Avrupa saraylarında bir Osmanlı casusu- Sicilyalı Mehmed Ağa (16)
Sicilyalı
Mehmed Ağa'nın 45 yıl boyunca başta Fransa sarayı olmak üzere Avrupa'nın
değişik saraylarında hafiyelik faaliyetleri yaptığından daha önceden bahsetmiş
ve yazdığı mektupların ölümünden çok sonra Fransa'da yaşadığı evin yıkılması
esnasında döşeme altlarından ve duvar içlerinden tomarlar halinde çıkınca
bulunan bu belgelerin de Fransızlar tarafından tercüme ettirilmesiyle kitap
haline geldiğine değinmiştik. Mektuplarda yer yer olan anlam kaymaları Mehmed
Ağa tarafından kaleme alınan eski Türkçe metinlerin önce Fransızcaya oradan da
İngilizceye çevrildikten sonra bizim tarafımızdan tekrardan günümüz Türkçesine
çevrilmesinde oluşan hatalardan kaynaklanmaktadır. Bu mektuplardan örnekler
sunmaya kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Yirmi beşinci mektup
Kaymakam'a
Burada her şey huzur içinde, savaş
yurt dışında devam ediyor. Saray, kraliçenin sağlığı ve mutlu bir doğum yapması
için adaklar adamaya devam ediyor. Kral'ın refahı için endişelendikleri kadar
kraliçenin refahı için endişelenmiyorlar; herkes Fransa'nın mutluluğunun
kraliçenin sağ salim doğum yapmasına bağlı olduğuna inanıyor.
Çakırcı Muhammed'e, Kraliçe'nin hamile
olduğunu şüpheli ve ortadan kaybolabilecek bir şey olarak belirtmesini yazdım;
ama şu anda çok kesin, çünkü yakında yatağa getirilecek. Büyük bir korku içinde
yaşıyor. Kendine zarar veriyor; yatak odasından neredeyse hiç çıkmıyor ve
herkes onu memnun etmek için çabalıyor.
Provence'tan gelen haberlere göre,
bir kralın oğlu o vali tarafından tutuklanmış. Tutuklu, Lehistan kralı
Uladislauvs'un kardeşi.
İspanya kralı'nın Prens Kasimir'i,
vaktiyle Burgonya ülkesini savunmak için yetiştirdiği Kozak birliklerine
karşılık olarak Portekiz kral naibi yaptığı söyleniyor. Prens Kasimir'in, söz
konusu görevi teslim almak üzere İspanya'ya gitmek için, bu ülkenin
gemilerinden biriyle Cenova'dan yola çıktığını, yanında küçük bir hizmetçi
kafilesi ve kendisini Uladislavs'un elçisi olarak tanıtan Kont Konickpolski ile
akrabası Gonzague Markisi olduğu halde Provence'a vardığını, bütün limanları ve
kaleleri dikkatle gezdiğini, bunun da Fransızları kuşkulandırdığını ekliyorlar.
Marsilya'da dört gün özel olarak kaldı; ancak kadırgası Fransa'nın son limanı
olan Bouc'da kralın emriyle tutuklandı.
Lehistan'la hiçbir ilgisi olmayan ve
Kral Onüçüncü Lui’nin prens Kasimir'e
karşı özel bir kızgınlığı bulunmayan bu nitelikteki bir kişiyi Fransa'nın
tutsak etmek zorunda bırakan şeyin ne olduğu henüz bilinmiyor: Ama devlet
sırları yalnızca krallıkları yönetenler tarafından bilindiğinden, daha fazla
nüfuz edemeyeceğimi, ancak onların ne yaptıklarını ve ne söylediklerini
yazmakla yetineceğimi sanıyorum. Vezir Hafız Paşa'nın yokluğunda, Efendimizin
divanının en şereflisi olan sen, bu olağanüstü yeniliğin nedenini
keşfedebilecek en iyi kişisin.
Saraydaki en bilgili kişiler, bu
tutuklunun aniden serbest bırakılacağını ve tutuklanmasını gerektirecek bir
savaş olmadığı için onu tutmanın haksızlık olacağını söylüyorlar. Hadise, belki
de şu anda hiç kimsenin bilmediği şeyleri, cahil olan bana ve ilim sahibi
olanlara öğretecektir. Her şeyin efendisi ve yöneticisi olan yüce Allah'tan
dileğim, verdiğim istihbarat ve tahminlerin her zaman yararlı ve hoşnutluk
verici olması ve senin hayatının, yüce padişahımızın ve onun devletinin
mutluluğu için uzun sürmesidir.
