04 Nisan 2025

​Artık Küreselcilerin Milyarlarca Köleye İhtiyacı Yok: 500 Milyon İnsan Yeterli

Tarih boyunca nüfus sadece bir istatistiksel veri değil aynı zamanda ekonomik üretkenliğin, askeri gücün ve sosyal kontrolün doğrudan belirleyicisiydi. Kalabalık toplumlar, daha fazla üretim, daha yüksek vergi geliri ve daha güçlü ordu anlamına geliyordu. Roma İmparatorluğu’ndan Osmanlı’ya, sanayi devrimi sonrası Avrupa’dan modern ulus devletlere kadar her güçlü yapı nüfusunu artırmayı temel bir stratejik öncelik olarak görmüştür. Bu durum uzun süre boyunca "nüfus = iktidar" formülünü neredeyse tartışılmaz bir gerçeklik haline getirmiştir.

Sanayi öncesi toplumlarda nüfus, tarlaları sürecek eller, savaş meydanlarında kan dökecek bedenler ve hazineleri dolduracak vergilerdir. Sanayi sonrası dönemde ise bu durum biraz biçim değiştirerek devam etmiştir: Fabrika işçileri, memurlar, tüketiciler, askerler… Hepsi sistemin ayakta kalabilmesi için gerekliydi. 8 milyar insanlık küresel düzen için hem kaynak hem de araç olarak görülmüştür.

Ancak bu yaklaşımın ardında insanı sadece işlevsel bir varlık olarak gören mekanik ve soğuk bir dünya görüşü yatmaktadır. Bu bakış açısı, insanlık tarihinin en karanlık dönemlerinde de karşımıza çıkmıştır: Nazi Almanyası'nın “ırksal temizlik” politikalarında, Stalinist Sovyetler’in kitlesel tasfiyelerinde, sömürgeciliğin insana “meta” muamelesi yaptığı Afrika’da…

Yeni Bir Eşik: Yapay Zeka ve İş Gücü Devrimi

10 yıl önce "dünya nüfusunu 500 milyona düşürmek istiyorlar" dediğimizde oluşan "neden düşürmek istesinler ki, ne kadar çok köle o kadar iyi değil mi" savunması artık çöktü. Gerçek ortaya çıktı, artık hemen korona süreci ile gelen yapay zekanın ne anlama geldiğini çok daha iyi anlıyoruz.  Yapay zekâ teknolojileri artık birçok sektörde insan emeğini tamamen devre dışı bırakmaktadır. GPT modelleri, üretim robotları, otomasyon sistemleri; tüm bunlar klasik iş kollarını işlevsizleştirmiştir. McKinsey'in 2023 tarihli raporuna göre, 2030'a kadar mevcut iş gücünün üçte biri makineler tarafından ikame edilecektir.

Bu devrimsel dönüşümle birlikte “nüfusa ihtiyaç” argümanı yerini “verimli nüfus” tasarımına bırakmıştır. Bu noktada devreye giren küreselci elitler, bu yeni düzeni kurarken insanı bir değer olarak değil, bir yük olarak görmeye başlamıştır. İşte asıl tehlike de burada başlamaktadır.

500 Milyonluk Yeni Dünya: İdeolojik Bir Tehdit

Bugün küresel ölçekte bazı ideologlar ve teknokratlar insan nüfusunu radikal biçimde azaltmanın hem “çevreci”, hem “sürdürülebilir”, hem de “verimli” olduğunu savunmaktadır. Ancak bu görüşler, teknolojik gerekçelerle makyajlanmış eski bir kötülüğün yeniden sahneye sürülmesidir.

Bu yaklaşım, insanı bir sorun olarak gören ve onun “azaltılması”nı bir çözüm gibi sunan zulüm politikalarının dijital çağdaki karşılığıdır. Tıpkı geçmişte soykırımcı ıslah projelerinde olduğu gibi, bugün de bazı elit odaklar dünya nüfusunu kendi çıkarları doğrultusunda “optimize etme” arzusundadır.

İnsanın bu şekilde nesneleştirilmesi, özgürlükten, adaletten ve insan onurundan uzak bir totaliter distopya vizyonunun temelidir. Ve bu vizyonun ardında yalnızca bilimsel bir merak ya da çevresel kaygı değil kendi hâkimiyetlerini kalıcı kılmak isteyen güç odaklarının şeytani tasarımı yatmaktadır.

Tarihsel Yankılar: Aynı Zihniyet, Yeni Araçlar

Tarihte benzer fikirlerin yol açtığı yıkımları unutmamak gerekir. 20. yüzyıl boyunca insanlığı en çok tehdit eden ideolojiler, hep “iyilik” vaadiyle yola çıkmış ama sonuçta toplama kampları, açlık, savaş ve soykırım üretmiştir. Bugün ise aynı zihniyet, kendini daha “modern”, daha “teknolojik”, daha “bilimsel” bir kılıfla yeniden üretmektedir.

Ama özü değişmemiştir: İnsan feda edilebilir, gereksizse azaltılabilir, fazlaysa yok edilebilir. İşte bu düşünce, insanlık tarihindeki en büyük kötülüklerin ortak paydasıdır. Bu nedenle bugün yapay zekâ ve teknoloji üzerinden sürdürülen nüfus tartışmalarının sadece birer teknik mesele değil, ahlaki bir mücadele alanı olduğu unutulmamalıdır.

İnsanı Korumak, İnsanı Savunmak

Bugün yapay zekâ sayesinde üretim 10 kat artarken sistemin efendileri artık "kölelere" ihtiyaç duymadığını ilan ediyor. Ancak bu söylemin ardında insanı değersizleştiren, hayatı yalnızca işlevsellikten ibaret sayan, modern zamanın en sofistike barbarlığı yatıyor.

Bu nedenle insanlık, teknolojik ilerlemeyi körü körüne alkışlamak yerine, bu ilerlemenin kimlerin elinde, hangi amaçla kullanıldığını sorgulamak zorundadır. Aksi takdirde dijital çağın rahatlığı uğruna ahlaki çöküşe boyun eğmiş oluruz.