Bir Arnavut Destanı: Çamerya
Ortodoks
papazlar, cenneti parselliyor, yer alıyor, yer satıyor; üç kuruş dünyalık
karşılığında günahtan arındırıyor, kiliseden çıkanlar tertemiz(!) dönüyordu
evlerine.
Derken,
5 asır evvel Akıncılar geldi, Çamerya’ya.
Papazın
burnu sürtüldü, akıncının fendi kiliseyi yendi. Putlar yere serildi, özünü
buldu Çameryalı; fıtratıyla barıştı. Tekbirler yeri göğü inletti.
Huzur
dolu 4 asır, kabus dolu günlere gebeydi.
Ümmetin
Önderi Abdülhamid, genç subaylarca zayıf düşürülüyor; İttihatçılar, Çamerya’ya
göz kulak olacağına, Makedonya’da cirit atıyor; bir başına bırakıyordu ırkını.
Fener
Rum destekli Sırp Yunan haydutlar, yaktı yıktı baştan başa. Tarihi bir kin,
ezeli bir düşmanlıktı. “Çameryalı, nasıl olur da kula kulluğu reddedip Hakk’a
teslim olurdu!”
Lozan’da
parçalanan sadece yurtları değildi, aileler bölündü, işgale uğradı toprakları.
Ata dede yadigarı evlere hoyrat bir el değdi.
Mübadelede
Anadolu’ya sürüldü Çameryalı. Tek Parti,’nin 6 oku deldi geçti ciğerini. Öyle
ya, Venizelos’la başlayan Türk Helen dostluğu perçinlenmeliydi. Ne de olsa
“gavur aşığı”ydı bizimki.
Anadolu’dan
göç eden Rum, malına mülküne göz koydu. Lakin Çameryalı, bir daha kapısına bile
yanaşamadı.
Mussolini,
işgal etti Çamerya’yı. Çameryalı, şehitler verdi, canlar düştü toprağa,
bırakmadı onurunu.
5
yıl sonra Gestapo, ele geçirdi Çamerya’yı. Zaten Bismark dememiş miydi,
“Arnavut diye bir ırk yoktur!” Tanıdık bir inkardı.
Öyle
ya, madem Arnavut yoktu, yok edilmeliydi Çam Yurdu. İki ateş arasında kaldı
Çameryalı.
Yunan
Cuntası, hem Gestapo ile katliam yapıyor, hem de Çamlıyı işbirliğiyle
suçluyordu. Yüzsüzlüğün inkarın daniskasıydı.
Güney
Epir, Gestapo’ya 55 gün direnmiş, Paramiti’de binler şehadete uçmuştu. Haçlı,
önce Çam Müftüsünü şehit etmiş, aile boyu katliam yapmıştı. Çünkü direniş
camiden başlardı.
Megalo
İdeacı Napolyon Zervas, 14 yaşından büyük erkekleri 12 Adalar’a sürdü.
Direnenlerin kulaklarını burunlarını kesti, gözlerini oydu.
Çalışma
kampı değil ölüm tarlasıydı, Adalar.
İhtiyarların,
kadınların, çocukların haykırışları birbirine karışıyor; onlara, zulmün her
türlüsünü reva görüyorlardı.
“Size
ne oluyor da, Allah yolunda ve ‘Rabbimiz! Bizi, halkı zalim olan bu şehirden
çıkar, bize tarafından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı yolla!’
diyen zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz!”
Kur’an
Emrini yerine getirecek erler bekliyorlardı.
Haziran’ın
27’si… 1944…
Aziz
Bartelemeo Günü’nde Haçlı sürüsü bir kez daha daldı Çamerya’ya. Tarihin en
vahşi katliamını gördü Çam ülkesi.
Ahıskalıyı
Stalin’e teslim eden İnönü, sağırdı Çamerya’ya, kördü Balkanlara, dilsizdi
Trakya’ya.
“Yunanistan’da
yaşayan herkes Yunan’dır” faşizmi kasıp kavurdu Çamerya’yı.
Çameryalı,
bir asır sonra bugün, toprağını evini yurdunu istiyor. Dönmek istiyor, gül kokulu
ülkesine. Gaspedilmiş şehirleri, neden Yunan’ın olsundu?
Dağdan
gelip bağdakini kovmak, bu olsa gerekti.
Asırlık
çile er geç son bulacak, kabuğunu kıracak Çameryalı. Milli Şair’in ülkesi,
Vahyin etrafında yırtacak karanlığı:
“Bunu
benden duyunuz, ben ki evet Arnavudum
Başka
bir şey diyemem, işte perişan yurdum”
Tarık
Sezai Karatepe