11 TEMMUZ 95, SREBRENİTSA, BİR HAÇLI KATLİÂMI
BM yeryüzünün en organize terör örgütü,
NATO egemenlerin yedeğiydi.
Ümmetin
yiğitleri ise ‘durumdan vazife çıkararak’, 7 kıtadan akın akın gelip, oluk oluk
kanlarını akıttılar.
Ağrılı
Selami Yurdan şehitlerin ilkiydi.
Bingöllü
Edip ile Adil, az sonra da Ürgüplü Ahmet izledi onu.
Ardından
Ebubekir, Renda, Said, İlhan, Abdülmetin, Yusuf, Güven, Muammer, Ali, Şamil,
Müslim, Mehmet, Mustafa, Ömer, Bahaddin, Ramazan…
Çanakkale’den
Hakkari’ye; Muğla’dan Ardahan’a şehitler ülkesiydi Bosna!
Sade
Anadolu’dan değil;
Sudan’dan,
Açe’den, Afganistan’dan, Çeçenya’dan gelip canlarıyla suladılar, Bosna
toprağını.
Bilge
Kral’ın önderliğinde süren Kutlu Savaş, zafere ermek üzereydi ki, Sırp
soykırımcıların imdadına Hollandalı işbirlikçiler yetişti.
Zaten
Hollanda, asansör devlet değil miydi?
Kızılderili
soykırımında, Afrika’da, kime lazım olursa, lejyonerlerini salan ara rejim
ülkesi, gangster bir derebeyi idi.
Hollanda
askeri, güvenli bölge Srebrenitsa’yı koruyordu(!)
Boşnak’ın
canı malı namusu onlara emanetti(!)
Karadziç’in
suç ortağı Mladiç, birkaç Hollandalı askeri rehin alarak(!), toplama kampındaki
Boşnakları istedi.
Karremans’ın
“Çekilin!” talimatıyla, 600 Hollandalı, 30bin Boşnak’ı ölüme yolladı.
Tepeler,
nehir kenarları, yollar, patikalar… kaçışan Boşnaklarla doluydu.
Tuzla’ya
ulaşabilenler tek tüktü, soykırımın görgü tanığıydı onlar.
CIA,
KGB, MOSSAD, Vatikan… ellerini ovuşturarak seyrediyordu.
Beyaz
Adamın(!) Ruanda tecrübesinin üzerinden 1 yıl geçmemişti.
1
milyon Hutu/Tutsi’nin katliam emrini veren, Fransa Belçika terör koalisyonuydu.
Şimdi
yeni laboratuar Srebrenitsa idi.
İlk
anda 8bin çocuk kadın erkek ihtiyar… toprağa düştü.
Annesine
sığınan yavru, masumane sesleniyordu:
“Çocukları
küçük kurşunlarla vururlar, değil mi anne?”
Sağ
kalanlar mezar eşiyor, işlem bitince, onlar da yuvarlanıyordu canlı canlı…
Meğer
kendi kabirlerini kazıyorlardı.
Asit
kuyularına atılan bedenler bir anda eriyor, “Parmak uçlarının birleşeceği”
Adalet Günü’ne ısmarlanıyordu.
İş
makinaları toplu mezarların yerini değiştiriyordu. Hangi ceset kime ait,
bilinmeyecekti(!)
Şeytanın
ajandasındaki her kötülüğü yaptı, ajanlar.
Eti
kemiği yapışmış kadınların/kızların bedenleri kirletiliyordu, ama ruhları
apaktı.
Onlar,
konu mankeni değildi; magazin malzemesi, paparazzi soytarısı olamazdı.
Ped
reklamında da göremezdiniz.
Onlar
ümmetin evlatları, bacılarıydı.
Yıllar
sonra Mavi Kelebekler uçuşmaya başladı, mezarların üzerinden.
Meğer
ölü toprağı renk değiştirince Mavi Kelebekleri çekiyormuş, kendine.
Nerede
Mavi Kelebekler uçuşuyorsa orada toplu mezar vardı.
Boyun
kemiklerine sarılı meşin kılıf içindeki Kur’an’lar, Şahitliği simgeliyordu.
Srebrenitsa
bir ders verdi, dünyaya:
Başkentler
işbirlikçidir, güvenme!
İş
bitip de katliamcı çekilince çikolata yollarlar, alay edercesine.
Bağrımdaki
şehit sayım 8372 değil, 30bin, inanma!
Da se
ne zaboravi i da se ne ponovi!
Unutulan
soykırım tekrarlanır, uyuma!
Tarık Sezai Karatepe