Avrupa Saraylarında Bir Osmanlı Casusu
Geçen yıl bir
süreliğine medyayı işgal eden Çin'in casus balonu, Amerika - Çin arasındaki
tansiyonu yükselmesine sebebiyet verirken, balon Amerikan savaş uçakları
tarafından vurularak düşürüldü. Bu olay bizlere istihbarat için yapılan
çalışmaların hız kesmeden devam ettiğini ve değişen metotları da gözler önüne
serdi.
Modern zamanlarda
ise, 1990larda ülkemizi 2022-23 senelerinde ise Yunanistan'ı meşgul eden
telekulakvari skandallar, kimi zaman ise basit bir iğne düzeneği ile yapılan
dinleme operasyonları ya da uzayda dolanan uydular mahareti ile yapılan bilgi
toplama çalışmaları bilgiye ulaşmada nelerin yapıldığını bizlere göstermekte.
Hepimizin elinde bulunan akıllı telefonlarda kullanılan bazı uygulamaların
bizleri takip ettiği ya da telefonu kullanmadığımızda bile bizleri dinlediği
yolundaki iddialar ise sıklıkla dile getirilmekte. Geçmişte ise bu bilgi
toplama işleri casuslar kullanılarak yapılmaktaydı. Bu casusların bazıları
görev başında ifşa olup yakalanmışken, bazıları ise görevlerine yıllarca devam
etmişlerdir.
Tarihte casusluk
faaliyetleri hakkındaki ilk bilgiler Babil kralı Hammurabi zamanına yani
günümüzden 3750 yıl öncesine kadar gitmektedir. Daha sonra ise eski Mısır’da ve
Yunan’da casusluk faaliyetlerine dair kayıtlar bulunmaktadır. Osmanlılar’ın
kuruluş yıllarında istihbarat almakla görevli kişiler sınır boylarında yerleşik
olan akıncı beylerinin emri altında bulunan akıncılardı. Bu akıncı taifesinden
başka Horasan erenleri ya da alperenler diye bilinen dervişler de komşu
devletlerin içine yerleşip hem Osmanlı kültürünü ve Müslümanlığı tanıtır, hem
de bu mıntıkalarda olup biteni en yakın akıncı beylerine bildirirdi. İlerleyen
zamanlarda ise daha kapsamlı bir istihbarat ağı kurulmuştur. Osmanlı'nın son
zamanında ise bu istihbarat ağı resmi bir hal almış ve önce Teşkilât-ı Mahsusa,
daha sonra ise Karakol Cemiyeti ve Mim-Mim Grubu ismini almış, cumhuriyetten
sonra ise Milli Emniyet Hizmet-i Riyaseti adıyla görevine devam etmiştir.
Günümüzde ise Millî İstihbarat Teşkilâtı olarak bilinmektedir.
Bugün ise
Osmanlının klasik çağı olarak adlandırılan devirden, 17. yüzyıla ait bir
casusluk örneğini sizlere sunmaya çalışacağım. Konumuzun kahramanı olan
istihbaratçı tam 45 yıl yakalanmadan Fransız, İtalyan ya da Papalık
saraylarındaki bilgileri İstanbul'a belli aralıklarla fakat düzenli olarak
jurnallemiş biridir. Görevine Sultan İbrâhim'in saltanatının son yıllarından
olan 1637 de başlayıp, Sultan IV. Mehmed’in saltanatının son yıllarından olan
1682’ye kadar görevine bilfiil devam etmiştir. Casusluktan önceki adi Sicilyalı
Mehmed Ağa olup. Avrupa da Titus Molderiensis Clericus adıyla bilinmiştir.
Kendisinden haberdar olmamızın tek sebebi ölene kadar Fransa'da yasadığı evin
ölümünden bir zaman sonra yakılmak istenmesi, evin de yıkılırken döşemeleri ve
duvarları söküldüğü sırada buralara gizlenmiş tomarlar halindeki belgelerin
Fransız yetkililerin ellerine geçmesi sonucu olmuştur. Bu belgeler
incelendikten sonra Fransızca’ya tercüme edilmiş ve sekiz cilt halinde
basılmıştır. Fransızlar ise tarihi olarak düştükleri bu utanç verici durumu
belgelerin Osmanlı gibi davranan biri tarafından uydurulduğu propagandası ile
geçiştirmeye çalışmaktadır. İtalya'da bu belgeler üzerine inceleme yapan
uzmanlar belgelerin gerçekliği konusunda şüphe olmadığını söyleyerek
Fransızları yalanlamışlardır. Gerçekte ise Fransızlar’ın Eski Türkçe ’den
Fransızca 'ya yaptıkları tercüme hataları belgelerin sahte gibi algılanmasına
sebebiyet vermiştir. Örneğin Fransızlar Osmanlı Türkçesi dediğimiz eski(meyen)
yazı ile yazılmış belgelerde kahramanımızın ismini Mahmud olarak okumuşlar
fakat kitabin iç kısmında olan çizimlerde casusumuzun ismini Mahomet olarak
vermişlerdir, bu da Avrupalıların Mehmed ve Muhammed isimlerini yazma tarzıdır.
Gerçekte ise Avrupalılar eski lisanda yazılışları birbirinin tamamen ayni olan
fakat okurken fark oluşan Mehmed – Mehemmed, Muhammed ve Mahmud isimlerini
birbirine karıştırmak sureti ile okuma hatası yapmışlardır.
