15 Şubat 2025

Avrupa saraylarında bir Osmanlı casusu- Sicilyalı Mehmed Ağa (16)

 

 

Sicilyalı Mehmed Ağa'nın 45 yıl boyunca başta Fransa sarayı olmak üzere Avrupa'nın değişik saraylarında hafiyelik faaliyetleri yaptığından daha önceden bahsetmiş ve yazdığı mektupların ölümünden çok sonra Fransa'da yaşadığı evin yıkılması esnasında döşeme altlarından ve duvar içlerinden tomarlar halinde çıkınca bulunan bu belgelerin de Fransızlar tarafından tercüme ettirilmesiyle kitap haline geldiğine değinmiştik. Mektuplarda yer yer olan anlam kaymaları Mehmed Ağa tarafından kaleme alınan eski Türkçe metinlerin önce Fransızcaya oradan da İngilizceye çevrildikten sonra bizim tarafımızdan tekrardan günümüz Türkçesine çevrilmesinde oluşan hatalardan kaynaklanmaktadır. Bu mektuplardan örnekler sunmaya kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Yirmi beşinci mektup

 Kaymakam'a

Burada her şey huzur içinde, savaş yurt dışında devam ediyor. Saray, kraliçenin sağlığı ve mutlu bir doğum yapması için adaklar adamaya devam ediyor. Kral'ın refahı için endişelendikleri kadar kraliçenin refahı için endişelenmiyorlar; herkes Fransa'nın mutluluğunun kraliçenin sağ salim doğum yapmasına bağlı olduğuna inanıyor.

 Çakırcı Muhammed'e, Kraliçe'nin hamile olduğunu şüpheli ve ortadan kaybolabilecek bir şey olarak belirtmesini yazdım; ama şu anda çok kesin, çünkü yakında yatağa getirilecek. Büyük bir korku içinde yaşıyor. Kendine zarar veriyor; yatak odasından neredeyse hiç çıkmıyor ve herkes onu memnun etmek için çabalıyor.

Provence'tan gelen haberlere göre, bir kralın oğlu o vali tarafından tutuklanmış. Tutuklu, Lehistan kralı Uladislauvs'un kardeşi.

İspanya kralı'nın Prens Kasimir'i, vaktiyle Burgonya ülkesini savunmak için yetiştirdiği Kozak birliklerine karşılık olarak Portekiz kral naibi yaptığı söyleniyor. Prens Kasimir'in, söz konusu görevi teslim almak üzere İspanya'ya gitmek için, bu ülkenin gemilerinden biriyle Cenova'dan yola çıktığını, yanında küçük bir hizmetçi kafilesi ve kendisini Uladislavs'un elçisi olarak tanıtan Kont Konickpolski ile akrabası Gonzague Markisi olduğu halde Provence'a vardığını, bütün limanları ve kaleleri dikkatle gezdiğini, bunun da Fransızları kuşkulandırdığını ekliyorlar. Marsilya'da dört gün özel olarak kaldı; ancak kadırgası Fransa'nın son limanı olan Bouc'da kralın emriyle tutuklandı.

 

Lehistan'la hiçbir ilgisi olmayan ve Kral Onüçüncü  Lui’nin prens Kasimir'e karşı özel bir kızgınlığı bulunmayan bu nitelikteki bir kişiyi Fransa'nın tutsak etmek zorunda bırakan şeyin ne olduğu henüz bilinmiyor: Ama devlet sırları yalnızca krallıkları yönetenler tarafından bilindiğinden, daha fazla nüfuz edemeyeceğimi, ancak onların ne yaptıklarını ve ne söylediklerini yazmakla yetineceğimi sanıyorum. Vezir Hafız Paşa'nın yokluğunda, Efendimizin divanının en şereflisi olan sen, bu olağanüstü yeniliğin nedenini keşfedebilecek en iyi kişisin.

Saraydaki en bilgili kişiler, bu tutuklunun aniden serbest bırakılacağını ve tutuklanmasını gerektirecek bir savaş olmadığı için onu tutmanın haksızlık olacağını söylüyorlar. Hadise, belki de şu anda hiç kimsenin bilmediği şeyleri, cahil olan bana ve ilim sahibi olanlara öğretecektir. Her şeyin efendisi ve yöneticisi olan yüce Allah'tan dileğim, verdiğim istihbarat ve tahminlerin her zaman yararlı ve hoşnutluk verici olması ve senin hayatının, yüce padişahımızın ve onun devletinin mutluluğu için uzun sürmesidir.

