Çekirdek
İnsan neden buradayım sorusuyla
yaşıyor var olalı beri. Tanrı ona ne ve kim olduğunu, nerden gelip nereye
gittiğini söylese de kopup geldiği kamışlığı unutan insanın olmak ya da olmamak
kaygısı ve sorgusu sürüp gidiyor. İnsan beyni var olmakla egosu ise mutlu
olmakla ilgili bir bakışa göre. İnsan ne ile yaşar, diye soruyordu bir yazar.
İçimizde birey olarak var olmayı hissederken dışımıza doğru var etmeyi
yaşayarak bütünleşmeyi unuttuk mu hatırlayalım. Ten ve can dengesi ve kendini
bil sırrı belki buradan görünür?
Kültürümüz modern zamanın iki temel
bakış açısına karşı aslında tam ortadan bir mutedil yerden üçüncü bir yol
açarak ve hayata bakarak konuşuyor. Bireyleşerek bencilleşmenin ve toplumcu bir
bakışla ferdiyeti ve şahsiyeti ezmenin karşısına kendi anlayış ve bakış açısı
ile çıkıyor. Bizim kültürümüz dışa doğru hamle yaparken içe doğru derinleşmeyi
söz konusu kılar. Bilgeleşmek bireyin mükellefiyeti iken topluma fayda sağlamak
onun mesuliyetidir. Hülasa bu ikisi arasında birleşen bir şahsiyet ancak bütün
ve gerçek olabilir. Bunu daha somut şekilde bireye dair bir faaliyet ile izaha
çalışalım: Mesela Türk okçuluğundan okçu sırrı vardır. “Onu attığın zaman sen
atmadın Allah attı”, ayeti okçular için bir sır ve ölçüdür. Burada okçu son
derece pozitif, reel bir alanda ok, yay ve bedeni üçlemesinde çalışarak
binlerce ok atarak kendisini ve yeteneğini var eder, geliştirir. Lakin her
attığı oka dair içinde o sırrın edebini hisseder. Dolayısıyla birey olarak
başardığı bir şey onda kibir, gurur ve büyüklenmek gibi yozlaştırıcı duyguları
oluşturmaz. Atılan her ok ister spor olsun ister savaş dışa doğrudur ve hayatın
içinde uçar gider. Lakin kişi her okla içine doğru derinleşir. Bunun toplum
bazında bir iyilik kültürü ile şekillenmesi mesela tarihte vakıf kurumu ile görülür.
İnsanlar zenginliği ve kendi varlık mutluluğunu, kazancını paylaşarak ve toplum
hizmetine sunarak sadaka-i cariye denilen ölüm sonrası bile sürecek bir hayır
sermayesine dönüştürürken içinde Allahın kullarına faydalı olmanın huzur ile
derinleşir. Malın ondan oluşturacağı yozlaşmak belki böylece isar ruhu ile
başka bir şekle bürünür.
İşte kültürümüzün bir çekirdek
hükmündeki bu özü ve bakış açısı her daim yeniden canlanacak bir hayatiyeti
bize hatırlatır. Çekirdek nasıl meyvesine benzemiyorsa içimizdeki o huzur ve
bilgelik hali ile dışımıza akseden hamle ve aksiyon mahiyet olarak benzeşmez
belki ama sonuç itibariyle içinde koca bir ağacın özü esasını taşır. İnsanlar
birey olarak bilgeleşmek ve toplum varlığı olarak da fayda ile varlıkları
sürdürmek noktasında modern zamanın algısının ötesinde bir yerden kültürümüzle
buluşmak noktasına ne kadar geldiler bilemiyoruz. Lakin medeniyetin en temel
umdelerinden birisi kişinin şahsiyeti toplumun maslahatı arasında dengeyi
kurarak kendi varlığını ortaya koyması olduğu gerçeği izahtan varestedir.
Çekirdek nasıl hayatiyetin esası ise kültürün içindeki temel kodlarda her çağda
yeniden çiçek açıp meyveye durmak adına önemlidir diye düşünüyoruz. Asırlarca
kendisini sürdüren bir elmanın varlığı insanların yemeye bile tenezzül
etmediği, çöpe döktüğü çekirdeğinde saklı. Halbuki moda tabirle bütün varoluş
algoritması o çekirdeğin içinde adeta bir çip gibi saklanmış durumda. Kocaman
bir elma ağacına bakan nasıl çekirdeği göremiyorsa asırlara yayılmış bir tarihe
bakıldığında da o tarihi gerçeğin özlerini birden görmek çekirdeklerini
hissetmek kolay değildir. Bir feraset ve incelik işidir.
İnsan işte içine derinleşirken
dışarı hamleleri ile bunu sağlıyor ve kültür çekirdeğinin kaynakları ile
beslenerek hareket ediyorsa belki de mevsim ve iklim çiçeklenmeye yol açabilir.
Modern zamanlarda insanlar dışa hamle yaptıkça içeride sığlaştılar. Kültür,
eğlence, inançlar hepsi bu yolda şekillendirilerek nefse uygun hale getirildi.
İnsanlık ortadan kalkarken insan biyolojik zarfına sıkıştıkça kendisini
hatırlayamaz hale geldi. Bu bakımdan hayatın içindeki eyledikçe içimizde ne
yaşıyoruz. Bu sorgu belki meşguliyetlerin bizdeki etkilerini düşünmeye yararlı
olabilir. Medeniyetçi milliyetçilik kavrayışında toplum, devlet ve şehir oluşurken
bütün temel yapılar acaba bu dengeye göre mi yapılanıyor yoksa sığlaştırıcı bir
kafeste daha mı küçülüyoruz bunlar düşünmek için güzel günlerdeyiz. Bilvesile
yaklaşan Ramazan bayramınız kutlu olsun.Düşünelim ve hatırlayalım…
Hak İçin Olsun
Vesselam