Sicilyalı Mehmed
Ağa'nın yazdığı mektupların toplamı 644 tanedir. Kitap olarak basılırken
birinci cilde 104 tanesi alinmiş olup geri kalanlar diğer yedi cilttedir. Bugünden
itibaren birinci mektuptan itibaren sıra ile yayınlanmış olan bütün mektupları İngilizceden
Türkçe'ye tercüme ederek sizlerin ilginize sunmaya çalışacağım.
“Padişah Efendimizin sadık kulları Arab Mehmed’ten
Dersaadet'te bulunan Efendimizin hazinedarbaşına,
Hristiyan usulü takvimin içinde bulunduğumuz ayının
dördüncü günü, yüz kırk gün süren yolculuk sonrasında Paris'e vasıl oldum.
Macar diyarında hiç durmadım. Kırkbir gün Viyana'da kaldım. Orada emredildiğim
gibi sarayın bütün hareketlerini takip ettim. Bunlardan şimdi bahsetmeyip
veziriazama bizzat sunacağım. Henüz yeni gelmiş biri olarak kimseyi tanımıyorum
ve kendim de çok az tanınıyorum. Saçlarımın kulaklarımın hizasını geçmesine
katlandım. Konakladığım yere gelince, yaşlı bir Felemenk’in evinde kıskançlığın
bile girmekte zorlanacağı kadar ufak bir odada kalıyorum. Boyu kısa,
yüzü kötü, huysuz ve tabiatı gereği konuşkan olmadığım için, kendimi daha iyi
gizleyeceğim. Adım olan Arab Mehmed yerine Boğdanlı Titus adını aldım. Küçük
kara bir serc cübbesi ile biri dış görünüş olarak asla niyetlenmediğim ben ve
biri de kalbimde olan gerçek ben olmak üzere iki rol taşıyorum.
Viyana'daki
Karkoa bana yaşamama yetecek kadar ekmek ve su sağlıyor .Zaten daha fazlasını
da istemiyorum. Dünyada olup bitenden haberdar olan ve benim için de yararlı
biri olacak olan Yahudi Eliakim beni ziyarete geldi. Ona asla ihtiyacımdan
fazla güvenmeyeceğim. Görevdeyken yalan söylemek ve yalan yere yemin etmek için
müftüden fetva aldım. Kafamda hala sorular olsa da, efendimize hizmet etmiş
olduğum için günahtan mesul olmayacağım. Göndereceğim istihbarat için nefsime
aldanmadıkça benden doğru olandan başkası size gelmeyecektir.
Bir günde
görülmesi zor olan bir şehir hakkında bahsetmek benim için zor olacak. Ben
orada yedi kez bulundum. Şehir sakinleri kümes gibi yerlerde yaşıyorlar. Köprülerin üzerine inşa edilmiş evler vardır.
Bu büyük şehir bir nehir ile ikiye bölünmüştür ve her iki tarafı görkemli ve
güzel yapılmış bir taş köprü ile birbirine bağlanır. Ortasında Henri’nin atlı
bir tunç heykeli vardır. Kahramanca hareketleri yüzünden kendisine büyük lakabı
takılmıştır ve payitahta hükmeder gibi görünmektedir. Diğer köprülerin üstü
evlerle dolu olduğu için nehir için değil de şehir için yapılmış gibi görünür.
Kralın sarayı
köhne bir binadır fakat yine de efendiyi korumaktadır. İçi çöl gibi görünür..
Kral divanı ile ya memleket dışındadır ya da ordu ile beraberdir. Roma’da
kardinal olarak adlandırılan bir ruhban olan veziriazam Richlieu Kardinali
Armand du Plessis saygı duyulan büyük
bir siyasetçi, olduğu mevkiyi hak eden bir zeka ve faaliyet adamıdır.
Bütün halk
krallarının baba olabilmesi için tanrılarına yalvarırlar çünkü kraliçeleri
kısır bir kadındır. Kiliselerine bir Hristiyan gibi görünerek gidiyorum.
Onların bu hallerine bakınca, mübarek
Kur'an'ımızı elimden düşürmeyip, dualarımın da Peygamber Efendimizin
hürmetine kabulünü niyaz ediyorum. Onları da suçlamıyorum .Anlaşmazlıklardan
kaçınırım, kendi endişelerimi düşünürüm ve ebedi saadetimi tehlikeye atacak hiç
bir şey yapmam. Hayatimin ve yaptığım islerin efendisi olan, büyük ve kudretli
padişahımız hakkında çok sık bilgi
almayı arzu ederim. Onun sağlığına dikkat ediniz.
Sana
hizmetlerimi hediye etmiyorum çünkü
onlar benim olduğu gibi senin de Rabbin olana mahsustur. Gelecekte yazacağım
mektuplar doğrudan divan vezirlerine olacaktır. Hayatınızı iyi bir Müslümanın
halisane dindarlığı ve yetenekli bir vezirin ihtiyati ile yaşayınız. İmanınızı
da tükenen bir hazine gibi kalbinizde saklayınız.
Paris,
Hristiyan usulüne göre 9uncu ayın
11i sene 1637”
Haftaya ikinci mektuptan devam etmek üzere şimdilik
sağlıcakla kalınız..