 

Prens Kasimir'in daha uzun süre hapiste mi kalacağını yoksa serbest mi bırakılacağını aniden öğreneceksin. Keşke Kral Uladislavs da yeniçerilerin elinde aynı talihsizliği yaşasaydı ve hem kendisi hem de krallığı, kralların kralı olan yenilmez padişahın kölesi olsaydı. İlahi lütuf ve peygamberlerin en bilgesinin şefaatiyle kâfirlerin tüm ülkelerini ona tabi kılsın ve sonra da onu ve hanımlarını tüm peygamberlerle birlikte cennetine yerleştirsin.

 

Paris, 1638 yılının yedinci ayının 20'si.

 

Yirmi altıncı mektup

Kaymakam'a

Kasimir'in tutukluluğu hakkında sana bilgi verdikten sonra, Macaristan ve Almanya'ya giden kardeşi Kral Ulidislavs'un yolculuğunu sana anlatacağım.Buradaki haberler, Lehistan kralının Macaristan kralını ziyarete gittiği, kralın da onu onurlandırmak için soylularının ileri gelenlerini Moravya sınırlarında karşılamaya gönderdiği yönünde.

Arşidük Leopold'un Viyana'dan onu karşılamaya gittiğini de yazıyorlar. Kardeş gibi kucaklaştılar. Polonya kraliçesi kız kardeşiyle birlikte saraya geri döndüler. Halkın bu topluluğu büyük alkışlarla, top sesleriyle ve kentin tüm küçük top atışlarıyla karşıladığı da ekleniyor.

 Ertesi gün Sarayda yemek yedikten sonra birlikte Almanya İmparatoru'nun dul eşi İmparatoriçe Eleanor'u ziyaret etmek üzere Lüksemburg'a gittiler.

Eğer Karga sana bu ayrıntıları bildirmediyse, bunları ben Mehmed'den alacaksın. Kendisi Avrupa'nın bütün saraylarını harekete geçiren bu büyük sarayda olup biten ve yapılan her şey hakkında doğru bilgi vermek ve olabildiğince çok şey öğrenmek için durmadan çalışıyor.

 İşimi iyi yapmazsam beni azarlayın, eğer iyi bir şekilde padişaha hizmet etmez ve siz de memnun kalmazsanız beni cezalandırın.

 

Paris, 1638 yılının sekizinci ayının 15'i

 

Yirmi yedinci mektup

Gerger Hassan Paşa'ya

Zaten bildiğin şeyleri sana yazarsam, beni bilgisizlikle ya da ihmalkârlıkla suçlama. Ben sadece burada olanları sana anlatmaya özen gösteriyorum ve benim işim, başka bir şekilde daha iyi bilgilendirilip bilgilendirilmediğini sorgulamak değil. Bildiğim her şeyi yazmam emredildiğinde, bunu yapmakla görevimi yerine getiriyorum ve bunun için kınanmamalıyım. Bana, sultanın ağaçlardaki tüm yapraklardan daha kalabalık bir orduyla Kızılbaşları yok etmek ve Bağdad'ı fethetmek için gittiği söylendi. Müftü, sadrazam ve divanın bütün ileri gelenlerinin onu izlediğini biliyorum; ama Revan'ı aldığı ilk seferinde ne yaptığını bilmiyorum.

 İsfahan'dan gelen ve sadık Müslümanların ordusunda hizmet etmiş olan yaşlı bir İngiliz tüccar, İngiltere'ye dönerken bu yoldan geçti. Sultan Murad'ın büyük eylemlerinin görgü tanığı olmuş. Diyor ki, bu kudretli hükümdar Revan'ı aldıktan sonra orada garnizonda on iki bin asker bırakmış, onlara ödemek için bakır paranın yanı sıra iki yüz bin gümüş para bırakmış.

