01 Aralık 2024

Avrupa saraylarında bir Osmanlı Casusu- Sicilyalı Mehmed Ağa (5)

 

 Sicilyalı Mehmed Ağa'nın 45 yıl boyunca başta Fransa sarayı olmak üzere Avrupa'nın değişik saraylarında hafiyelik faaliyetleri yaptığından daha önceden değinmiş ve yazdığı mektupların ölümünden çok sonra Fransa'da yaşadığı evin yıkılması esnasında döşeme altlarından ve duvar içlerinden tomarlar halinde çıkınca bulunan bu belgelerin de Fransızlar tarafından tercüme ettirilmesiyle kitap haline  geldiğinden bahsetmiştik. Mektuplarda yer yer olan anlam kaymaları Mehmed Ağa tarafından kaleme alınan eski Türkçe metinlerin önce Fransızca’ya oradan da İngilizce’ye çevrildikten sonra bizim tarafımızdan tekrardan günümüz Türkçesi’ne çevrilmesinde oluşan hatalardan kaynaklanmaktadır. Bu mektuplardan örnekler sunmaya kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Sekizinci mektup:

Serkatib Muslu(?) Reis Efendi'ye.

 Bu size yazdığım ikinci mektuptur. Şimdiye kadar gönderdiklerim, henüz öğrenmeye zaman bulamadığım için büyük önem taşıyan şeylerle dolu değildi. Seni memnun edecek şeyler yazmayı çok istiyorum. Bu nedenle yolladığım bu mektubu içtenlikle kabul edin ve kınamalarınızdan, onlara hizmet etmekten korktuğum kadar korktuğuma ikna olun.

 Burada bana verilen talimatlara göre yaşıyorum ve burada yeterince rahatım. Ülke güzel ve bereketli, erkekler iyi bir arkadaş, açık sözlü ve sağduyulu görünüyorlar.

 Henüz kadınlarla tanışmadım ama kendimi onların arasına sokmak için bir yol bulmam gerekiyor. Kendilerinin ihmal edildiğini düşündüklerinde bunu affetmeyecek bir cinstirler. Onlar insanın bilebileceği şeyleri keşfetmeye ve bunları herkesin duymasını istedikleri zaman söylemeye uygundurlar ve aynı şekilde, en zarif ve en ruhani saraylılar kadar kalplerin sırlarına nüfuz ederler. Dahası, içlerinde bilmediklerinden başka bir şey gizleyemeyenler de vardır.

Keşişlere ancak gerekli olduğunda giderim. Onları gördüğümde, oğluna Rumca öğretebileceğim bir devlet adamının evine onlar tarafından sokulmayı tasarladığım için dindar görünüyorum.

Konstantiniyye’deki büyük huzuru burada bulmayı beklememeliyiz. Kasaba faytonlar, atlar ve arabalarla o kadar dolu ki, gürültü hayal gücünün ötesinde. Sağlıkları yerinde olan ve bacakları ağrımayan insanların kendilerini dört tekerlekli bir arabaya bindirmelerini kesinlikle garip bulacaksınız; ama aynı insanların gürültünün rahatsızlığına ve gösteriş için yaptıkları harcamalara katlanmaya karar vermelerini daha çok garipsiyorum. Bu lüksü onaylamayan daha ılımlı Fransızlar, III. Henry zamanında Paris'te ikisi krala ait olmak üzere sadece üç fayton olduğunu söylüyorlar. Ama şimdi sayıları o kadar arttı ki, saymakla bitmez.

Size Fransızların dehası hakkında daha fazla bir şey söyleyemem, siz bunu çok iyi biliyorsunuz. Tüm eylemlerinde çok hassas bir ruh ve ateş gibi bir etkinlik vardır. İnsan hayatının kısalığını sanki onlardan başkası bilmez; sanki yaşayacak bir günleri varmış gibi her şeyi aceleyle yaparlar.

Yaya giderlerse koşarlar; ata binerlerse uçarlar, konuşurlarsa sözlerinin yarısını tüketirler. Yeni icatları tutkuyla severler. Sadakatleri konusunda kesin bir şey söyleyemem, ama yazdıkları gibi okumayan, konuştukları gibi yazmayanlardan şüphelenebiliriz. Her şeyin ilk maddesi ve ikinci nedeni olarak gördükleri parayı çok severler: Neredeyse ona tapıyorlar ve bu tüm milletlerin asli günahıdır.

 

Paris yok olursa Avrupa'daki birçok ülkeyi birdenbire zenginleşir. Onun büyüklüğünü, ticaretini, ne kadar zengin olduğunu ve içinde her türlü sanatın nasıl geliştiğini ancak bu sözden anlayabilirsiniz.

 Fransız soyluları krallarının emriyle at sırtına binmeye her zaman hazırdırlar: Savaşı o kadar çok seviyorlar ki, eğer İspanyollar kadar onlara yakın olsaydık ve piyadeye ihtiyaçları olmasaydı, onlarla çok uğraşmamız gerekecekti.

Bundan sonra her durumu, bu krallıkta olduğu gibi başka yerlerde de o kadar dikkatle izleyeceğim ki, hiçbir şey gözümden kaçmayacak. Bu arada, bir tanıdık edinmeye çalışacağım; ama benden beklenenleri karşılamak için bana izin verilenden daha fazla paraya ihtiyacım olacak. Günde iki şilin münzevi gibi yaşayacak bir adamı geçindirmek için fazlasıyla yeterli, ancak beni evlere sokmak, sırlarına dalmak ve görevime göre en önemli işleri keşfetmemi sağlamak için yeterli değil; bu yüzden daha fazla bilgi elde etmem için bana yardım etmelisiniz.

