03 Kasım 2024

​Avrupa Saraylarında Bir Osmanlı Casusu

 

  Geçen yıl bir süreliğine medyayı işgal eden Çin'in casus balonu, Amerika - Çin arasındaki tansiyonu yükselmesine sebebiyet verirken, balon Amerikan savaş uçakları tarafından vurularak düşürüldü. Bu olay bizlere istihbarat için yapılan çalışmaların hız kesmeden devam ettiğini ve değişen metotları da gözler önüne serdi.

  Modern zamanlarda ise, 1990larda ülkemizi 2022-23 senelerinde ise Yunanistan'ı meşgul eden telekulakvari skandallar, kimi zaman ise basit bir iğne düzeneği ile yapılan dinleme operasyonları ya da uzayda dolanan uydular mahareti ile yapılan bilgi toplama çalışmaları bilgiye ulaşmada nelerin yapıldığını bizlere göstermekte. Hepimizin elinde bulunan akıllı telefonlarda kullanılan bazı uygulamaların bizleri takip ettiği ya da telefonu kullanmadığımızda bile bizleri dinlediği yolundaki iddialar ise sıklıkla dile getirilmekte. Geçmişte ise bu bilgi toplama işleri casuslar kullanılarak yapılmaktaydı. Bu casusların bazıları görev başında ifşa olup yakalanmışken, bazıları ise görevlerine yıllarca devam etmişlerdir.

 Tarihte casusluk faaliyetleri hakkındaki ilk bilgiler Babil kralı Hammurabi zamanına yani günümüzden 3750 yıl öncesine kadar gitmektedir. Daha sonra ise eski Mısır’da ve Yunan’da casusluk faaliyetlerine dair kayıtlar bulunmaktadır. Osmanlılar’ın kuruluş yıllarında istihbarat almakla görevli kişiler sınır boylarında yerleşik olan akıncı beylerinin emri altında bulunan akıncılardı. Bu akıncı taifesinden başka Horasan erenleri ya da alperenler diye bilinen dervişler de komşu devletlerin içine yerleşip hem Osmanlı kültürünü ve Müslümanlığı tanıtır, hem de bu mıntıkalarda olup biteni en yakın akıncı beylerine bildirirdi. İlerleyen zamanlarda ise daha kapsamlı bir istihbarat ağı kurulmuştur. Osmanlı'nın son zamanında ise bu istihbarat ağı resmi bir hal almış ve önce Teşkilât-ı Mahsusa, daha sonra ise Karakol Cemiyeti ve Mim-Mim Grubu ismini almış, cumhuriyetten sonra ise Milli Emniyet Hizmet-i Riyaseti adıyla görevine devam etmiştir. Günümüzde ise Millî İstihbarat Teşkilâtı olarak bilinmektedir.

 Bugün ise Osmanlının klasik çağı olarak adlandırılan devirden, 17. yüzyıla ait bir casusluk örneğini sizlere sunmaya çalışacağım. Konumuzun kahramanı olan istihbaratçı tam 45 yıl yakalanmadan Fransız, İtalyan ya da Papalık saraylarındaki bilgileri İstanbul'a belli aralıklarla fakat düzenli olarak jurnallemiş biridir. Görevine Sultan İbrâhim'in saltanatının son yıllarından olan 1637 de başlayıp, Sultan IV. Mehmed’in saltanatının son yıllarından olan 1682’ye kadar görevine bilfiil devam etmiştir. Casusluktan önceki adi Sicilyalı Mehmed Ağa olup. Avrupa da Titus Molderiensis Clericus adıyla bilinmiştir. Kendisinden haberdar olmamızın tek sebebi ölene kadar Fransa'da yasadığı evin ölümünden bir zaman sonra yakılmak istenmesi, evin de yıkılırken döşemeleri ve duvarları söküldüğü sırada buralara gizlenmiş tomarlar halindeki belgelerin Fransız yetkililerin ellerine geçmesi sonucu olmuştur. Bu belgeler incelendikten sonra Fransızca’ya tercüme edilmiş ve sekiz cilt halinde basılmıştır. Fransızlar ise tarihi olarak düştükleri bu utanç verici durumu belgelerin Osmanlı gibi davranan biri tarafından uydurulduğu propagandası ile geçiştirmeye çalışmaktadır. İtalya'da bu belgeler üzerine inceleme yapan uzmanlar belgelerin gerçekliği konusunda şüphe olmadığını söyleyerek Fransızları yalanlamışlardır. Gerçekte ise Fransızlar’ın Eski Türkçe ’den Fransızca 'ya yaptıkları tercüme hataları belgelerin sahte gibi algılanmasına sebebiyet vermiştir. Örneğin Fransızlar Osmanlı Türkçesi dediğimiz eski(meyen) yazı ile yazılmış belgelerde kahramanımızın ismini Mahmud olarak okumuşlar fakat kitabin iç kısmında olan çizimlerde casusumuzun ismini Mahomet olarak vermişlerdir, bu da Avrupalıların Mehmed ve Muhammed isimlerini yazma tarzıdır. Gerçekte ise Avrupalılar eski lisanda yazılışları birbirinin tamamen ayni olan fakat okurken fark oluşan Mehmed – Mehemmed, Muhammed ve Mahmud isimlerini birbirine karıştırmak sureti ile okuma hatası yapmışlardır.