Prens Kasimir'in daha uzun süre
hapiste mi kalacağını yoksa serbest mi bırakılacağını aniden öğreneceksin.
Keşke Kral Uladislavs da yeniçerilerin elinde aynı talihsizliği yaşasaydı ve
hem kendisi hem de krallığı, kralların kralı olan yenilmez padişahın kölesi
olsaydı. İlahi lütuf ve peygamberlerin en bilgesinin şefaatiyle kâfirlerin tüm
ülkelerini ona tabi kılsın ve sonra da onu ve hanımlarını tüm peygamberlerle
birlikte cennetine yerleştirsin.
Paris, 1638 yılının yedinci ayının
20'si.
Yirmi altıncı mektup
Kaymakam'a
Kasimir'in tutukluluğu hakkında sana
bilgi verdikten sonra, Macaristan ve Almanya'ya giden kardeşi Kral
Ulidislavs'un yolculuğunu sana anlatacağım.Buradaki haberler, Lehistan kralının
Macaristan kralını ziyarete gittiği, kralın da onu onurlandırmak için soylularının
ileri gelenlerini Moravya sınırlarında karşılamaya gönderdiği yönünde.
Arşidük Leopold'un Viyana'dan onu
karşılamaya gittiğini de yazıyorlar. Kardeş gibi kucaklaştılar. Polonya
kraliçesi kız kardeşiyle birlikte saraya geri döndüler. Halkın bu topluluğu
büyük alkışlarla, top sesleriyle ve kentin tüm küçük top atışlarıyla
karşıladığı da ekleniyor.
Ertesi gün Sarayda yemek yedikten sonra
birlikte Almanya İmparatoru'nun dul eşi İmparatoriçe Eleanor'u ziyaret etmek
üzere Lüksemburg'a gittiler.
Eğer Karga sana bu ayrıntıları
bildirmediyse, bunları ben Mehmed'den alacaksın. Kendisi Avrupa'nın bütün
saraylarını harekete geçiren bu büyük sarayda olup biten ve yapılan her şey
hakkında doğru bilgi vermek ve olabildiğince çok şey öğrenmek için durmadan
çalışıyor.
İşimi iyi yapmazsam beni azarlayın, eğer iyi
bir şekilde padişaha hizmet etmez ve siz de memnun kalmazsanız beni
cezalandırın.
Paris, 1638 yılının sekizinci ayının
15'i
Yirmi yedinci mektup
Gerger Hassan Paşa'ya
Zaten bildiğin şeyleri sana
yazarsam, beni bilgisizlikle ya da ihmalkârlıkla suçlama. Ben sadece burada
olanları sana anlatmaya özen gösteriyorum ve benim işim, başka bir şekilde daha
iyi bilgilendirilip bilgilendirilmediğini sorgulamak değil. Bildiğim her şeyi
yazmam emredildiğinde, bunu yapmakla görevimi yerine getiriyorum ve bunun için
kınanmamalıyım. Bana, sultanın ağaçlardaki tüm yapraklardan daha kalabalık bir
orduyla Kızılbaşları yok etmek ve Bağdad'ı fethetmek için gittiği söylendi.
Müftü, sadrazam ve divanın bütün ileri gelenlerinin onu izlediğini biliyorum;
ama Revan'ı aldığı ilk seferinde ne yaptığını bilmiyorum.
İsfahan'dan gelen ve sadık Müslümanların
ordusunda hizmet etmiş olan yaşlı bir İngiliz tüccar, İngiltere'ye dönerken bu
yoldan geçti. Sultan Murad'ın büyük eylemlerinin görgü tanığı olmuş. Diyor ki,
bu kudretli hükümdar Revan'ı aldıktan sonra orada garnizonda on iki bin asker
bırakmış, onlara ödemek için bakır paranın yanı sıra iki yüz bin gümüş para
bırakmış.
