13 Mart 2026

​Çekirdek

İnsan neden buradayım sorusuyla yaşıyor var olalı beri. Tanrı ona ne ve kim olduğunu, nerden gelip nereye gittiğini söylese de kopup geldiği kamışlığı unutan insanın olmak ya da olmamak kaygısı ve sorgusu sürüp gidiyor. İnsan beyni var olmakla egosu ise mutlu olmakla ilgili bir bakışa göre. İnsan ne ile yaşar, diye soruyordu bir yazar. İçimizde birey olarak var olmayı hissederken dışımıza doğru var etmeyi yaşayarak bütünleşmeyi unuttuk mu hatırlayalım. Ten ve can dengesi ve kendini bil sırrı belki buradan görünür?

Kültürümüz modern zamanın iki temel bakış açısına karşı aslında tam ortadan bir mutedil yerden üçüncü bir yol açarak ve hayata bakarak konuşuyor. Bireyleşerek bencilleşmenin ve toplumcu bir bakışla ferdiyeti ve şahsiyeti ezmenin karşısına kendi anlayış ve bakış açısı ile çıkıyor. Bizim kültürümüz dışa doğru hamle yaparken içe doğru derinleşmeyi söz konusu kılar. Bilgeleşmek bireyin mükellefiyeti iken topluma fayda sağlamak onun mesuliyetidir. Hülasa bu ikisi arasında birleşen bir şahsiyet ancak bütün ve gerçek olabilir. Bunu daha somut şekilde bireye dair bir faaliyet ile izaha çalışalım: Mesela Türk okçuluğundan okçu sırrı vardır. “Onu attığın zaman sen atmadın Allah attı”, ayeti okçular için bir sır ve ölçüdür. Burada okçu son derece pozitif, reel bir alanda ok, yay ve bedeni üçlemesinde çalışarak binlerce ok atarak kendisini ve yeteneğini var eder, geliştirir. Lakin her attığı oka dair içinde o sırrın edebini hisseder. Dolayısıyla birey olarak başardığı bir şey onda kibir, gurur ve büyüklenmek gibi yozlaştırıcı duyguları oluşturmaz. Atılan her ok ister spor olsun ister savaş dışa doğrudur ve hayatın içinde uçar gider. Lakin kişi her okla içine doğru derinleşir. Bunun toplum bazında bir iyilik kültürü ile şekillenmesi mesela tarihte vakıf kurumu ile görülür. İnsanlar zenginliği ve kendi varlık mutluluğunu, kazancını paylaşarak ve toplum hizmetine sunarak sadaka-i cariye denilen ölüm sonrası bile sürecek bir hayır sermayesine dönüştürürken içinde Allahın kullarına faydalı olmanın huzur ile derinleşir. Malın ondan oluşturacağı yozlaşmak belki böylece isar ruhu ile başka bir şekle bürünür.

İşte kültürümüzün bir çekirdek hükmündeki bu özü ve bakış açısı her daim yeniden canlanacak bir hayatiyeti bize hatırlatır. Çekirdek nasıl meyvesine benzemiyorsa içimizdeki o huzur ve bilgelik hali ile dışımıza akseden hamle ve aksiyon mahiyet olarak benzeşmez belki ama sonuç itibariyle içinde koca bir ağacın özü esasını taşır. İnsanlar birey olarak bilgeleşmek ve toplum varlığı olarak da fayda ile varlıkları sürdürmek noktasında modern zamanın algısının ötesinde bir yerden kültürümüzle buluşmak noktasına ne kadar geldiler bilemiyoruz. Lakin medeniyetin en temel umdelerinden birisi kişinin şahsiyeti toplumun maslahatı arasında dengeyi kurarak kendi varlığını ortaya koyması olduğu gerçeği izahtan varestedir. Çekirdek nasıl hayatiyetin esası ise kültürün içindeki temel kodlarda her çağda yeniden çiçek açıp meyveye durmak adına önemlidir diye düşünüyoruz. Asırlarca kendisini sürdüren bir elmanın varlığı insanların yemeye bile tenezzül etmediği, çöpe döktüğü çekirdeğinde saklı. Halbuki moda tabirle bütün varoluş algoritması o çekirdeğin içinde adeta bir çip gibi saklanmış durumda. Kocaman bir elma ağacına bakan nasıl çekirdeği göremiyorsa asırlara yayılmış bir tarihe bakıldığında da o tarihi gerçeğin özlerini birden görmek çekirdeklerini hissetmek kolay değildir. Bir feraset ve incelik işidir.

İnsan işte içine derinleşirken dışarı hamleleri ile bunu sağlıyor ve kültür çekirdeğinin kaynakları ile beslenerek hareket ediyorsa belki de mevsim ve iklim çiçeklenmeye yol açabilir. Modern zamanlarda insanlar dışa hamle yaptıkça içeride sığlaştılar. Kültür, eğlence, inançlar hepsi bu yolda şekillendirilerek nefse uygun hale getirildi. İnsanlık ortadan kalkarken insan biyolojik zarfına sıkıştıkça kendisini hatırlayamaz hale geldi. Bu bakımdan hayatın içindeki eyledikçe içimizde ne yaşıyoruz. Bu sorgu belki meşguliyetlerin bizdeki etkilerini düşünmeye yararlı olabilir. Medeniyetçi milliyetçilik kavrayışında toplum, devlet ve şehir oluşurken bütün temel yapılar acaba bu dengeye göre mi yapılanıyor yoksa sığlaştırıcı bir kafeste daha mı küçülüyoruz bunlar düşünmek için güzel günlerdeyiz. Bilvesile yaklaşan Ramazan bayramınız kutlu olsun.Düşünelim ve hatırlayalım…

Hak İçin Olsun

Vesselam