Artık Küreselcilerin Milyarlarca Köleye İhtiyacı Yok: 500 Milyon İnsan Yeterli
Tarih boyunca nüfus sadece bir istatistiksel veri
değil aynı zamanda ekonomik üretkenliğin, askeri gücün ve sosyal kontrolün
doğrudan belirleyicisiydi. Kalabalık toplumlar, daha fazla üretim, daha yüksek
vergi geliri ve daha güçlü ordu anlamına geliyordu. Roma İmparatorluğu’ndan
Osmanlı’ya, sanayi devrimi sonrası Avrupa’dan modern ulus devletlere kadar her
güçlü yapı nüfusunu artırmayı temel bir stratejik öncelik olarak görmüştür. Bu
durum uzun süre boyunca "nüfus = iktidar" formülünü neredeyse
tartışılmaz bir gerçeklik haline getirmiştir.
Sanayi öncesi toplumlarda nüfus, tarlaları
sürecek eller, savaş meydanlarında kan dökecek bedenler ve hazineleri
dolduracak vergilerdir. Sanayi sonrası dönemde ise bu durum biraz biçim
değiştirerek devam etmiştir: Fabrika işçileri, memurlar, tüketiciler, askerler…
Hepsi sistemin ayakta kalabilmesi için gerekliydi. 8 milyar insanlık küresel
düzen için hem kaynak hem de araç olarak görülmüştür.
Ancak bu yaklaşımın ardında insanı sadece
işlevsel bir varlık olarak gören mekanik ve soğuk bir dünya görüşü yatmaktadır.
Bu bakış açısı, insanlık tarihinin en karanlık dönemlerinde de karşımıza
çıkmıştır: Nazi Almanyası'nın “ırksal temizlik” politikalarında, Stalinist
Sovyetler’in kitlesel tasfiyelerinde, sömürgeciliğin insana “meta” muamelesi
yaptığı Afrika’da…
Yeni Bir Eşik: Yapay Zeka ve İş Gücü Devrimi
10 yıl önce "dünya nüfusunu 500 milyona
düşürmek istiyorlar" dediğimizde oluşan "neden düşürmek istesinler
ki, ne kadar çok köle o kadar iyi değil mi" savunması artık çöktü. Gerçek
ortaya çıktı, artık hemen korona süreci ile gelen yapay zekanın ne anlama
geldiğini çok daha iyi anlıyoruz. Yapay
zekâ teknolojileri artık birçok sektörde insan emeğini tamamen devre dışı
bırakmaktadır. GPT modelleri, üretim robotları, otomasyon sistemleri; tüm
bunlar klasik iş kollarını işlevsizleştirmiştir. McKinsey'in 2023 tarihli
raporuna göre, 2030'a kadar mevcut iş gücünün üçte biri makineler tarafından
ikame edilecektir.
Bu devrimsel dönüşümle birlikte “nüfusa ihtiyaç”
argümanı yerini “verimli nüfus” tasarımına bırakmıştır. Bu noktada devreye
giren küreselci elitler, bu yeni düzeni kurarken insanı bir değer olarak değil,
bir yük olarak görmeye başlamıştır. İşte asıl tehlike de burada başlamaktadır.
500 Milyonluk Yeni Dünya: İdeolojik Bir Tehdit
Bugün küresel ölçekte bazı ideologlar ve
teknokratlar insan nüfusunu radikal biçimde azaltmanın hem “çevreci”, hem
“sürdürülebilir”, hem de “verimli” olduğunu savunmaktadır. Ancak bu görüşler,
teknolojik gerekçelerle makyajlanmış eski bir kötülüğün yeniden sahneye
sürülmesidir.
Bu yaklaşım, insanı bir sorun olarak gören ve
onun “azaltılması”nı bir çözüm gibi sunan zulüm politikalarının dijital çağdaki
karşılığıdır. Tıpkı geçmişte soykırımcı ıslah projelerinde olduğu gibi, bugün
de bazı elit odaklar dünya nüfusunu kendi çıkarları doğrultusunda “optimize
etme” arzusundadır.
İnsanın bu şekilde nesneleştirilmesi,
özgürlükten, adaletten ve insan onurundan uzak bir totaliter distopya vizyonunun
temelidir. Ve bu vizyonun ardında yalnızca bilimsel bir merak ya da çevresel
kaygı değil kendi hâkimiyetlerini kalıcı kılmak isteyen güç odaklarının şeytani
tasarımı yatmaktadır.
Tarihsel Yankılar: Aynı Zihniyet, Yeni Araçlar
Tarihte benzer fikirlerin yol açtığı yıkımları
unutmamak gerekir. 20. yüzyıl boyunca insanlığı en çok tehdit eden ideolojiler,
hep “iyilik” vaadiyle yola çıkmış ama sonuçta toplama kampları, açlık, savaş ve
soykırım üretmiştir. Bugün ise aynı zihniyet, kendini daha “modern”, daha
“teknolojik”, daha “bilimsel” bir kılıfla yeniden üretmektedir.
Ama özü değişmemiştir: İnsan feda edilebilir,
gereksizse azaltılabilir, fazlaysa yok edilebilir. İşte bu düşünce, insanlık
tarihindeki en büyük kötülüklerin ortak paydasıdır. Bu nedenle bugün yapay zekâ
ve teknoloji üzerinden sürdürülen nüfus tartışmalarının sadece birer teknik
mesele değil, ahlaki bir mücadele alanı olduğu unutulmamalıdır.
İnsanı Korumak, İnsanı Savunmak
Bugün yapay zekâ sayesinde üretim 10 kat artarken
sistemin efendileri artık "kölelere" ihtiyaç duymadığını ilan ediyor.
Ancak bu söylemin ardında insanı değersizleştiren, hayatı yalnızca
işlevsellikten ibaret sayan, modern zamanın en sofistike barbarlığı yatıyor.
Bu nedenle insanlık, teknolojik ilerlemeyi körü
körüne alkışlamak yerine, bu ilerlemenin kimlerin elinde, hangi amaçla
kullanıldığını sorgulamak zorundadır. Aksi takdirde dijital çağın rahatlığı
uğruna ahlaki çöküşe boyun eğmiş oluruz.