 Sicilyalı Mehmed Ağa'nın yazdığı mektupların toplamı 644 tanedir. Kitap olarak basılırken birinci cilde 104 tanesi alinmiş olup geri kalanlar diğer yedi cilttedir. Bugünden itibaren birinci mektuptan itibaren sıra ile yayınlanmış olan bütün mektupları İngilizceden Türkçe'ye tercüme ederek sizlerin ilginize sunmaya çalışacağım.

“Padişah Efendimizin sadık kulları Arab Mehmed’ten Dersaadet'te bulunan Efendimizin hazinedarbaşına,

Hristiyan usulü takvimin içinde bulunduğumuz ayının dördüncü günü, yüz kırk gün süren yolculuk sonrasında Paris'e vasıl oldum. Macar diyarında hiç durmadım. Kırkbir gün Viyana'da kaldım. Orada emredildiğim gibi sarayın bütün hareketlerini takip ettim. Bunlardan şimdi bahsetmeyip veziriazama bizzat sunacağım. Henüz yeni gelmiş biri olarak kimseyi tanımıyorum ve kendim de çok az tanınıyorum. Saçlarımın kulaklarımın hizasını geçmesine katlandım. Konakladığım yere gelince, yaşlı bir Felemenk’in evinde kıskançlığın bile girmekte zorlanacağı kadar ufak bir odada kalıyorum. Boyu kısa, yüzü kötü, huysuz ve tabiatı gereği konuşkan olmadığım için, kendimi daha iyi gizleyeceğim. Adım olan Arab Mehmed yerine Boğdanlı Titus adını aldım. Küçük kara bir serc cübbesi ile biri dış görünüş olarak asla niyetlenmediğim ben ve biri de kalbimde olan gerçek ben olmak üzere iki rol taşıyorum.

 Viyana'daki Karkoa bana yaşamama yetecek kadar ekmek ve su sağlıyor .Zaten daha fazlasını da istemiyorum. Dünyada olup bitenden haberdar olan ve benim için de yararlı biri olacak olan Yahudi Eliakim beni ziyarete geldi. Ona asla ihtiyacımdan fazla güvenmeyeceğim. Görevdeyken yalan söylemek ve yalan yere yemin etmek için müftüden fetva aldım. Kafamda hala sorular olsa da, efendimize hizmet etmiş olduğum için günahtan mesul olmayacağım. Göndereceğim istihbarat için nefsime aldanmadıkça benden doğru olandan başkası size gelmeyecektir.

 Bir günde görülmesi zor olan bir şehir hakkında bahsetmek benim için zor olacak. Ben orada yedi kez bulundum. Şehir sakinleri kümes gibi yerlerde yaşıyorlar.  Köprülerin üzerine inşa edilmiş evler vardır. Bu büyük şehir bir nehir ile ikiye bölünmüştür ve her iki tarafı görkemli ve güzel yapılmış bir taş köprü ile birbirine bağlanır. Ortasında Henri’nin atlı bir tunç heykeli vardır. Kahramanca hareketleri yüzünden kendisine büyük lakabı takılmıştır ve payitahta hükmeder gibi görünmektedir. Diğer köprülerin üstü evlerle dolu olduğu için nehir için değil de şehir için yapılmış gibi görünür.

 Kralın sarayı köhne bir binadır fakat yine de efendiyi korumaktadır. İçi çöl gibi görünür.. Kral divanı ile ya memleket dışındadır ya da ordu ile beraberdir. Roma’da kardinal olarak adlandırılan bir ruhban olan veziriazam Richlieu Kardinali Armand  du Plessis saygı duyulan büyük bir siyasetçi, olduğu mevkiyi hak eden bir zeka ve faaliyet adamıdır.

 Bütün halk krallarının baba olabilmesi için tanrılarına yalvarırlar çünkü kraliçeleri kısır bir kadındır. Kiliselerine bir Hristiyan gibi görünerek gidiyorum. Onların bu hallerine bakınca, mübarek  Kur'an'ımızı elimden düşürmeyip, dualarımın da Peygamber Efendimizin hürmetine kabulünü niyaz ediyorum. Onları da suçlamıyorum .Anlaşmazlıklardan kaçınırım, kendi endişelerimi düşünürüm ve ebedi saadetimi tehlikeye atacak hiç bir şey yapmam. Hayatimin ve yaptığım islerin efendisi olan, büyük ve kudretli padişahımız  hakkında çok sık bilgi almayı arzu ederim. Onun sağlığına dikkat ediniz.

Sana hizmetlerimi  hediye etmiyorum çünkü onlar benim olduğu gibi senin de Rabbin olana mahsustur. Gelecekte yazacağım mektuplar doğrudan divan vezirlerine olacaktır. Hayatınızı iyi bir Müslümanın halisane dindarlığı ve yetenekli bir vezirin ihtiyati ile yaşayınız. İmanınızı da tükenen bir hazine gibi kalbinizde saklayınız.

  Paris, Hristiyan usulüne göre 9uncu ayın 11i sene 1637”

Haftaya ikinci mektuptan devam etmek üzere şimdilik sağlıcakla kalınız..