 Ayrıca, kudretli hükümdarımızın, bu kadar çok inançlının ve sapkın Kızılbaş’ın kanının döküldüğünü görmekten yorulduğunu, Acem hükümdarına bir meydan okuma gönderdiğini; onunla tek başına dövüşmeyi teklif ettiğini, ancak onun bu meydan okumayı kabul etmediğini söylüyor.

Sultan Murad'ın Haret Nehri'ni geçerken suya düştüğünü, eğer genç ve güçlü bir solak onu kolundan tutup nehirden çıkarmasaydı, öteki dünyada Kıyamet Günü'nü beklerken nasıl büyük bir tehlike atlattığını anlatıyor olacağından bahsetti. Bu kaza, bu güçlü hükümdarın Mako adlı başka bir nehrin kıyısında başına gelen büyük bir talihin de başlangıcıydı. Orada, Konstantiniyye'deki sarayında Alaaddin adını verdikleri ve doğumu sonsuz sevinç gösterileriyle kutlanan bir oğlunun doğduğu haberini aldığını da söyledi

 Bu İngiliz adam bize ayrıca Sultan Murad'ın Tebriz'i ele geçirdiğini ve orada korkunç bir kudretin tüm alametleriyle halka göründüğünü, Acem hükümdarının sarayını yıktığını, halk pazarlarını yaktığını ve kaybı telafi edilemez hale getiren bir milyon güzel ağacın kesilmesine neden olduğunu söyledi.

Boş vaktiniz olduğunda, bu haberin doğru olup olmadığını bana bildirin ve bana büyük hükümdarımızın Bağdad Seferi'ndeki başarısını söyleme lütfunda bulunun. Buradaki politikacılar bu haberi büyük bir sabırsızlıkla bekliyorlar. Sultan Murad'ın tüm hükümdarlar arasında en güçlüsü, yaşayan en güçlü adam olduğu ve yalnızca onun yeryüzünün krallarını yenip mahvedebileceği kabul ediliyor.

 Farklı milletlerden ve her ikisi de kraliyet soyundan gelen iki yabancı bu şehirde öldü. Biri Portekiz kralı Don Antonio'nun oğlu Don Kristof'tur; altmış altı yıl yaşadıktan sonra babasının tacına ulaşamadan Cordeliers denilen bir derviş manastırında ölmüş ve daha önce babasının kardeşinin gömüldüğü yere gömülmüştür.

 Diğer yabancının adı Zaga Hristos'tu ve Habeş hükümdarlığının meşru varisiydi.Paris yakınlarında bir köyde ölen Habeş hükümdarı Yakub'un dul eşi İmparatoriçe Nazarenne'nin oğlu olan yirmi beş yaşında genç bir adamdı. Bildiğiniz gibi Yakub iç harpler nedeniyle kendi krallığını terk etti; Hıristiyanların takvimine göre 1635 yılında Fransa'ya geldi. Birçok maceradan sonra, çekilmez görünen sıkıntılar ve mallarla gerçekleştirdiği seyahatlerinin tarihini yazdı.

Arab çölleri, Mısır, Anadolu ve Kudüs gibi birçok ülkeyi dolaşarak neler çekmedi ki, Kudüs'te ikamet eden paşa tarafından tutuklanma tehlikesi atlattı; paşadan kaçarak geceleri Nasıra 'ya, Hıristiyan dervişlerin arasına gitti ve orada beş ay boyunca gizlendi. Mısır'dayken Kahire paşasının bir haremağasının kendisini Hıristiyan dinini terk etmesi için çok zorladığını, buna asla razı olmadığını ve Konstantiniyye'ye gitmeyi padişahımızın ayaklarının tozuna yüzünü sürerek kendini alçaltmayı reddettiğini söyledi; Paşanın çok cazip tekliflerle onu buna zorlamasına rağmen.

 

Bu kral, belki de sonsuz azaplar çekerken, ölü prensin manevi şahsiyetini çok onurlandırdı, Eğer her zaman sadık Müslümanlar gibi, Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed tarafından emredilen ve Kur'an'da yazılı olan kanunun emirlerine göre yaşarsak ne sen ne de ben acı çekmeyeceğiz.

 Hayatınızın güvende olduğunu ve dostluğumun size layık olduğunu memnuniyetle duymak isterim.

 

Paris, 1638 yılının sekizinci ayının 20'si