Eğer yardımınızı esirgemezseniz, işimde başarılı olacağımı umuyorum; emirlerimin yerine getirilmesinde, bir Hıristiyan gibi göründüğümde yalan söyleme zorunluluğundan başka bir güçlük görmüyorum. Müslümanları öfkeli görür gibi oluyorum ve ruhumu kaybettiğimi düşünüyorum; oysa ben dinime bütün Müslümanlardan daha sadık biriyim.

Bu kadar nefret ettiğim bir şeyi yapmaya kararlı olduğumu görünce, başıma gelmesi düşünülebilecek tüm kötülüklere katlanacağımdan emin olabilirsiniz, her ne kadar görünüşte iyilikten başka bir şey ummam gerekse de. Size yalvarıyorum, ekteki bu mektubu saygıdeğer şeyhülislamın ellerine bizzat teslim edin ve mümkünse ondan şüphelerime bir çözüm getirmesini isteyin. Beni dinimden ve dinimle birlikte İmparatoruma hizmet etmekten daha çok ilgilendiren bir şey yoktur.

Paris, 1637 yılı 11. ayın 15'i

Dokuzuncu mektup:

Şeyhülislam Hazretlerine (*)

Kartacalıların cezalandırılmam için diktikleri tüm haçları görsem ve Kutsal Dinimizin düşmanlarının icat edebileceği en acımasız İşkence aletlerini gözlerimin önünde bulsam bile, gerçek bir Müslüman olarak öleceğim. Ama şu anda ölmek değil, İmparatoruma hizmet etmek için yaşamak söz konusu olduğundan, size yalvarıyorum, Hürmetli şeyhülislam efendi, bana bol miktarda af dileyerek ya da tüm günahlarımı silecek bir kefaret ödeyerek masumiyetimi koruma lütfunda bulunun.

Paris her zaman Fransa krallarının ikametgâhı olmuştur; bu nedenle orada Hıristiyanlıktan başka hiçbir dinin uygulanmasına izin verilmez ve Roma Piskoposunu başları olarak kabul edenler, Din işlerinin başlıca yönetimine sahiptirler ve Latin Kilisesi'nin ayinlerine daha sıkı bir şekilde riayet edilir.

 Burada görünüşte bir Hıristiyan ve bir Katolik gibi yaşıyorum. Kiliselerine giriyorum, törenlerine katılıyorum, haçın önünde diz çöküyorum ve burada saygı gösterilen putların önünde büyük bir bağlılık ve alçakgönüllülükle eğiliyorum.

Eğer sürdürmek zorunda olduğum bu yaşamı onaylayarak beni hem kurtuluşumdan hem de yaşamımdan emin kılmazsanız, bizlere emredilmiş olan ilahi kanunları ihlal etmekten suçluluk duyarım ve ölümü hak ederim. Efendime hizmet etmek için etmek zorunda kalacağım tüm sahte yeminlerden beni affettiğiniz doğrudur; ama bu affın, kutsal şeyleri kötüye kullandığımda vicdanımı güvence altına alacak kadar kapsamlı olduğundan emin değilim.

Dinlerini benim gibi yürekten koruyan ve benim gibi Allah'ın düşmanlarının arasında yaşayan samimi bir Müslümanın bu lütfa layık olduğunu düşünüyorsanız, Vicdanım beni, benimle aynı dini eylemleri uygulayan bu insanları gördüğümde, kendimi ne şekilde yönetmem gerektiğini sormaya zorluyor.

Kısa bir süre sonra Fransızlar karnavallarını ya da bayramlarını kutlayacaklar. Bu kutlamalar biter bitmez, Katolikler oruç tutmayı düşünürler ve önce alınlarına kül konulan bir törene katılırlar, bu günlerde vaaz dinlemeye giderler, papazları onlara İncil'i açıklar ve kiliseye her zamankinden daha sık giderler. Kendilerini daha sık dindarlık işlerine verirler ve bir insanın diğerine yaptığı kefaretler ve samimi itiraflarla vicdanlarını temizledikten sonra, "Evharistiya Ayini" olarak adlandırdıkları bir ekmeği yerler; burada Papazları tarafından söylenen bazı sözlerden sonra, görünen şekillerin altında Mesih'lerinin gerçekten hazır olduğunu kabul ederler.

Tüm bu düşünceler ruhumu rahatsız ediyor. Her ne olursa olsun, hiçbir dinin şeriatı ile alay etmenin meşru olduğunu düşünmüyorum. Hristiyanların Tanrısı bizim taptığımızla aynıdır; ama onların dini bizimkine tamamen zıttır.

Öyleyse bana kesin buyruklar ver ki, kuşkularımdan kurtulayım ve bana izin verdiğin şeyin, benim için zararlı olabilecek bir hoşgörünün değil, senin adaletinin bir sonucu olduğuna inanayım. Tüm bunları yapmış gibi görünerek elimi kolumu sallayabileceğim doğrudur; ama eğer bu bir suç olmayacaksa, kendimi bundan muaf tutmamam işlerim için daha yararlı olacaktır.

O halde, sen, Allah'ın yüceliğine en uygun ve hükümran efendimizin hizmetine en yararlı olduğuna inandığın şeyi, bu itaatkâr köleye de öğret. Sana şüphelerimi kafanı karıştırmak için değil, içinde yaşadığım karanlıkları dağıtabilecek ışıkları senin büyük ve yüce dehandan almak için gönderiyorum.

Tüm bunları yaptıktan sonra bu mütevazı hizmetkârınızı hatırlayın ve beni yok olmaktan koruması için yüce Allah'a dua edin.

Paris, 1637 yılı 11. ayın 15'i7

(*) Mektubun yazıldığı tarihte şeyhülislamlık makamında Zekeriyazade Yahya Efendi bulunmaktaydı.