturucu merkezin inisiyatifinde
olabilirdi.
Brezilya’yı eroin
batağına saplayıp Rio’nun tepesine İsa heykeli dikmek tam bir Latin kurnazlığı
idi. Celladına aşık olmak tam da buydu.
Güçlüler dokunulmazlık zırhına bürünmüştü. Onlar asla hakim
karşısına çıkmaz, hapse girmezdi. Adınız Kissınger ise Endonezya, Şili ve
Kamboçya’da darbe yapabilir, ama asla Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesinde
yargılanmazdınız.
Bilderberg’e öyle elinizi kolunuzu sallayarak giremezdiniz.
5’li çeteye antipati beslemiş olabilirsiniz. Bu sizin için hiç de iyi olmaz.
Ticari ve siyasi geleceğiniz kararır.
Yan bakan mı oldu? MI6, CIA, MOSSAD, KGB… elverişli kişi ve
gruplara terör örgütü kurdurur, hizaya getirirdi.
Çavuşesku, Saddam, Kaddafi… ömür boyu hizmet ettikleri
yapının dışına mı çıktı? Önce itibarsızlaştırılır, sonra yok edilirdi. Teodor
Herzel‘in Siyon Protokolleri, Bilderberg’in başucu kitabıydı.
Peki bütün bu planlara kim dur diyecek?
Tabi ki Müslümanın feraseti!
Tarık Sezai Karatepe