Ayrıca, kudretli hükümdarımızın, bu kadar çok
inançlının ve sapkın Kızılbaş’ın kanının döküldüğünü görmekten yorulduğunu,
Acem hükümdarına bir meydan okuma gönderdiğini; onunla tek başına dövüşmeyi
teklif ettiğini, ancak onun bu meydan okumayı kabul etmediğini söylüyor.
Sultan Murad'ın Haret Nehri'ni
geçerken suya düştüğünü, eğer genç ve güçlü bir solak onu kolundan tutup
nehirden çıkarmasaydı, öteki dünyada Kıyamet Günü'nü beklerken nasıl büyük bir
tehlike atlattığını anlatıyor olacağından bahsetti. Bu kaza, bu güçlü hükümdarın
Mako adlı başka bir nehrin kıyısında başına gelen büyük bir talihin de başlangıcıydı.
Orada, Konstantiniyye'deki sarayında Alaaddin adını verdikleri ve doğumu sonsuz
sevinç gösterileriyle kutlanan bir oğlunun doğduğu haberini aldığını da söyledi
Bu İngiliz adam bize ayrıca Sultan Murad'ın Tebriz'i
ele geçirdiğini ve orada korkunç bir kudretin tüm alametleriyle halka
göründüğünü, Acem hükümdarının sarayını yıktığını, halk pazarlarını yaktığını
ve kaybı telafi edilemez hale getiren bir milyon güzel ağacın kesilmesine neden
olduğunu söyledi.
Boş vaktiniz olduğunda, bu haberin
doğru olup olmadığını bana bildirin ve bana büyük hükümdarımızın Bağdad Seferi'ndeki
başarısını söyleme lütfunda bulunun. Buradaki politikacılar bu haberi büyük bir
sabırsızlıkla bekliyorlar. Sultan Murad'ın tüm hükümdarlar arasında en güçlüsü,
yaşayan en güçlü adam olduğu ve yalnızca onun yeryüzünün krallarını yenip
mahvedebileceği kabul ediliyor.
Farklı milletlerden ve her ikisi de kraliyet
soyundan gelen iki yabancı bu şehirde öldü. Biri Portekiz kralı Don Antonio'nun
oğlu Don Kristof'tur; altmış altı yıl yaşadıktan sonra babasının tacına
ulaşamadan Cordeliers denilen bir derviş manastırında ölmüş ve daha önce
babasının kardeşinin gömüldüğü yere gömülmüştür.
Diğer yabancının adı Zaga Hristos'tu ve Habeş hükümdarlığının
meşru varisiydi.Paris yakınlarında bir köyde ölen Habeş hükümdarı Yakub'un dul
eşi İmparatoriçe Nazarenne'nin oğlu olan yirmi beş yaşında genç bir adamdı.
Bildiğiniz gibi Yakub iç harpler nedeniyle kendi krallığını terk etti;
Hıristiyanların takvimine göre 1635 yılında Fransa'ya geldi. Birçok maceradan
sonra, çekilmez görünen sıkıntılar ve mallarla gerçekleştirdiği seyahatlerinin
tarihini yazdı.
Arab çölleri, Mısır, Anadolu ve
Kudüs gibi birçok ülkeyi dolaşarak neler çekmedi ki, Kudüs'te ikamet eden paşa
tarafından tutuklanma tehlikesi atlattı; paşadan kaçarak geceleri Nasıra 'ya,
Hıristiyan dervişlerin arasına gitti ve orada beş ay boyunca gizlendi. Mısır'dayken
Kahire paşasının bir haremağasının kendisini Hıristiyan dinini terk etmesi için
çok zorladığını, buna asla razı olmadığını ve Konstantiniyye'ye gitmeyi padişahımızın
ayaklarının tozuna yüzünü sürerek kendini alçaltmayı reddettiğini söyledi;
Paşanın çok cazip tekliflerle onu buna zorlamasına rağmen.
Bu kral, belki de sonsuz azaplar
çekerken, ölü prensin manevi şahsiyetini çok onurlandırdı, Eğer her zaman sadık
Müslümanlar gibi, Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed tarafından emredilen ve
Kur'an'da yazılı olan kanunun emirlerine göre yaşarsak ne sen ne de ben acı
çekmeyeceğiz.
Hayatınızın güvende olduğunu ve dostluğumun
size layık olduğunu memnuniyetle duymak isterim.
Paris, 1638 yılının sekizinci ayının
20'si